Ana içeriğe atla

Satışçılar Alkışlanır





Satış ekiplerinde çalışmak insanı değiştirir. Düşünüyorum da bir daha işe girsem yine satış ekiplerinde rol alırdım. Satışçı hayatın içindedir, piyasanın nabzını tutar, diyalog içindedir, bilginin kaynağıdır.

Bunu bir tiyatro oyunu gibi düşünün. Oyunun sahneye konulması aşamasına kadar birçok kişi perde arkasında rol alır. Yazarlar, dekorcular, ışıkçılar, kostümcüler.... Tüm hazırlıklar biter ve perde açılır. İşte o anda Satışçılar sahneye çıkar, yazılan oyunu sahneler ve tabii ki alkışları da onlar toplarlar :)

Sadece her gün bu oyunu sahnelemek yetmez. Bunun yanında her gün, her ay, her hafta, her yıl değişen bazı etkenleri de çabucak adapte olup yönetmek gerekir.  Bu işi Amerikalılar şahane yapıyorlar. Yani satış işini.. Bu yüzden biz şanslıydık çünkü o yıllarda Avon mükemmel bir satış okuluydu.

Eczacıbaşı Avon'un ortağıyken ve Amerikalı izi pek hissedilmiyorken böyle değişimler yaşanmazdı. Daha çok işimizi iyi yapmaya odaklanırdık. Daha sonra her şey değişti. İşleri sadece iyi yapmak yetmemeye başladı..

Biz saha ekibinin ofis yönetimiyle pek işimiz olmazdı. Biz hep dışardaydık, ofise hiç uğramazdık. Bizim işimiz pastanelerde, otellerde, evlerdeydi.. Kısacası sahadaydık.

Benim de hedefimi gerçekleştirmek üzere bir ekibim vardı. Bu ekibin her birisi İstanbul'un farklı yerlerinde çalışan Bölge Yöneticileriydi. Onlarla ayda bir kez her kampanya başında bire bir hedefler üzerinde konuşur, hedef ve gerçekleşen arasındaki performans sorunlarını belirler, yeni kampanya için planlar yapardık.


 Ekibim / Kibele


Yine bu görüşme haftalarından birinde bu görüşmeleri ekibimle ofiste yapmam istendi. 
Görüşmelere Satış Müdürü ve Genel Müdür katılacaktı !!!  Amaniin..

Bu daha önce başımıza gelen bir şey değildi. Avon'un yurt dışından çeşitli departmanlarından zaman zaman misafirler gelir çalışmalarımıza katılırlardı. Onlardan geribildirim alır, işimizi geliştirmek için fırsat kollardık.  Ancak bu çok farklıydı. Yeni Genel Müdürümüzle daha önce hiç iş konuşmamıştık.

Şirketteki bu ilk toplantımızda Genel Müdürümüz Ron bana "günde kaç kişiyi ziyaret ediyorsunuz" diyerek ekibimden ne beklediğimi sordu.

O zamanlar  Eczacıbaşı'nın bizden istediği günlük planda 4 kişiyi ziyaret vardı ve ziyaret saatleri de 1- 1,5 saati bulurdu.  Ron zaten bunu bana bilerek soruyordu.
Benden cevabı alınca "bundan böyle günde 10 kişiyi ziyaret edeceksiniz" dedi..


Bir Şey Değişir Her Şey Değişir

Nasıl yani????   Çok şaşırmıştım.. günde 10 kişi..   "Nasıl olur?  her bir kişide 1 saat kalıyoruz, yetiştiremeyiz"  deyince çok basit olduğunu anlatan yüz ifadesiyle "daha az kalırsınız, süreleri değiştirirsiniz.. zaman sizin etkinizi çoğaltmaz.. kısa zamanda bu işi yapmanın yolunu bulun.."   demişti.  Beklenti cümlesi şöyle bitmişti :  "Senden ekibinin her birine günde 10 ziyaret yaptırmanı bekliyorum"..  Vay vay vay....

Hemen çıkınca arkadaşlarımla konu üzerinde konuştuk. Bunu nasıl yapacaktık?   Değişim başlıyordu, olmayacak bir şey istenildiği için de moralimiz bozuk, yüreğimiz pır pır ediyordu. Sıkıntılıydım.

En zoru alışkanlıkları değiştirmekti, ekip bir iki kişi değildi ki.. Ekibimdeki 15 kişinin yönettiği yüzlerce kişi vardı. Hepimizin aynı şekilde yapması gerekiyordu.

Biz saha için eylem planı yaparken "bacaklar ne yapacak?" diye sorardık. Bilirdik ki oturduğun yerden satış falan gelmez. Hatta şu lafı bir dükkanda görmüş çok beğenmiştim ;

"Oturduğu yerden üretim yapabilen tek varlık tavuktur"


Günde 4 olan ziyareti 10 yapacağımızı öncelikle ekibimize duyurduk, itirazları şimdi bile duyar gibiyim. Değişime ayak diremek hepimizin ruhunda var.  Ben de nasıl olacağını bilmiyordum?? ama iş bana düşüyordu, önce ben başarmalıydım ve ekibime yapılabildiğini göstermeliydim.



