Ana içeriğe atla

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..





Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk.


Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz. 
İstanbul Ekibim Kibele



Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır. 


O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya tıklayın.)

O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. Giderek de işlerim karmaşık hale geliyor, yetişemiyordum.


İşlerin Azalmasını Beklerken Çoğaldı !
Sürpriz İşler Eklendi 😊


Bu sayıyı bile yönetmekte zorluk çekerken bir gün telefonum çaldı. Arayan Satış Müdürüm Gülay Başaran'dı.  Telefonun öbür  ucunda   " Geçici olarak, farklı bir bölgeye destek vermek üzere seyahat eder misin? "   diye sormuştu..  Nasıl yani?  O anda hiç beklemediğim bir öneriydi.  

Buna cevabım ne olabilir ki??  Beni en çok motive eden şeylerdi bunlar..  Hem böyle bir görevin bana verilecek olmasından hem de bu seyahat gerektiren işten heyecan duymuştum.   Biraz tereddütlü biraz da sevinçle  "tabii ki isterim"  demiştim..

2003 yılında böyle başladı her şey..

Adana her zaman hep çok merak ettiğim bir şehir oldu. Arada sırada Hamit'e "Adana'ya gidelim mi?" demişliğim bile oluyordu. O'da "Adana'da ne var, niye gidicez?" diyordu. "Ne bileyim? merak ediyorum" diyordum.

Sonradan öğrendiğime göre bu geçici görev yerim Adana ve Mersin olacaktı. Hem mevcut İstanbul'daki bölgemi yönetecek ve kısmen işlerimi birine delege edecektim, hem de  Adana ve Mersin'i yönetecektim. Heyooo...

Bu işin güzel kısmıydı. Ancak o dönemlerde bu bölgelerin performansı Türkiye'de en arkalardaydı. Olsun. Böyle bölgelerde fark yaratmak çok daha tatmin edicidir.  Hemen detayları öğrenip planlar yaptım. Doooğru  beklediğim ve merak ettiğim Adana'ya yola çıktım..

Büyük bir heves ve heyecanla asansör girişinde  "Güneydeki Eviniz"  yazan  Zaimoğlu Otele ilk adımımı attım.  Bu tanım bana uzun kalacağımı söylüyor ve beni bağrına basıyordu.
Gerçekten de öyle oldu.  Zaimoğlu Otel bundan 13 yıl önce benim ikinci evim sayılırdı.

Havaalanında şirkete ait bir aracı bekletiyor iki arkadaş seyahatlerimizde oradan alıp dönüşte bırakıyorduk. Diğer arkadaşım da İskenderun, Hatay, Antep bölgelerine gidip geliyordu. Arabayı bir hafta o alıp hava alanına bırakıp dönüyor,  ertesi gün ben alıp devam ediyordum.

O ilk günlerde bir ekip akşam bir alışveriş merkezinde stand kuracaktı. Geri dönüşte de arabaları yoktu. "Ben sizi gelip alırım" demiştim. Alışveriş Merkezi kapanınca hep birlikte 4-5 kişi arabaya bindik. Onlar tarif etti ben onları evlerine bıraktım. En son inen arkadaş bana otele nasıl gideceğimi tarif etti.  "Can denen mavi minibüsleri takip et, peşlerine takılınca otele kadar gidersin" demişti. Ben o gece sanırım bir saat ana caddelere ulaşmaya çalıştım, kayboldum :)   Bir de gece karanlığı... O zamanlar navigasyon, akıllı telefon falan da yok.  Sonunda caddeye çıkabildim  ve otele geldiğimde çok mutluydum..  Evime dönmüştüm ..

Otelde kafes içinde bir papağan karşılardı bizi. Papağanı bir görseniz !!  resepsiyonda olduğu için arada sırada telefon çalma sesi çıkarırdı. Bazen telefonu niye açmıyorlar? diye düşünürdüm. Sonradan öğrendim ses kuştan geliyormuş  😊

Henüz yaz sıcakları başlamamıştı. İstanbul'da gün boyu çalışıp akşam uçağa biniyor, inince de Adana'daki sağ kolum iki yönetici arkadaşımla buluşuyor, planlar yapıyorduk. Geceler boyunca çalışsak enerjimiz bitmiyordu. Bölgenin performansını arttıracak eylemleri planlıyor, önceliklendiriyor, eğitimler hazırlıyor, mekanlar belirliyor, rol dağılımı yapıyorduk.

