Ana içeriğe atla

Patronum Gülay Başaran..



Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum..





Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ?

Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar..

Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini birlikte yemektir.  Bu durumda öğlen de çalışıyor anlamı çıkacaktır.. Doğrudur :))

Sabahtan akşama kadar şirketin neredeyse tüm toplantı odalarını dolaşır. Bir odadan bir odaya.. Bir saat orada, bir saat burada.. Türlü farklı konularda yapılan tüm bu toplantılarda olmazsa olmazdır ve hepsine davetlidir. O'da hepsine katılır, sanki güne yeni başlıyormuş gibi beşinci toplantıya girer. Akşam olduğunda O'nu süzgün, baygın falan göremezsiniz.

Akşamüstüne doğru görüşmeden  umudunu kaybeden çalışanlar olarak odasının kapısında turlarken içerdekilerin dışarı çıkmasını bekler, içerde kimse yoksa kapıyı aralayıp en sevimli halimizle  "1-2 dakika"  der kafamızı uzatır, adeta satış görüşmesi yapacakmışız gibi içeriye dalardık..

O'nu odasında yalnız gördüğümüzde sevinirdik. Ama heyhaaattt.. O sırada ya bir konferans görüşmesi vardır,  ya bir toplantıya hazırlık yapıyordur,  ya bir rapor hazırlıyordur, ya da inceliyordur..

Patronum Gülay Hanım işe başladığı yıllarda daha çok sahada çalışmış Anadolu'yu dolaşmış.. Bir çok seyahatler etmiş, iller gezmiş..  Hem de otobüslerle.. hem de haftalık seyahatlere çıktığı olurmuş...
Evine bir hafta uğramazmış.. Sabahları 5'te otobüslere binip başka illerde saat 8'de mesaiye başlarmış..

Hatta şirketine Direktör olduğunda bile mesai saatleri değişmemiş. Bu ünvan kendisine hiç ayrıcalık getirmemiş, bizden biriymiş..  İstanbul'u sel almış da o gün kimse işe gidememiş, herkes geri dönmüş.. Şirkete ulaşan tek kişi Patron Gülay Başaran olmuş.. İkitelli'yi sel aldığında arabasını kenara çekip beline kadar sular içinde yürüye yürüye zafer bayrağını şirketin kapısına dikmiş :))

Bazı toplantılarda sesi kısılmış ama iğneler olup sahneye çıkıp konuşmaktan vazgeçmemiş, Bazı toplantılarda ise grip olmuş, ateşlenmiş ama kimselere hissettirmemiş..  İlaçlarla ayakta durduğunda bile salondakilere 1200 watt enerji vermiştir..  Bir kere de  "çok hastayım başkası yapsın"  dediğini duymadım..

Hatta bir keresinde öyle bir hastalanmıştı ki, yüzlerce kişilik büyük bir toplantı  bittikten sonra doktora götürdüm hemen serum bağladılar.. Fakat ertesi gün de başka bir toplantı farklı bir ildeydi.. "Gitmeniz şart mı? Gitmeliyim"..  dedim ama  "Olmaazzzz.. benim olmam lazım"  diyordu..

Doktor "hiç bir yere gidemez, dinlenmesi lazım" dese de Patronum Gülay Hn.ı kimse yolundan alıkoyamadı.  Bir şişe serum biter bitmez yola koyulduk..  Havaalanında tekerlekli sandalyeye oturttuk, ben sürüyorum. Uçağa ambulans ile bindik.  Yerimize oturduktan sonra hostes gelip "Kaptan. Pilot rapor istiyor, yoksa hasta uçamaz"  dedi... Amaniiinnn hemen işlemleri tamamlıyoruz.. Gülay Hn. gittiğimiz ilde akşam otelde yatıp dinleniyor ve  ertesi gün bambaşka biri olarak sahneye çıkıp ekiplere sesleniyor.. sanki o anlarda kendini askıya asıp başkasını giyiyor..  Oturduğumuz yerden Allah Allah bu nasıl bir güç diye düşünüyoruz..

Bilmem anlatabildim mi?  Peki böyle birisi acaba ekibinden nasıl performans bekler?

