Ana içeriğe atla

Dünya Seyahati Planı











2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz. 
Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ”

Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar.

Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı? 

Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati  hediye ettiğini duyurdu.  


İşleri bir kenara koyunca Hamit “Haydi gidiyoruz, bu bizim kendimize ödülümüz, bu kadar yıl çalışmamızın ödülü, emekli ikramiyemiz!” dedi ve hemen anlaşmayı yaptık.

Ardından da ince ince planlama safhası başladı. Hem gündelik işler güçler devam etti, hem de bu seyahat planıyla ilgili bilgiler ve planlar sürekli gündemimizde oldu.

Öncelikle gideceğimiz ülkeleri belirledik. Avrupa elimizin altındaydı, zaten gitmediğimiz ülke hemen hemen kalmamıştı. Bu nedenle biraz daha uzakları seçtik.
Sheraton ilanında 20 günlük bir tur hayal etmiş. Oysa biz bu turu daha uzun yapmak istedik. 
53 güne çıkardık. 

Öncelikle kendimiz için bir dünya seyahati planı yapıp sunulan rotalar içinden beğendiğimizi seçtik, rotamızı çizdik.  Burada Dünya Seyahati Programı olması için tek şart Dünyanın etrafını bir tur dönmek. Doğudan batıya, ya da batıdan doğuya bir rota çizmek mümkün.  39.000 mili aşmamak şartıyla listedeki ülkelerden  max. 16 uçuş noktası olmak koşuluyla nerelere gideceğimizi ve toplam milimizi belirledik. 

Star Allianz Sitesinden Round The World penceresini seçerek rotanızı belirleyebilirsiniz. Size tahmini maliyetini çıkartabilir. (Tabii ki bu plan sadece uçak için). Sonra ayrıca vizeleri siz alacaksınız, konaklama, yeme-içme, transferler, yol, gezilecek yerler vb. gibi tüm planları da siz yapacaksınız ve giderleri de üzerine ekleyeceksiniz. 

Bizim rotamız söyle oldu ;

Amerika/New York, Miami, Orlando, Miami, Rio De Jenario, Buenos Aires, Los Angeles, San Diego, Hawaii, Yeni Zellanda,  Sydney, Singapur,  Phuket, Hong-Kong

Turumuzun uçuş planı aşağıdaki gibi olacak.


Böylesine bir tur için daha fazlasını istememek mümkün değil.  Gitmişken şuraları da -buraları da görelim kaygısı da var.  Ancak buna bir dur demek gerekiyor, bunun sonu yok..

Keşke gittiğimiz ülkelerde  birkaç ay kalıp sonra tura devam edebilseydik.  Bu fikir ne kadar da cazip görünüyor ama göründüğü kadar kolay olmuyor. Bir hafta bile yurt dışına çıksak söylendiğimiz ülkemizi özlüyoruz. Çünkü burada sevdiklerimiz var, kocaman bir aile olmuşuz.   Artık gençler gibi 7-8 aylık bir seyahat planı yapıp, maceraya yelken açmamız mümkün görünmüyor. 

Araştırdıkça işleri sadece Dünyayı gezmek olan sadece bunun peşinde dolaşan bir sürü genç gördüm.   Dünya'da gençler bu tür hayallerin peşinden giderken biz de ise önce hayatını kurmak öncelikli oluyor. Çünkü bu memlekette bir hayat kurmak çok zor. Bu yüzden gençlerin haytalık edip Dünyayı dolaşmaları yerine bir işe girip bir an önce para kazanmaya başlamaları temel hedefimiz. 

Gençler bu işi bedavaya ya da ucuza getirmenin yolunu bulmuşlar. Coachsurfing gibi sitelerden birbirlerini buluyor ve hiç tanımadıkları kişilerin evlerine misafir olup birbirlerini ağırlıyorlar. Facebook sayfaları var, sürekli İstanbul’da da etkinlik düzenleyip bir araya gelip toplanıyorlar.  Üye olduğunuzda hemen size gelip kalmak isteyen Dünya vatandaşlarından istekler geliyor. Sonra siz de onlara gidip kalabiliyorsunuz..

Bazıları daha da ileri gidip bu seyahatlerini adım adım nasıl planladıklarını, seyahatte neler yaşadıklarını, bütçelerini, gördükleri yerleri bloglarında anlatmışlar, fotoğraflar eklemişler, tecrübelerini paylaşmışlar. Bu anlamda araştırdığım bazı bloglara hayran kaldığımı söyleyebilirim.  Bekran Sarsılmaz'ın  Yol Hiç Bitmez, Uzar Gider    bloğu bunlardan biri.  Bu ilgim hayranlıkla kalmadı, bazı bloggerlarla  yazışmalar da yaptım.  Bazı konularda bilgi aldım.