Hızlıca bölgedeki tüm ekiplerin eğitimiyle başladık. Büyük toplantılar organize ettik. Her ay toplanıyorduk. İlk toplantımıza çok az katılım olmuştu. Zaten bölgenin performansı düşük olduğu için işe olan ilgi çok azdı. Yaptığımız çalışmalar öyle yoğun ilerliyordu ki ; bir ay sonra ikinci toplantıyı yaptığımızda salonda yer kalmamıştı.  O gün gerçekten çok mutluydum. Sahneden ne sorsam cevaplar küt küt geliyordu. Sıralamalar yapıyor, kriterler belirliyor, ödüller dağıtıyorduk.

Tüm ekiplerimizle kaynaşmış, iletişim yakalamış ve eğitimle, kazanç fırsatlarıyla performansı yukarıya çekmiştik. Her ay daha da iyi sonuçlar alıyorduk.  Bölgenin ilişkiye, başarıya odaklı, sımsıcak insanları vardı. Onlardan o kadar besleniyordum ki ; aklım fikrim Adana'da-Mersin deydi.  Bir oraya gidiyordum, bir buraya.. arada da İstanbul'daki bölgelerime.. ve oradaki evime 😓

Bazı akşamlar otelde resepsiyondaki masalara kuruluyor, raporlarımı çıkarıyor ve çalışıyordum. Yine böyle günlerden birinde yan masada oturan orta yaşlı çift bana doğru seslenerek "kendi işinizi mi yapıyorsunuz? bir yerde mi çalışıyorsunuz?" diye sordu. Ben de durumu anlattım. "Bu saatlere kadar harıl harıl çalışıyorsunuz.. İşyeriniz sizin gibi bir çalışanı olduğu için ne şanslı"  demişlerdi.

Tabii sonraki yıllarda yaşayacaklarımı ben de bilmediğim için bunu bir övgü olarak çok beğenmiştim.
Bir araba olsam hız kadranımın en fazla kaç kilometre gösterdiğini bilmemek gibi :) 60 gösterince ne şahane der gibi.. Oysa bunun sonu yoktu. Limit sizsiniz.. 

Yaz ayı geldiğinde sonuçlarda fark yaratmaya başlamış ve o zamana kadarki en büyük büyümeleri yapmıştık.  Ekipteki tüm arkadaşlarım her yeni şeye uyum sağlamaya çalışıyor, yeni şeyler öğreniyor ve ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı.  Şirket merkezine gittiğimde  "neler yapıyorsunuz oralarda? bu sonuçları ilk defa görüyoruz" diyorlardı. 

Yine başarılı biten bir kampanyada Satış Müdürümü aramış ve Adana'ya davet etmiştim. Tüm ekibi toplayıp herkesi bir araya getirdim. Gülay Hn. ilerlemeye yönelik çok güzel şeyler söylemiş ve herkesi tebrik etmişti. Ekipteki herkes kendi deneyimini anlatmış, mutluluk tavan yapmıştı.. ama her hikayede başarıya ve yapabilmiş olmanın hazzına ulaşılması sevinç gözyaşlarına engel olamamıştı. 


İşin zorluğunu her açıdan anlatmak için bu resimleri ekledim. 
Biz bu kadınlardan güç aldık..💗
Bu yüzden  lugatımızda   "ben yapamam"   diye bir ifade yoktur. 





O sıralarda bir parfüme endeksli olan ödül programı için de çok çalışmıştık. Bana da İstanbul ya da Adana.. nereden kazanırsan gidebilirsin dediler. Ödül Uzakdoğu seyahatiydi.  Adana daha önce böyle bir ödülün kıyısına uğramamıştı. 

Ben Adana'dan İstanbul'u arıyor yönetiyor, İstanbul dayken de Adana' yı uzaktan yönetiyordum. Hani ellerinde labut çeviren Jonglörler vardır ya.. aynı onlar gibiydi yaptığım.. herkese, her yere dokunmaya çalışıyor, bir yandan seyahat ediyor, toplamda  25 kişinin her bir kişiye ait 4-5 hedefini  tek tek kovalıyordum.  Onlar başarırsa başarabilirdim. 

