Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çocukluğum - 2

O zamanlar bomboş çayırlıklar, tek tük evler, at arabaları.. Şimdi baktığımda küçücük, ama çocukluğumun kocaman  Demirkapı ve Bağlar Caddeleri.. Önce tek katlı, sonra iki katlı, sonra 3 katlı bahçe içinde evimiz. O zamanlar evler bir seferde pek bitmez, paramız oldukça üzerine bir kat çıkmak şeklinde yıllar süren bir inşaat serüveni yaşanırdı. İlk yıllarda ben daha ilkokuldayken tek katlı evimizin girişi  çini , odalar tahta döşemeydi. Bu döşemeleri annnem tahta fırçasıyla fırçalaya fırçalaya temizlerdi.. Daha sonra bu döşemelerin üzeri muşambalar ile kaplandı.  Ben küçük olduğum için tahta fırçalamadım, ama muşamba döneminde henüz vileda yokken dizlerimin üzerinde yer silmeye yetiştim. Aynen bu resimdeki gibi döşenirdi. Arada bazı tahtaların çürüdüğü olurdu, bunlar değiştirilirdi. Devir rutubet devriydi .   Evin duvarları rutubet alır,  ahşap pencereler çürür, macunları dökülürdü. Paramızın tümünü inşaata verdiğimiz için hep sıkıntı yaşar, işçilik ...

Çocukluğum

Ben doğduğumda Dolapdere'de oturuyormuşuz. Dolapdere anneannemin mekanı. Tüm çocuklarını orada büyütmüş. Anneannem Kafkaslardan Türkiye'ye göçen bir ailenin kızı. Önce Adapazarı, sonra İstanbul.  Sonra 2 evlilik ve 5 çocuk. 3 Erkek, 2 kız. Anneannem hayattan hiç korkmazdı. Cesur, kararlı, özgüveni olan, tek başına hayatını kurabilmiş bir kadındı.  O yokluk yıllarında ve zorlu dönemde 4 çocuğuyla eşinden ayrılmış ve aldığı nafakayla çocuklarını yetiştirmiş. Kızlar ev işlerine odaklanırken, erkekleri okutmak için çok mücadele etmiş. Anneannem çocuklarını yetiştirirken savaştan yeni çıkmış bir ülkede yokluk ve fakirlik içinde ikinci evliliğini yapmak zorunda kalmış. Bu evlilikten de bir erkek çocuğu daha olmuş. Sonra bu eşinden de ayrılmış.. Kızları ev işlerinde yetiştiriken, annemi "Beyoğlu Kız Sanat" okuluna göndermiş.  Daha sonra aldıkları 2. el dikiş makinasıyla dışarıya dikiş dikmeye başlamışlar.  Tüm zorluklara rağmen oğullarını okutmak için uğra...

Nikah ve Balayı

 Artık evimizi de bulmuş, eşyalarımızı da seçmiştik.  Evi boyamayı Hamit'in babası üstlenmiş ve bir günde de bitirmişti. Sıra temizliğe gelince annemle ben bu işi de halletmiş, eşyalarımızı da yerleştirmiştik. Benim gelinliğimi Beyoğlu-Tünel'de bir gelinlikçiden kiraladık. O  zamanlar  şimdiki gibi kiralık-satılık arasındaki  fiyatlar birbirine bu kadar yakın değildi.  Kiralamayı tercih ettik.. Hamit'in kıyafetini de Laleli'den bir butikten aldık.  Ancak kolları uzun, omuzu da tam oturmamıştı. Hemen düzeltiriz dediler, tadilata verdik.  Sonra o takım için defalarca provaya gittik, yine de olmadı. Ceketin kolları kısa kaldı :))  Bugün resimlere baktığımızda hala güleriz.. Hamit iş gereği güzel takım elbiseler giyer, hep o zamanların en iyi markaları olan İGS ya da KİP  alırdı. Nereden çıktıysa bu Laleli'deki butik :)) Davetiyelerimizi ve nikah şekerlerimizi Beyazıt'tan aldık. Beyazıt bu işin merkeziydi. Nikah şekeri yapan...

İlk evimiz..