Hele Che’nin çıktığı yolculukta başta Che olarak başladığı Güney Amerika’ya yolculuğunun sonunda bir Lider Che’ye dönüştüğünü okuyunca seyahat etmeyi daha çok sevdim. Gezmeyi, yeni kişiler tanımayı, farklı kültürlerde az da olsa yaşamayı, dolaşmayı, dünyayı tanımayı, farklılıkları keşfetmeyi  çookk seviyorum.

Bu yüzden dolaşmak ve gezmeye ayırdığımız bütçe bizim hayatımızın hep öncelikleri arasında oldu.  İşte bu yüzden bu kadar çalıştık belki de..  İki yıl önce Datça'da konuştuğumuz lokanta sahibine   "Burada yaşamak istiyoruz? ne dersiniz?"  deyince, "Organlarınız sağlamken gelin, geç kalmayın" demişti.  Bu bizim hiç unutamadığımız  bir tavsiye oldu. Uzun seyahatlere çıkmak, tüm gün yürümek, uzun uçuşlara katlanabilmek, geceleri uçakta iki büklüm kalabilmek, hala bir yerleri görmek için istekli olmak.. bunlar hep yaşı çağrıştırıyor. Bu yüzden hayatı kaçırmadan, çok geç olmadan  acele etmek istiyoruz. 

Rota belli olduktan sonra kalınacak gün sayılarına baktık, her ülke için kaç günün yeterli olabileceğine ilişkin araştırma yapıp gün sayılarını belirledik. 24 Ocak’ta tura NewYork’a uçarak başlıyoruz ve plan dahilindeki ülkeleri dolaşıp son durak olan Hong Kong’tan 17 Mart’ta dönüyoruz.  Daha önce kesintisiz hiç 53 gün tatil yapmadık :) Bu 53 günün içinde bazı geceleri uçakta uzun uçuşlarla  9-10 saat uçarak geçireceğiz.

Gidelecek her ülkede saat farklılıkları olacak. Zaten Amerika’nın doğusu ile batısı arasında bile 3 saat fark var, koca ülke.  Uçaklardan inişte sürekli bir ayarlama ve yeni saate adapte olma modumuz olacak.


Bir seyahatin adının Dünya Turu olması muhteşem bir şey. Bir ülkeye gidip gelinebilir. Hatta hepsine birden tek tek gidip gelinebilir. Burada önemli olan uzun bir zaman diliminde Dünya'yı dolaşmayı amaç edinmek.   Serüvene meraklı, maceracı, yenilikçi, seyahat etmeyi seven, risk alabilen olmak. 

Bir yelkenliye binip dünyanın tüm okyanuslarında yelken açarak Dünya turu yapanlara ne demeli ?  Bu bir aşk..   İnsan ancak aşkı için her şeyi göze alabilir hem de denizde.. Bunu ben asla yapamazdım, hayal bile etmedim. Ama hep hayalinin peşinden giden insanların hikayelerine ilgi duydum. Biyografi ya da otobiyografi kitapları her zaman çok ilgimi çekti. Benim hayal edemediğim mücadeleleri neler için vermişlerdi. 

Birkaç yıl önce SadunBoro’nun  hayalinin peşinden nasıl gittiğini okumuştum. 

 Tekstil Mühendisi olarak İngiltere'de  bir öğrenciyken küçük bir gazete ilanıyla yanına bir arkadaş arayan ve aynı hayali kuran bir İngiliz’le hayallerinin peşinden gitmiş..  Hem de 1952 yılında.. 

Bu hikayeler bana hep "imkansız" diye bir şey olmadığını gösterdi.  İnsanın isterse herşeyi yapabileceğini gösterip beni her zaman araştırmaya ve hayal kurmaya itti. 

Aynı zamanda farklı bir amaçla seyyah olan ve yaşadığı zor şartlarda hayalinin peşinden giden  Bilim Adamı Charles Darwin'in hayat hikayesi de beni çok etkilemişti. 

Bu yüzden bazılarının "Ama param yok, ama zamanım yok, ama ben yapamam" diyerek bazı şeyleri istiyor ama yapamıyor görünmelerini kabul edememişimdir.  Hep hayallerini gerçekleştirmek üzere engelleri aşan ve mücadele eden insanlara hayranlık duymuşumdur.  Bu seyahatten sonra kendime de hayran olurum belki :))

Rotamızdaki ülkelerin hava sıcaklıkları da farklı olacak. NewYork’ta kış varken Miami’de denize gireceğiz. Bu seyahatte fazlaca deniz olacak. Belki yelkenliyle denizde dolaşmayacağız ama denizlerle ve okyanuslarla kucaklaşacağız. 