A)  Kendi haline bırakır
B)  Amaaaan ben çok yaptım sabahlara kadar çalıştım, siz keyfini çıkarın der
C)  Uykusuz kalmayın gece seyahatten dönünce sabah bir saat işe geç gelin der..
D)  "Kendinizi zorlamayın, olur böyle şeyler"  der..
E)   Hiçbiri


Tam 13 yıl O'nun performansına ayak uydurmaya çalıştık.  Yaptıkları bize öyle örnekler oluyordu ki, her şey yapılabilir, her şey ulaşılabilir oluyordu gözümüzde..

Bu yüzden Patron dedim..  Ancak bir iş yeri sahibi işini bu kadar sahiplenebilir.. İşine bu kadar adanabilir. Hem de artan bir tempo ile..  ve yıllarca...

Arkamdaki duvara bir dart asmıştım. Mıknatıslı okları fırlatınca hedefte nereye düştüyse yapışırdı. Arada sırada ekipten arkadaşlar ofise geldiğinde atış yapar, hedefi vurmaya çalışırdık.. Ne de olsa hepimiz kocaman bir satışı yönetiyorduk.  Bir sabah geldiğimde dartın ortasındaki rakamın değiştiğini gördüm.. Ortadaki 100  elle  105 yapılmıştı....Aaaa bunu kim yaptı derken Gülay Hn. yanıma gelip "gördün mü? hedefi değiştirdim %100 den değil %105 ten vurman gerekecek"  dedi..  Eee pes yani..

Bakın arkamda duran dartın tam ortasında oklar.. %105 te :))



Bir de solda bir kağıt asılı.. Üzerinde  "Yangında kurtarılacak ilk kişi"  yazıyor. Bu da Gülay Hn.ın eseri.. Beni her büyük toplantıda sahnelere çıkarmak için ekstra gayret sarfederdi.. Mutlaka bir dans performansı olur beni de her dansa eklemek isterdi.   "Yahu yapmayın, etmeyin, ben danstan anlamam, ben yaşlıyım"  falan desem de nafile...  Toplantılarda yıllarca vals,.. can can, samba, salsa... başka adını bile bilmediğim bir çok dans gösterisine çıktım.

Danslardan birinde 6 kişi sahnedeyiz.. Dans figürlerinde grubun yarısı sağa yarısı sola gidiyor.. Ben de öyle kendi havamdayım.. Bir de baktım ben ve Gülay Hn. ters gidiyoruz.  Acaba yanlış mı deyip bakarken ben koptum.. dansı falan bıraktım sahneden kendime gülüyorum.. Gülay Hn. da önde olduğu için O'da durdu, herkes birbirine baktı... Salon gülmekten kırılıyor.. Anında hemen Gülay Hn kaldığımız yerden dansa başladı ve başarılı şekilde bitirdik..   Dans öyle beğeniliyor ki :))  herkes ayakta alkışlıyor :)) Bu danstan sonra  Gülay Hn.ın  "kim şaşırdı?"  araştırmasında videolar seyredilince suçlunun "ben" olduğum ortaya çıkıyor.. Ama yine de "yangında kurtarılacak ilk kişi" oluyorum.. Neden?  herkes çok eğlenmiş.. :)) Bu kağıdı da arkama astırmış.. Nasıl uğraştığını siz düşününü artık..

Ondan sonraki yıllarda ne kadar kaytarmaya çalışsam da mümkün olmadı.. Prova gününde önemli toplantım var katılamam dediysem de provaların günlerini değiştirtti.. Hiç bir zaman kurtuluş yoktu.. O anında bir yolunu bulurdu..

Gülay Hn.ilk tanıştığımızda şaşardık.. Kıyafetiyle uyumlu ayakkabılar, ojeler, rujlar.. hepsi tam takım olurdu.. Kıyafet standartlarında üstün performans örneği gösterilirdi..  Tonları yakalamak için ojeleri karıştırırdı.. O kadar yani :))

Mükemmeliyetçiydi.. Bundan vazgeçmeye çalışıyordu. Bir gün odasına girdim, bir çerçeve hafif yamuk duruyor.  Gayri ihtiyari kalkıp çerçeveyi düzeltmeye yeltendim..   "aman dur"  dedi.. bırak öyle kalsın, kendimi tedavi ediyorum"  :))    Gerçekten de  bunu başardı..