Hızla tüm ekiple çalışmalara başladık. Ne deneyimler yaşadık !!    
Şimdi bile buna ilişkin hikayeleri anlatırlar ve inanın çok gülerim.

Hadi Arkadaşlar 10 Ziyaret Yapalım 😉

Güne başlamadan önce ziyaret edilecek öncelikli 10 kişiyi belirler, her görüşmemizin yolda geçeçek süresini hesaplar, ziyaret süremizi belirler, geribildirimler için zaman ayırır ve günü hedefe ulaşılmış şekilde bitirmeye çalışırdık. Üstelik bu ziyaret planını biri yapar, biri kontrol eder  koçluk yapar ben de tüm günü her ayrıntısıyla gözlemler, duruma göre dahil olur ve geribildirimde bulunurdum.




Çoğunlukla bu ziyaret planı yoğun olan günlerde bizim ekipler evdeki sıcak sohbetin uzamasından rahatsız olur, ziyaret edilen kişi özel hayatına ilişkin çoluk çocuk eş muhabbeti yapmak ister, bizimkiler lafa başlamadan ürünlerle ilgili soru sorar, çay içseydiniz, kek yapmıştım ama aşkolsun diye lafa devam ederken süre biterdi :))   

Ben sürekli saatime bakar süre bitince yavaş yavaş harekete geçer, ekibin sürenin bittiğini anlamasını beklerdim.  Çoğu zaman onlar anlatmak istediklerini tamamlayamadıkları için beni görseler de mesajları tamamlama telaşıyla devam ederlerdi. Ben de kapıya yönelir ayakkabılarımı giymeye başlardım.

Beni merdivenlerde zor yakalar ya da kapı önünde "aşkolsun niye kalktınız? tam anlatamadık işte" diye serzenişte bulunurlardı. 

Bu günde 10 temsilci ziyaret hedefi yakalanması çok zor bir hedefti. Oradan oraya koşturuyorduk. Arabaya bin, git git adresi ara bul,  merdivenleri çık çık, merhaba de, hal hatır sor.. zaman yetmiyordu. Ama ekiplerimiz daha fazla kişi görmeye başlamış ve aslında 5-10 dakikalık bir görüşmenin de diğeri gibi etkili olduğunu görmüştük.

Zaten çok daha sonraları daha fazla kişiyi görmenin türlü yollarını keşfetmiş ve bir günde 100-150 kişiyi görmenin planlarını yapar olmuştuk :)

O günlerde ekibimin her ziyaretten sonra bana yapılan serzenişlerini ve kalkmayayım diye kolumdan tutmalarını ya da işaretle 5 dakika daha süre istemelerini hiç unutamam ve hatırladıkça da gülerim.

Bunlar bizim performansımızı  kat be kat  arttırmamızı bekleyen hedeflerin habercisiydi.

YES WE CAN !




Avon o dönemde tüm dünyadaki şirketlerine yaydığı mesajla bizden  ;

-Kaderimizi kontrol etmeyi
-Geleceği şekillendirmemizi
-Cevap olmamızı  

istiyordu..   Aynı zamanda  ;  bize tüm  bunları yapabileceğimizi söylüyor ve bekliyordu.  
Biz de beklentilerin bu kadar net ifade edildiği bu değişime ayak uydurmak için canımızı dişimize takıyorduk. 



Sonraki yıllarda değişim hiç bitmedi. Sadece Genel Müdürümüz değil,  çalıştığımız sistemler, organizasyonlar, kazanç sistemleri, bölgeler, mahalleler, hedefler... Her şey değişti. Hem de yıllarca.. her yıl her şey yeniden düzenlendi. 

Değişim hiç bitmeyen bir şeydi. Kişi olarak değişime hemen adapte olmak yetmiyor, alt ekiplerin de aynı hızda bu değişimi kabullenmesi ve harekete geçmesi gerekiyordu. 

Avon bu büyük değişimlerin hepsine heyecanla kalbi pır pır giriyor ama başarıyla çıkıyordu.   Avon Türkiye müthiş bir ekip oluyordu.  Ancak bunu o günlerde anlamak çok zordu. 


Zaman Geçtiğinde Anlaşılır..

Zaman sizi gökyüzüne çıkartır. Olaylar daha yeni yaşanıyorken ona çok yakınsınızdır ve her şeyi görmeniz, anlamanız güçleşir. Çünkü küçük bir parçasını görürsünüz. Oysa zaman geçtikçe olaya uzaklaşırsınız ve ona daha yukarıdan ve tam resmi görerek bakarsınız. Aynı hayatınız gibi..

Değişim bir çark gibi dönüyordu ve içindeki insanları da dönüştürüyordu. Evrim geçiriyor biz de değişiyorduk. Kendi gölgemizi yakalayamıyorduk. Çünkü sürekli ışık arkamızdan vuruyordu..  








En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...