Miami’de Cruise seyahati ile Karayip adalarında, güneyde Rio’da 32 derecede Copacapana plajlarında, okyanusun ortasındaki yanardağ lavlarından oluşmuş minicik ada Hawaii’de, 2004' de depremden sonra tsunamiyle kabaran ve kenti yerle bir eden denizde Phuket’te olacağız. Ocak-Şubat-Mart’ta Türkiye’de kış yaşanıyor olacak. Bu da Dünya’nın nimetleri.

Tüm kalacağımız ülkelerdeki konaklama planımızı da internetten tamamladık. Birçok seyahat edenin yardımcısı olan sitelerde araştırma yaptık. Booking.com, Tripadvisor dan otelleri belirledik. Sonra ödemeli, rezervasyon iptaline imkan sağlayan, merkeze yakın, fiyatı uygun, memnuniyet puanı yüksek otelleri bulmak için bayağı bir inceleme, araştırma yaptık.

Tüm bu seyahatte sadece bir araba kiraladık. Miami-Orlando arasında gidip geleceğimiz 4 gün için. Bunun dışında havaalanı transferleri, her ülkedeki ulaşımın nasıl olacağı, metro sistemleri ve durakları, ücretleri gibi detaylarda da çalıştık.  Kalacağımız yerler için Google haritayı  kullanarak yol tariflerini aldık, metro duraklarına ve uzaklıklara kadar detaylandırdık. 

Bu konuda fikir bildiren bir çok seyahat severin de yorumlarını ve tercihlerini, önerilerini çeşitli bloglardan okuduk. Bu konuda internet bir engin deniz.

Seyahati bu kadar kolaylaştıran teknoloji olmasaydı ne yapardık acaba? Eskiden yoktu.. hiç gezemiyorduk. Oysa şimdi Miami’den Orlando’ya giden otobüslerin sefer saatlerinden ücretlerine, Ocak ayındaki Orlando Magic Basketbol takımının programına, nerede oynadığına?  Phuket’te Fantasea Show'una  kadar her şeyi bulmak, incelemek ve biletlerini almak mümkün.

Seyahat planımızın aylar süren araştırması gün geçtikçe son halini aldı ve giderek netleşti. Son aylara gelince bir kocaman takvim oluşturup duvara astık. Kasım-Aralık-Ocak. Tüm tamamlanacak işleri ve görevleri küçük post-itlere yapıştırarak takvime yerleştirip bir zaman planı çıkardık.  İşler tamamlandıkça post-itleri yerinden aldık. 

Bir excel tablo oluşturup  tüm seyahat planımızı yazdık. Günler, uçuş tarih ve saatleri, otel konaklamaları, isimleri, konaklama gün sayıları, ödemeler vb.. Ayrıca otel bilgilerini, bazı ülkelerin metro haritalarını print edip dosyamıza koyduk.

Bu seyahat için vize gerektirmeyen ülkeler de olduğundan Amerika- Avustralya- Yeni Zellanda vizelerini almamız gerekti.  Vize işlemlerimizi hiç bir aksaklık çıkmadan kendimiz tamamladık. 

Daha önce Avrupa’nın birçok ülkesine gidebilmek için defalarca vize almış biri olarak bu ülkelerin bizi çok şaşırttığını söyleyebilirim.  Amerika’nın Konsolosluk görevlisinin başka ek bir belge istemeden mülakatta hemen vizeyi onaylayan kağıdı elimize vermesi ve ayrılırken gülümseyerek ve yüzümüze bakarak  “İyi yolculuklar”   demesi üstelik vizenin 10 yıllık olması    “Olleeeeyyy” dedirtecek cinstendi.  Bir İtalya vizesi almaya kalksak seyahat süresinin bittiği gün vizemiz biterdi.

O zaman bu şu anlama geliyor dedik    Amerika bizi birçok kez bekliyor :)

Yeni Zellanda vizesi için on-line doldurduğımız formu ve diğer evrakları postaladık. Bu Konsolosluk postayla çalışıyor, gitmemize gerek kalmadı.  Pasaportumuzu ve evraklarımızı gönderdik vizemiz geldi. Ankara’dan aradığımız Konsolosluk görevlisi bireysel olarak ilgi gösterdi ve vizemizin aciliyeti nedeniyle işlemimizi öne aldı ve çok kibarca ilgilendi.