İş yerlerimiz  kesinleşince oturacağımız adres de belli oldu.  Gayrettepe-Mecidiyeköy'e  odaklandık. İkimize de yakın olacaktı. Emlakçıları dolaşmaya başladık. Akşamları iş çıkışında cadde üzerindeki emlakçılara tek tek uğruyor, kiralık ev soruyorduk. Çoğunlukla cevapları  "size pahalı gelir"  oluyordu.  O zamanlar emlakçılar ev hakkında biraz bilgi verip ondan sonra görmek isteyip istemediğimizi soruyordu. Çünkü her gösterdikleri ev için ücret alıyorlardı. Evi beğenmesek bile bu ücreti ödüyorduk. Bundan dolayı her eve talipli olmuyor, görüp görmemeye iyi karar vermek istiyorduk. Ama olmuyordu.  Evler geniş ve güzel ama ev kiraları yüksekti.  Ya da kirası uygun ama ev çok eskiydi. Orta halli bir ev için birimizin maaşının büyük kısmı ev kirasına gidecekti.  Buna rağmen Hamit  "olsun bedelini verelim iyi bir evde oturalım"  diyordu ama ben ikna olmuyordum. Henüz yeni evleniyorduk. Elimize geçen paranın büyük bir kısmını ev sahi...

Evlenmeye az kaldı..

Gençliğimin en güzel yıllarını Beyoğlu'nda geçirmenin doyumunu yaşamıştım.  Dört yıldır çalışıyordum ve para kazanıyordum.  Kazandığım parayı çeyiz meyiz gibi konulara hiç ayırmamıştım. Böyle bir hazırlığın içinde de değildim.  Giyime çok para harcamaz daha çok kendim dikerdim. Aşağıdaki puantiyeli etek,  yine aşağıdaki  kenarı biyeli bluz ve boynumdaki kolye.. hepsini kendim yapmıştım.  Genellikle Fatih'teki Bursa Pazarı'ndan kumaş alır, BURDA'dan patron çıkarır, Annemin makinasında  dikerdim. Beyoğlu'nda pasaj içlerinde pliseciler vardı. Kumaşları plise yaptırır etekler dikerdim.  Yine pasajlardaki boncukçulardan çeşitli renklerde boncuklar alır, bunları kendim dizer ve takardım. Daha sonraları bu dikiş işini daha da ileri götürüp kareli ceket dikmişliğim de vardır :)) Anneannemin ve annemin dikiş konusunda üstad olduklarını belirtmeme gerek yok sanırım. Anasına bak kızını al diye boşuna söylememişler. Bana da onlardan geçmiş. Onlar k...

Çeşme-Ilıca

15 Gündür Çeşme-Ilıca'dayız. İlk defa bir otelde kesintisiz 15 gün tatil yapıyorum.   Sheraton Çeşme güzel bir otel. Daha önce hiç gelmemiştim. Ne Ilıca'ya ne de bu otele.  Bir yurt dışı promosyonundan yararlanmak üzere bu otelde konaklıyoruz.  Bu bizim kendimize emeklilik hediyemiz.   İlk geldiğimizde esen rüzgarda bir sörf gibi uçacağımızı düşünmüştüm.  Çeşme Dünya sörf şampiyonalarının yapıldığı yer malum..  Odanın balkonundan baktığımda üzerime bir mont giymem gerekir !!  öylesine sert ve kuvvetli. Gelen görevliye sordum "genelde böyledir, eser" dedi.. Güneşlenirken sorun olmuyor, serin serin esiyor.  Rüzgar estiğinde denizde de dalga oluyor tabiiki.. Denizin içi sığ, hemen derinleşmediğinden denize girene kadar dalgalar ıslatmış oluyor.  Dalgaya rağmen ayaklarımızı bastığımız kum zemin çok hoş, o da dalgalı. Bir-iki gün rüzgardan sonra bir sabah sessizliğe uyandık. Hiç dalga hışırtısı yoktu, deniz o zaman inanılmaz güzel olu...

Beyoğlu'na Veda

Okulumda ilerleyemiyordum, duraklama dönemine girmiştim.   Siyasi partilerin gençlik örgütlenmelerinin olduğu üniversitelerde sağ-sol çatışmaları sürekli yaşanıyor,  bu çatışmalar üniversite işgallerine ve eğitim öğretimin durmasına neden oluyordu. 12 Eylül'den sonra üniversiteleri denetim altına almak için 1981 yılında YÖK kuruldu ve tüm Üniversiteler YÖK'e  bağlandı, birçok Öğretim Görevlisi görevlerinden alındı. Bu dönemde birkaç kez okuluma gittim ama derslere giremeden geri döndüm. Böylece okulla arama mesafe girmeye başladı. Okuldan mezun olabilmek ve meslek edinebilmek için daha önümde en az iki yılım vardı ve evleniyordum. Hep böyle çalışamazdım. İşimde bir atak yapabilmem iyi olurdu. Arkadaşlarla konuşmaya başladım. Acaba yeni bir iş nasıl bulabilirim?  farklı bir görevde nasıl yer alabilirim? Artık bir kulvar değişikliği yapmak istiyordum.. İşletme okuduğuma göre biraz daha bana uyan, ilerde işime yarayacak bir tecrübeye ihtiyacım vardı. İSOTAŞ'ta...