Aynı resimdeki gibi yollardayken  işleri döndürüyordum..  Sonraki yıllarda Türkiye satış hedefinin yarısını yine yollarda döndürmeye başlayacağımı bilmiyordum !!
Bu benim durumumu anlatan güzel bir resim.. labutları eksik de olsa.. 




İstanbul'da geriden gidiyorduk ama Adana şahane şekilde hedefe ilerliyordu. Veee. sonunda ödül açıklandı. Ben Adana bölgelerinin başarısı ile Uzakdoğu Seyahatine gitmeye hak kazanmıştım. Bu nasıl şahane bir şeydi anlatamam.  "Tüm zorluklara değdi"  dedirtmişti. Haaa ben Uzakdoğu'ya hiç mi gitmemiştim? aslında bu ödülden önce Hamit'le uzaklara gitmiş zaten oraları gezmiş, dolaşmıştım. Önemli olan seyahat değildi. O ekiple bunu başarabilmiş olmak güvenimi arttırmıştı. 

Şunu da çok iyi öğrenmiştim ki ; bir doktor hastasına en iyi ve doğru tedaviyi uygulasa bile hasta kendisi istemiyorsa asla iyileştiremez..  Oysa Doktorun görevi reçete yazmak, ilaç vermek değil, hastayı iyileştirmektir. Bu benim iş hayatımın dönüm noktasıdır. Bu yüzden daha sonraki görevlerimde hep hasta ve doktor  ilişkisi kurdum ve hasta takibine odaklandım :)) 

Bu örneği verince şimdi hatırladım. Çok güzel bir geri bildirim almıştım.. ama yıllar sonra !. Genel Müdürümüz Ron bir gün  omuzlarımdan tutup,   "Sen Avon'un doktorusun"  demişti. Ne hoş değil mi? şimdi bu örnekle bağdaştırmış olmam :) birden yine o anlara gittim.. Öyle tanımlanmak beni çok mutlu etmişti. Şöyle diyebilirdi "sen çok çalışkansın.. sen çok iyi bir koçsun, sen çok iyi bir..."
Hayır.. Doktor.   bu çok güzel! 

İşte bu yaklaşık  8 ay süren maceramın bir kesiti. İçinde hiç zorluk yok sanmayın. Üzüntü, yorgunluk, hayal kırıklığı, isyan, çatışma..  bunların hepsi var. Ama zaten bunlar olmasa bir problemle uğraştığınız anlaşılmaz ki..  Önemli olan problemleri çözerken insanların birbirlerine sarılmalarıdır. Biz bunu birlikte başardık.  

Adana'ya ne zaman gitsem ya biri buluşmak ister, ya sokakta birini görürüz sarılırız, ya selam yollarlar, ya da sosyal medyada takipleşiriz.  Keşke o zamanlar fotoğraf bu kadar yaygın olsaydı da ekip olarak çekilmiş bir fotoğrafımız olsaydı.

Bu yüzden Adana'nın kalbimdeki yeri bambaşkadır, ayrıdır.  İçinde yolumu açmış, kolumdan tutmuş, elini uzatmış  çok insanım vardır.  Bunlar sonraki yıllarda daha da arttı.. onlar da başka hikayeye..

Avon'un 10. Yılında bir  Dönem Toplantısı'nda  Adana'da..  2003.
Benim de  Avon'daki 6. Yılım

Salondaki  ekibime sesleniyorum..   Mutluyum :)
Bu başarım bugünden bakınca devede kulak misali.. Olsun.. 
Bendeki öğretisiydi önemli olan. Bu yüzden önemli..




Bugün öğrendim ki ;  Avon Uluslararası bir yarışmada  56 ülke arasında  BİRİNCİ olmuş. Hiç şaşırmadım. İçinde öyle şahane insanlar var ki..  taşı tutsalar altın yaparlar..  zorlukların üstesinden gelirler..  mücadeleden yılmazlar..  kenetlenmeyi iyi bilirler.. BRAVO  hepsine..













Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...