Ana içeriğe atla

Sevinç'i kaybetmiştim.. 30 yıl sonra buldum..


Hayat devam ederken ve işler-güçler yoğunken  Sevinç'i bulma kararı aldım.  Aradan tam 30 yıl geçmişti.
Nasıl bulacağımı bilmeden aramaya başladım..  Sevgi'yi bulma hikayeme benzer bir hikaye de Sevinç'i bulurken yaşadım.

Yıl  2009.. Bundan 3-4 yıl önce  birdenbire  "Sevinç'i bulmam lazım"  dedim.. Bu isteğimi tüm arkadaşlarımla paylaşmaya başladım.   Eski bir arkadaşımı bulmak istiyorum. 30 yıldır görüşmüyoruz.  Nasıl bulabilirim acaba?.

Önce Facebook'tan aradım, bulamadım Soyadı değişmişti. Evlendiğindeki  soyadını biliyordum ama sonra ayrılmışlardı. Soyadını bilmeden de bulmak çok zordu.

Hamit'le konuştuğumuzda  "Maltepe'de oturuyorlardı, Tapu'dan falan bulabiliriz" dedi.  Bir ara gidip araştırmalıydık. Ama belki de evleri çoktan satılmıştı?? Hangi isimle arayacağımızı da bilemiyorduk. Acaba Teyzesi'nin adını mı sorgulamalıydık? Adı neydi?

Ayrıldığı eşinden ulaşabilir miyim acaba?   Adı-Soyadı değişmeyen bir O vardı. Türk Telekom'dan aynı isimdeki tüm ev telefonları yazdım ve onları tek tek aradım.

"Bir arkadaşımı arıyorum.. acaba daha önce bankada çalıştınız mı?"  ya da telefona eşi çıkanlara    "eşiniz acaba eskiden Banka'da çalışmış mıydı?"  diye sorular soruyorum.   Her defasında  "hayır.. ben bankada çalışmadım"   ya da   "hayır aradığınız kişi ben değilim, yanlış"   diyorlardı.   Bir keresinde telefondaki bayan  "evet çalıştı" dedi.. heyecanlandım.. ama aradığımın aynı kişi olmadığını  biraz daha konuşunca anladık.  Böylece elimdeki tüm listeyi tek tek aramış oldum.  Maalesef eski eşinden Sevinç'e ulaşamayacağımı anladım.

Yine bir akşam  arkadaşlarım Hatice ve Şükrü ile konuşurken konuyu açtım.   Şükrü böyle konularda çok ataktır, hemen harekete geçer. Onlar da fikir üretmeye başladılar. Nasıl bulabiliriz acaba?


Aslında yıllar önce bu şans kapıma gelmişti.  Beyoğlu'nda seyrettiğim bir oyunda    "Aaaaa bu Mine" diyerek Sevinç'in  Tiyatro Sanatçısı  kardeşini  sahnede görmüş,  işte bu bir fırsat.. diye düşünmüştüm. Ancak çıkışta Kulise girememiştim.

Şükrü bana sorular soruyordu. Nerde oturdu, kimi tanıyorsun vb...  O zaman aklıma Sevinç'in abisi geldi. Hızır o yıllarda  Kadınca Dergisi'nde  Duygu Asena ile çalışıyordu. Ama üzerinden yıllar geçti, Duygu Asena vefat etti..  Hızır kim bilir şimdi nerdedir?   Şükrü hemen gazeteci bir arkadaşını aradı Hızır'ı sordu.. "N'olur bir araştır, bir telefonu olsa kafi"  dedi ama sonrasında hiç ses çıkmadı.

Kızkardeşi  Devlet Tiyatrosu Oyuncusu ama onun da soyadı değişmiş.. Mine yazıp bulamıyorum.   Daha sonra öğrendim  yine Tiyatro Oyuncusu Payidar Tüfekçioğlu ile evlendiğini ve Mine Tüfekçioğlu olduğunu.. Bir yandan da kadınların bu soyadı değişikliğinin izlerini nasıl sildiğini düşünüyorum.

O zaman tek çare kesinlikle Hızır'ı bulmalıydım.

Yine internette Hızır'ı aramaya başladım. Evet haberler vardı ama hepsi sadece haberdi ona ulaşacağım bir bilgi vermiyordu bana.  Bir yer, bir telefon, bir adres belirtmiyordu.  Tüm fotoğrafları, resimleri taradım, tek tek girdim. Bir ropörtajını gördüm. Hızır Radikal Gazetesi'nde yazıyor, ropörtajlar yapıyordu.