Nişanlanıyoruz

İki farklı aile bir araya geliyor.   Hamit bizi ailecek alıp kendi evlerine götürüyor.  İki aile tanışacak.  Bu farklı iki aile arasında öyle güzel bir diyalog kuruluyor ki, herkes çok mutlu.. farklılıklar eriyip gidiyor, herkes birbirine saygı duyuyor, seviyor..  Samimi bir ortam oluşuyor. Bundan sonra da hızla Nişan hazırlıkları başlıyor. Kasım 1980'de Nişanlanıyoruz. Ben yıllar sonra alyansımı kaybettim,   "ne gerek var?" diyerek Hamit'e de çıkarttırdım..  öylece kutuda duruyordu..bir gün kuyumcuya bozdurduk :)  Eğer yüzüklerimiz dursaydı şimdi içine bakıp nişan tarihimi tam olarak yazardım..  Unuttum :)) Nişan alışverişini   Nurşen ve Mahmut Abi 'yle birlikte Bakırköy'de yapıyoruz. Nurşen'le birlikte bana pırlanta bir yüzük beğeniyoruz ve alyansları alıyoruz.   Pırlanta yüzükler o zaman böyle sıralı taşlı.  Tek taş o zamanlarda yok.  Zaten Nurşen olmasa benim ne bir talebim ne de fikrim olacaktı.. O yönlendiriyor. E...

Heyecanlı Tanışmalar..

Türkiye çalkantılı bir dönemden geçiyordu.. Okula gitmek iyice zorlaşıyordu. Farklı grupların çıkardığı olaylar nedeniyle derslere giremiyor, ya da dağılıyorduk. Herkes sigara dumanıyla dolu kafeteryaya doluşuyor ve siyaset yapıyordu. Okula gitmek derse girmek pek mümkün olmuyordu. Bu yüzden çok az gitmeye başlamıştım, ama sınavlara giriyordum. İkinci sınıf  devam ediyordu.  12 Eylül  1980'de  İhtilali yaşadık. Sabah kalktığımda haberi duydum ve işe gidemedim, sokağa çıkma yasağı vardı. Haberleri sadece radyodan ve televizyondan dinleyebiliyorduk.     Bu müdahale ile  Süleyman Demirel 'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı,  TBMM    lağvedildi..  Hamit'le buluşmaya ve birlikte eve dönüşlere devam ediyorduk.  Tanışalı  6 ay  olmuştu.  Bir gün Topkapı'da minibüs beklerken  "bu ne kadar devam edecek?"  dedim..  "Eğer senin için uygunsa hemen  ailelere açılabiliriz" ...

Sevinç'i kaybetmiştim.. 30 yıl sonra buldum..

Hayat devam ederken ve işler-güçler yoğunken  Sevinç'i bulma kararı aldım.  Aradan tam 30 yıl geçmişti. Nasıl bulacağımı bilmeden aramaya başladım..  Sevgi'yi bulma hikayeme benzer bir hikaye de Sevinç'i bulurken yaşadım. Yıl  2009.. Bundan 3-4 yıl önce  birdenbire  "Sevinç'i bulmam lazım"  dedim.. Bu isteğimi tüm arkadaşlarımla paylaşmaya başladım.   Eski bir arkadaşımı bulmak istiyorum. 30 yıldır görüşmüyoruz.  Nasıl bulabilirim acaba?. Önce Facebook'tan aradım, bulamadım Soyadı değişmişti. Evlendiğindeki  soyadını biliyordum ama sonra ayrılmışlardı. Soyadını bilmeden de bulmak çok zordu. Hamit'le konuştuğumuzda  "Maltepe'de oturuyorlardı, Tapu'dan falan bulabiliriz" dedi.  Bir ara gidip araştırmalıydık. Ama belki de evleri çoktan satılmıştı?? Hangi isimle arayacağımızı da bilemiyorduk. Acaba Teyzesi'nin adını mı sorgulamalıydık? Adı neydi? Ayrıldığı eşinden ulaşabilir miyim acaba?   Adı-Soyadı değişmeyen bir O...