Gülay Hn. ın milli içeçekleri Türk Kahvesi ve  Diyet Coca-Cola dır.. Bu ikisinin yokluğuna dayanamaz.  Günün her anında ikisinden biriyle birliktedir.. Ya da birlikte olmayı bekliyordur.  Sadece ne sevdiğini bilmek yetmez... nasıl sevdiği de çok önemlidir..  Sade değil SAPSADE Türk Kahvesine şeker değmiş kaşık bile sokulmayacaktır..  Diyet Coca-Cola buzzz gibi olacak, kutu olacaktır..

Tereyağ  değmiş yemeklere dokunmaz bile.. O'nunkini bir zahmet ayrı pişireceksiniz..

Her yemek siparişi verilirken garsonlara önce neyi nasıl istediğini tarif eder, Ama öyle bir hal alır ki; her sipariş için bir tarif gerekir neredeyse.. Hele Adana'daysak deymeyin keyfine.. Memleket yemekleri..  :))  ve tadına doyulmaz sohbetler...
Taa ki garsonlar gelip  "biraz sessiz olur musunuz?"  diye uyarana kadar...  O kadar kahkahalı güleriz yani :))



Arkadaşımdır..  Aynı eşim gibi beni özgür bırakmış, ne yapacağım hakkında tavsiyede bile bulunmamıştır. Kararlarımı kendi kendime almamı sağlamıştır.  Tabii hep kendi istediği olmuştur :))

Eşimle ikisi rakiptir..  15 yıl  hayatımı onlarla paylaştım..  Bir gün  iş için İzmir'deyim.. Beni arayıp "İstanbul'a geri dön bir toplantı yapacağız, bu toplantı çok önemli"  demişliği vardır..  Aman Gülay Hn. etmeyin eylemeyin  Hamit yola çıktı arabayla İzmir'e geliyor, buluşup güneye devam edeceğiz :(( İkna etmek için bin bir güçlük.. Ondan sonra da rakibe selam :))

Senelerce sahnelerden Flame, Flame diye seslenmiş ve  alacak mıyız? diye defalarca sormuştur..  Gördüğünüz gibi buradaki  amaç sadece hedef tutmak değil,  Dünya'nın en iyisi olmaktır..

Gülay Hn küçük hayaller kurmaz..  En zorlu hedeflere olan inancıyla herkesi yapabileceğine inandırmış, istemiş, beklemiş, desteklemiş ve    Madame Flame   olarak  tarihe geçmiştir.




Flame  Avon'da  Dünya'nın en büyük ödüllerinden biri..  Bu ödülü aldığımızı öğrendiğimiz gün hepimiz havalara uçmuştuk.. Gülay Hn.ın odası ofisteki çalışanlarla dolmuş herkes kutlama yaparken ben bir büyük kağıdı odasının penceresine yapıştırmış, ortasına Madame Flame yazmış, taç resmi çizmiş, ofiste kimin masasında süslü bir obje varsa kağıda yapıştırıyordum.

Türkiye Avon her başarısına bir şarkı yazmıştır. Gülay Hn. söz yazarıdır.. bestecidir, şarkıcıdır..
Ödülüne şarkı yazan ve okuyan tek kişidir :))

Hatta Flame ödülünü  çağrıştıran  bu renkli  örtüyü Anadolu Ateşi'nin 
aleviyle birleştiren bu ekip kadar çılgındır..



Öyle çılgındır ki ; bir eğlencede Küba dansı yapılıyorken başı çekerken dans edip bir yandan ağzında puro tüttürmüş, dans bitene kadar puroyu içip sonra da nikotin zehirlenmesinden geceyi doktorla geçirmiştir.  Hayatında sigara içmez.. ama ekipleriyle coştuğunda çılgındır..  Çoğu sigara içmeyenler dumanından rahatsız olduğunu belirtir.. O 'nun hiç bir müdahalesi olmaz,  " rahat edin, ben etkilenmem"  der... Yeter ki siz rahat edin, O'nun yanında kısıtlamayın kendinizi, mutlu olun ister....





Eli hep omuzumdadır.. Şirkette görüşemesek te akşam evine giderken takar kulaklığını evine varana kadar sırayla herkesleri arar.. Geçmiş olsunlar, Hayırdır? lar,  çok sevindim' ler atlanmaz... Doğum günlerini ilk O kutlar, hiç unutmaz.. Başarıları kutlar, o kadar işinin arasında herkese tek tek kişisel mesajlar yazar..

