Ana içeriğe atla

Corona Virüs'ün Cruise Seyahati

Tarihte gemi ile yaşanan facialar çoktur. 


Titanik :  1912 Yılında daha ilk seferinde buz dağına çarparak, çarpma anından itibaren 2 saat 40 dakikada 1514 kişi ile sulara gömülmüştü. Sonra ortaya çıktı ki ; gemide kurtarma için yeterli filika yoktu. Oysa gemi en ileri teknolojilerle üretilmişti ve batmaz gemi olarak anılıyordu, battı.

Struma : 1941'de İkinci Dünya Savaşı sırasında 790 Romanya Yahudisi katliamdan canlarını kurtarmak için kiraladıkları bir kömür gemisiyle Filistin'e gitmek üzere yola çıktılar. Geminin motoru arıza yapınca Sarayburnu açıklarına demirledi.  9 Hafta boyunca yolcusunu indirmesine izin verilmediği için öylece kaldı. Karadan motorlarla gemiye yiyecek ve giyecek yardımları yapıldı. Motoru tamir edilemeyince Karadeniz'e çektirildi ve burada Sovyet denizaltısı tarafından patlatılarak batırıldı.

Bu gemiler  acizlikler, ihmaller ve kasıtlarla anıldı. Şu günlerde dünyayı ayaklandıran Corona virüs salgınının bir parçası olan Diamond Princess gemisinde yaşananlar da filmlere konu olacak türden. 3711 Yolcunun karantinaya alındığı bu koca gemi  bir salgının bu boyutta yaşandığı ilk gemi oldu.

Daha geçen yıl biz de böyle bir geminin içinde aynı sularda 20 gün gemi yolculuğu yapmışken, bu travmayı yaşamamış olmaya şükrediyoruz. Biz bu 20 gün boyunca Hong Kong, Singapur, Tayvan, Vietnam, Çin liman şehirleri ve Tokyo'da son bulan bu gezide geminin tadını çıkarmış ve son derece lüks inşa edilen İtalyan gemisinde muhteşem 20 gün geçirmiştik. Diamond Princess gemisi yolcuları da ne hayallerle, planlarla böyle yola çıkmıştı.


Uzakdoğu'da ilerleyen ve içinde 3711 yolcu ile bir virüs taşıyan gemi hiçbir şeyden habersiz  yoluna devam ediyordu.  Bir gün kaptanın anonsu duyuldu.   80 Yaşında bir yolcu Hong- Kong'ta gemiden ayrıldıktan  bir hafta sonra hastalanmıştı ve Corona Virüsü taşıdığı tespit edilmişti.  Bu anonsla muhteşem tatil de bitmiş oldu ve gemi daha da hızlanarak,  Japonya'nın liman kenti Yokohama açıklarında demirledi, sağlık personeli ve  doktorlar gemiye bindiler. Tüm yolcuların ateşlerini ölçüp, öksürüklerini kontrol ettiler, şikayetlerini dinlediler.


İlk virüs anonsu yapıldıktan sonra gemideki yolcular büyük açık büfelerden yemek yemeye devam ettiler.  700 Kişilik tiyatro salonunda gösterileri izlediler, geceleri barları doldurdular ve dans ettiler.

Cruise Direktörü ilk olarak ping-pong, karaoke, Bollywood dans derslerini kaldırdı. Ancak herkes gemide dolaşıyor, yemek saatlerinde restoranlara gidiyor, bir arada eğleniyordu, herkes dışardaydı. Virüsün varlığına rağmen akşam bir şarkıcının performansını dinlediler, barlarda oturdular, tam 72 saat böyle geçti. Japon Hükümeti'nin iki hafta boyunca ciddi önlemler getirmemesi nedeniyle gemi bir felakete dönüştü, virüs 691 yolcuya bulaştı.  Bu sayı virüsün Çin ana karasının dışındaki bir alanda en yüksek bulaşma sayısı oldu.

Gemide çalışan 1000 kadar mürettebat geceleri kendilerine ayrılan katlarda birbirleriyle aynı odaları, banyoları paylaştılar ve virüsü birbirlerine bulaştırdılar. Bu arada bazı yolcuların ateşi çıkmıştı ama virüs için test edilmediler. Karantina dönemi başladıktan sonra bile yolcular yemek salonlarında birlikte yemek yemeye devam ettiler, büfelerden aynı kepçelerle yemek aldılar, tuzluk-biberlikler kullandılar.

Ateşi çıkan yolcular günlerce odalarında bırakıldılar. Hatta bazı sağlık görevlileri ve doktorlar yeterli koruyucu ekipmanları olmadan gemide çalıştılar. Hastalığı kesinleşen mürettebat ise diğer arkadaşlarıyla birlikte aynı odada uyumaya devam ettiler.