Yazının altında bir iletişim bilgisi vardı. Bir e-mail adresine Hızır'a hitaben kendimi tanıtarak mesaj yazdım. "Bana Sevinç'in telefonunu verebilir misin?"........................aylarca ses çıkmadı... ne arayan vardı ne soran..

Çaresiz öylece beklemeye başladım.

O günler Teyzem'in  düşüp beyin kanaması geçirdiği, bazı duyu ve konuşma sistemlerinde hasar bıraktığı için tamamen bakıcıyla yaşadığı, bizim de ziyaretine gittiğimiz günlerdi. Yine bir ziyaret sonrası Annem'i Bakırköy Çamlık'tan aldım eve doğru geliyorduk. Ben araba kullanırken telefonum çaldı.  Uzunca bir numara beni arıyordu.

Karşıdaki ses   "Merhaba Arda ben Sevinç" dedi...  Aman Allahım.. bu nasıl olur?   beni nasıl buldun?

Hızır maillerine geç bakmış, Sevinç'i arayarak  bir adam seni soruyor demiş..  Adım Arda olunca.. :))
Benim numaramı vermiş.  Sevinç hayatında bir tek Arda olunca durumu anlamış :))

Hızır'ı bulamasaydım Sevinç'i bulamazdım.

Biz birbirimizi bulduktan yaklaşık bir ay sonra Hızır kalp krizinden vefat etti.
Bizi buluşturup görevini tamamlamıştı sanki :((  Allah Rahmet Eylesin..

Sevinç  "Hollanda'dan arıyorum"  deyince iyice şaşırdım. Hayatını orada kurmuştu, yıllar olmuştu gideli..
Bu telefondan sonra uzuuun uzuuun yazıştık. Hayatımızın özetini yaptık. Eskileri hatırladık, komik hikayeler anlattık.

Ara sıra buralara geliyor ama hala birbirimize sarılamadık. Ben Hollanda'ya gittim, O orada değildi..  O geldi, ben buralarda değildim.. Bir türlü kısmet olmadı işte.. Şimdi umutla buluşmayı bekliyoruz.. Birbirimizi bulduk ya.. aradan 30 sene geçmiş ama biz hala hiç gün kaybolmamış gibi yine aynı duygularla konuşuyoruz.  Birlikte geçen 2 yılın ne derin izleri oluyormuş meğer :))



Nişanımızda bizim evde.. 


Sevinç aradığında arabayı sağa çekip yanaştırdım.. Annem de arabanın içinde şaşkınlıkla ve merakla beni dinliyordu.  "Anne arayan Sevinç. bilirsin İsotaş'tan arkadaşım"  dedim.  "Bilmez miyim? senin bütün nişan resimlerini renkli fotoğraf makinası ile onlar çekmişti, o zamanlar kimsede böyle makina yoktu"  dedi.. 
Bu detayı ben hiç hatırlamıyordum, onu da annem hatırlattı :))  İşte o makinayla çekilmiş bir hatıra..

Sevinç Maltepe Anadolu Lisesi'nde okudu. Şu anda Hollanda da Eindhoven'de yaşıyor. Tiyatro  ile ilgileniyor. Theatervereniging Kulis'te oyunlar yazıp, yönetiyor, şiir geceleri düzenliyor.





Çapkın Dede isimli oyunu İstanbul-Kadıköy'de  Tiyatro Kulis'te  sahneye konuldu.

İyi ki O'nu bulmuşum.  1979 yılında tanışmış, yaklaşık 2 yıl birlikte çalışmıştık. Ben işten ayrıldıktan sonra da ikimiz de evli olduğumuz için ailecek de görüşüyorduk..  İkimizin de birer oğlu oldu. Sonra hiç görüşemedik, Telefonlarımız, adreslerimiz değişti .. izimiz kayboldu gitti.. Ama yıllar içinde kaybolmayan bazı şeyler var. Bunları hep hatırlıyoruz.  Sevinç benden daha iyi hatırlıyor bu kesin. Bazen bana bir şey anlatıyor, yok hatırlamıyorum.. :))    Bazen yazdığını itiraf ediyor. "Tamam canım tam olarak böyle olmasa da, biraz edebiyat yapıyorum" diyor. O'nun ağzından hikayelerimizi dinlemek çok zevkli, çünkü hep gülerek anlatıyor :))

Sevinç hayat yolculuğunda kendi çabasıyla, azmiyle başarıya ulaşmış bir mücadeleci kadın. Sadece hayal etmekle kalmamış,  yabancı bir ülkede,  farklı bir dilde başarmanın,  hayallerine ulaşmanın bir yolunu bulmuş.