Bizi sadece iş olarak görmez.  İş dışında da iş arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi sever. Türkiye'nin her yerinde hayatına taşıdığı samimi dostları vardır. O dostlar aynı zamanda O'nun elemanı da olsa O eşittir, sıcaktır, dosttur, kendini farklı bir yere oturtmaz..

Çok güzel fal bakar..  Bana kahve falına bakmış ve ne dediyse olmuştur.. :)) Pozisyonumun değişeceği, ne kadar zamanda  beni nelerin beklediği... zorluklarım, mutluluklarım... konularında dedikleri bir bir çıkmıştır :)   Sonradan bu falı zaten kendisinin yazdığını anladım :))

Otelde konaklama rezervasyonumda problem çıkınca   "bana ver telefonu"  diyerek elimden telefonu almış, otelle mücadele etmiş,  oteldeki görevlinin  "vallahi oda yok"  yakarmalarına karşı  ben de "Gülay Hn. gider başka yerde kalırım"  dediysem de  "hayatta olmaz"   diyerek diretmiştir. Otel doluyuz diyor.. Gülay Hn.. "hayır otelde kalacak"  diyor.. !?..   O geceyi birlikte o otelde  aynı odada geçirdik  :))   Hiç bir problem çözümsüz değildir..  yaşayarak öğrendim :))..

Yine bir seyahatte  sabah otelde kahvaltıdayız, açık hava ve etrafta bir kedi dolanıyor. Adamın biri kediye hamle yapıp bir tekme attı, kediyi fırlattı..  Karşımda sakin sakin oturan Gülay Hn. adama bir hışımla ayağa kalkıp   " utanmıyor musunuz? kediye böyle yapan eşini de döver.. kim bu hakkı size veriyor? "  diye haykırdı.. adam ne olduğunu şaşırdı, cevap bile veremedi, kelimeleri yuttu sanırım, beyni dumura uğradı :))

Ben en tabii halimle Gülay Hn.ı sanki o sırada yeni tanımışım gibi yapıyorum. Aaaa kadına bak der gibiyim.. Pardon  bu arada yer söylemedim Hilton'dayız. :))  Adam sonraki dakikalarda ne yaptı? kahvaltı etti mi? valla hatırlamıyorum.  Biz kediyi himayemiz altına aldık onu hatırlıyorum :))




Şirketler bizim buluşma yerlerimiz.. Kader çizgileri aynı ortamlarda kesişiyor.. Özel hayatımızdan daha fazla zamanı iş yerlerimizde geçiriyoruz. Bu yüzden mutlu bir çalışan olabilmek çok önemli..

Ben 15 yıl Gülay Hn.la birlikte çalıştım.. Birçok kez tartıştık, aynı fikirde olmadık.. ben bazen O'nu dinlemedim, dediğini yapmadım :))  ama hep farketti ve hep uzlaştık, anlaştık..  İkimiz de aslan burcuyuz.. Düşüncelerimiz farklı bile olsa  kendimizi ifade ettik, aynı hedefe ulaşmaya çalıştık,

Değerlerimizi, önceliklerimizi, aynı yapıp düşüncelerimizi özgür bıraktık..  Ben çok mutlu çalıştım.. Hep değer gördüm..  Var olmaya, göze girmeye  değil  zorlanmaya, koşturmaya, yetişmeye alıştım..

Şimdi Patronum da Avon'dan ayrılıyor.  Bundan sonrasında kim bilir nerelerde görüşürüz?

2015 planlarımız şimdiden hazır..  :))   İlk planımız  önümüzdeki günlerde.. 
Birlikte Soma'ya gidiyoruz.  Madencilerin çocukları için erken Yılbaşı Partisine katılıyoruz..

Kim bilir belki yine beni sahneye çıkarır.  Belki yine aynı odada kalırız..
Birilerinin yine göz yaşını sileriz..birilerinin hayatına değeriz, ellerine dokunuruz, gözlerinin taa içine bakarız, dikkatle izler, dikkatle dinleriz, çare olmaya, çözüm bulmaya çalışırız..

Senelerdir kadınlar için yaptığımız gibi..
Madame Flame..  sen  15 yılımın anlamlı olmasını sağladın.  Beni kendimle tanıştırdın..

Hayatıma kattıkların için binlerce teşekkürler..

















En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   Programla ilgili haber i...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...