Avustralya daha da şaşırttı. Bu Konsolosluk’ta postayla çalışıyor. Biz de Yeni Zellanda gibi on-line formu doldurup, pasaportu ve evrakları kargoyla gönderdik. Bir kaç gün sonra aradıklarında kibarca   “Göndermişsiniz ama Pasaporta hiç gerek yoktu” dediler???  
Aaaa nasıl yani, vizeyi nereye yapıştırıyorsunuz?    "Biz yapıştırmıyoruz efendim.. biz e-mail gönderiyoruz, siz print alıp pasaportunuz içine koyabilirsiniz".. 

Tüm bu Konsoloslukların görevlileriyle  telefonla görüşme ve aranma durumumuz oldu. Görüşmeler inanılmaz kibar ve teşekkür doluydu. Hep yardımcı olmaya çalışan birini karşımızda bulduk, yaklaşımlar çok güzeldi. Bilgi vermenin ve almanın ne demek olduğunu hissettik.

-Evraklarınızı gönderiyoruz, yarın elinizde olacaktır
-Aaaa ama biz evde yokuz?
-Bana başka bir adres verebilirseniz oraya da gönderebiliriz..
-Çok iyi olur :))

Süperrrr... Ertesi gün Gürcan pasaportları teslim alıyor. Cep telefonuma da teslim bilgisi geliyor.

Gitmeden önce yanımıza neler almamız gerektiğini listeliyoruz. Hem kışlık hem de yazlık kıyafetlerimiz olacak.  Kış ve yaz aylarını birlikte yaşayacağız, bu nedenle tam tekmil olmalı. Pantolon, kazak, penye, şort, spor ayakkabı, terlik, mayo, vb.  Birçok kıyafetin listesini yapıp eşyalarımızı hazırladık. 

Seyahatte bavul beklemekten kurtulmak ve aktarmalı uçuşlarımızda zaman kaybetmemek ve uçuş saatine kadar elde bavul dolaşmamak için sırt çantasıyla gidiyoruz.  Bu yüzden çok iyi organize olmamız ve ihtiyaçlarımızı minimuma indirmemiz gerekti.  Az eşya götürsek de bizi toparlayacak büyüklükte, dayanıklı birer sırt çantası almayı da ihmal etmedik.

Seyahat sırasında gerekli olacak internet ve yurt dışı paketleriyle ilgili araştırmalar yaptık. Maalesef tüm ülkelerde geçerli olacak bir paket yok. Dünyanın kuzeyi ve güneyi farklı paketlerde. Güney yarı küre  “uzaklar”  paketinde. Avustralya ve Yeni Zellanda hiç bir pakette yok.  Bu durumda pahalı paketleri almak hesaplı değil, kullandıkça yenilenen paketleri tercih edeceğiz. Konaklayacağımız otellerde Wi-Fi olacak, gün içinde zorunlu olduğumuzda telefonumuz için gerekecektir. 

Ülkelerin elektrik volt farklılıkları da olacak. Bunları da planlayarak gerekli fiş yedeklemesini yanımızda götürüyoruz. Yolculuk sırasında dinlemek üzere şarkılar, türküleri yüklüyoruz. Telefonlarımızın pilini yedekliyor, kulaklıklarımız, ek hafıza kartları, Ipad ile teknolojik hazırlıklarımızı da tamamlıyoruz.

Bu arada sağlık kontrolünden geçip check-up’ larımızı tamamladık. Bundan sonrasında sıra banka işlemlerini planlamaya geldi. Biz yokken kredi kartlarımızın, otomatik ödemelerimizin planlanması gerekli.

Hazırlıklar bitti ama heyecanımız giderek artıyor. 

Bugünden sonra tam 10 gün kaldı.  Haftaya  24 Ocak Cuma günü  sabah saat 05:00'te Lufthansa ile önce Frankfurt daha sonra New York'a uçuyoruz. 

Geçenlerde  yazdığım 2013’ün nasıl geçtiğini gör yazıma şimdi  bütün bu planları da eklemek gerekir. Tüm bu planlama aşamaları 2013’te yaşadığımız acı tatlı anılar arasında gerçekleşti.

2014  Hareketli  başlayacak görünüyor.  Oralardan yazabilir miyim?  Tüm planlarımı buna göre tamamladım ve canlı canlı yazmaya çalışacağım.  Fotoğraflar göndermeye, mümkün olduğunca bizi takip etmenizi sağlayacak şekilde iletişimde olmaya çabalayacağım. 

Sözüm bitti..   bu kadar uzun süre sevdiklerimi geride bırakmamıştım, zor bir durum. 
Gitmeden yine yazarım.  Bu yüzden şimdi vedalaşmıyorum. Gitmemize daha çoook var :)  









En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...