O benim arkadaşım.




Yorumlar

  1. Super bir yazi, cok begendim. benim resimlerimde kullanildigi icin birazda duygulandim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

PHUKET ! Sen Bize Ne Yaşattın Öyle?

Phuket 2014 yılında yaptığımız Dünya Seyahatine imzasını atmıştı. Patong sahilinde yaşadığımız keşmekeş ve memnuniyetsizlik üzerine "Acaba gitmesek mi?" dediğimiz Naka Island ile bizi şaşırtmış ve sıra dışı bir turizm anlayışı ile sonunda "İyi ki geldik, biz ne yaşadık böyle" dedirtmişti. Bu ikici gidişimiz pek de heyecan verici değildi. Yine de doğal güzellikler vaat eden adalarını görecek olmamız değişik geldi. Otelimizden sabah erkenden çıkıp yarım saatlik bir yolculuktan sonra Phuket'in güzel marinasına ulaştık.   Marinanın adı Royal Phuket Marina. Marinaya bir tabela asmışlar "Bu marina Asya'nın ilk ve tek karbonsuz marinasıdır" diyor. Bu da bana çok enteresan geldi. Arkamızda öyle yazıyor :) Elektrik kablolarının binlercesinin direklerde sallandığı, çevresel düzenlemelerin en alt seviyelerde olduğu bu coğrafyada ilginç bir yaklaşımdı. Sonra bunun ne anlama geldiğini merak ettim. Deni...

Corona Virüs'ün Cruise Seyahati

Tarihte gemi ile yaşanan facialar çoktur.  Titanik :  1912 Yılında daha ilk seferinde buz dağına çarparak, çarpma anından itibaren 2 saat 40 dakikada 1514 kişi ile sulara gömülmüştü. Sonra ortaya çıktı ki ; gemide kurtarma için yeterli filika yoktu. Oysa gemi en ileri teknolojilerle üretilmişti ve batmaz gemi olarak anılıyordu, battı. Struma : 1941'de İkinci Dünya Savaşı sırasında 790 Romanya Yahudisi katliamdan canlarını kurtarmak için kiraladıkları bir kömür gemisiyle Filistin'e gitmek üzere yola çıktılar. Geminin motoru arıza yapınca Sarayburnu açıklarına demirledi.  9 Hafta boyunca yolcusunu indirmesine izin verilmediği için öylece kaldı. Karadan motorlarla gemiye yiyecek ve giyecek yardımları yapıldı. Motoru tamir edilemeyince Karadeniz'e çektirildi ve burada Sovyet denizaltısı tarafından patlatılarak batırıldı. Bu gemiler  acizlikler, ihmaller ve kasıtlarla anıldı. Şu günlerde dünyayı ayaklandıran Corona virüs salgınının bir parçası olan Diamond Princess...

Alper Gezeravcı'dan Önce Ben Varım

Bugünlerde TV'lerde sürekli haber ve reklam dolaşıyor. Tarihimizde ilk defa bir Türk astronot uzay mekiği ile araştırmalar yapmak üzere araştırma ekibine katıldı. Mekiğin fırlatma anında meydanlara çadırlar kuruldu, sahnelerden yayın yapıldı ve canlı olarak hep birlikte geriye sayıldı.  Yapılan konuşmalar, Türkiye'nin teknoloji hamlesi, TRT'de spikerin NASA bekle bizi geliyoruz babında söylemlerini görünce ben Türkiye'den bir uzay mekiği gidiyor sanmıştım. Meğer her şey aynı giden bizim astronotmuş. Bu da gurur tabii, bravo Alper.. Ancak bundan yaklaşık 5-6 yıl evvel ben de NASA'da astronot olmuş, uzay mekiği simulatörüne binmiştim. Uzun zamandır bu hikayemi anlatmak istemiştim ama olmadı. Şimdi tam zamanı diyerek tekrar hatıralarıma geri döndüm. Uzay mekiğinin fırlatıldığı Cape Caneveral uzay üssü, aynı zamanda binlerce insanın içini dolaştığı bir müze. Müze demek de haksızlık olur çünkü burada hem geçmiş hem gelecek var.  Sabah erken saatlerde girip akşama kadar b...