Yolcular bir gün sonra limandan ayrılırız diye düşündüler ama Japon Sağlık Bakanlığı gemide 10 kişinin Corona virüsü taşıdığını açıkladı. Bu durumda kime bulaşıp bulaşmadığı bilinmediğinden hastalığın kuluçka döneminde 14 gün boyunca izole kalmaları gerekiyordu. 2666 yolcu karantinaya alındı.

Yolcular odalarından dışarı çıkmayacak ve gemide dolaşmayacaktı. Bütün zamanını odada geçiren yolcuların düşünmek için çok zamanları vardı. Acaba virüse bulaştık mı? nerede bulunmuştuk? ne olmuştu? Katıldıkları aktiviteleri, oyunları, yemekleri, çay saatlerini düşündükçe yaşadıkları güzel anlar bir bulutla kaplandı.  Önceki limanlarda karaya yanaştıklarında tur yapmak için şehir otobüslerine binenler olmuştu, düşünmeye ve korkmaya başladılar.

Gün geçtikçe hastalığa yakalananların sayısı daha da arttı. İlk gün 10 kişi sonraki gün 10 kişi sonra 41 kişi ve böyle devam etti. Yolcular kendilerine doğrunun söylenip söylenmediğinden endişeliydiler. Anında bilgi almaları mümkün olmuyor, yetkililerden açıklamalar çok gecikmeli geliyordu.  Hasta sayısını merak ediyor ve gemiye yanaşan ambulansları sayıyorlardı. Bazı Japon yolcular da "ilaç ve bilgi istiyoruz" diye çarşafları pankart yapıp asmışlardı.


Sağlık görevlileri penceresiz kabinlerde kalan yolcuları temiz hava molaları için açık havaya çıkarmaya başladılar ve birbirlerine 6 metreden daha az yaklaşmamalarını tembihlediler. Açık havaya çıkıldığında ise bazı yolcuların maskelerini takmadıkları görülüyordu.  Beş gün sonra yolculara daha etkili maskeler dağıtıldı ve kapılarına servis ve yardım için gelen mürettebatla konuşurken takmaları istendi.

Japon hükümeti bir açıklama ile 80 yaş üstü yolcuların ve penceresiz kabinlerde kalanların karada tedavi edilmelerinin daha iyi olacağını duyurdu. Ateşi olduğunu düşünen yolcular sağlık görevlilerini kabine çağırdılar. Bazı çiflerden biri ateşli olduğu için gemiden indirilip ambulansa alındı, eşiyse kabinde bırakıldı.


Tüm bunlar olurken mürettebat günde 13 saat mesai yapmaya başladı. Hazırlanan yemekleri, ikramları 1500 odaya servis etmeye, konuklar için havlu, çarşaf, ikramlar bırakmaya başladılar. Tüm zamanı odasında karantinada geçiren misafirleri için sudoku kağıtları, origamiler, güzellik maskeleri ve 14 Şubat için çukulatalar dağıtıldı. 1045 Mürettebat sürekli kabinlerdeki misafirlerle irtibatta oldular, diğer mürettebatla banyoları, yemekhaneleri paylaştılar ve 85'i virüse bulaştı.

Kabinlere dağıtılan malzemeler


Mürettebat, odalarında cevap bekleyen binlerce yolcunun sorularını telefonlarla cevaplamaya başladı.  Yolcuların temiz hava molalarından sonra korkulukları temizlediler, misafirlerin çamaşırlarını yıkadılar,  her türlü ihtiyaçları için onları gün içinde birçok kez ziyaret ettiler. Yolcular mürettebatın bu özverili çalışmasını takdirle karşıladılar ve onlar için yazdıkları teşekkür notlarını kapılarına astılar.  Kapılar her dilden mesaj doluydu.


Çalışanlardan bazıları ateşli olduğu halde arkadaşlarıyla aynı odayı paylaştı. Birisi "kontamine olmuş bir kutuya sıkıştık" dedi. Bulaşıcı hastalıklarla ilgili bilgisi olmayan ve yardım etmek isteyen ama gerekli önlemleri almayan, koruyucu giysiler giymeyen bazı yetkililer ve bürokratlar da virüse bulaştı. Hatta bazı hemşirelerin maske takmadan hasta muayene ettikleri görüldü.

Yolcular kabinlerde  geminin TV yayınlarında sihirbazlık gösterileri, filmler izlediler, jimnastik hareketleriyle kabin içinde spor yaptılar. Sosyal medyada çokça vakit geçirip, karantina deneyimlerini mesajlarla ve videolar çekerek paylaştılar ve eve dönmek için umutsuz olduklarını söylediler.

Cruise direktörü gemideki interneti bedava yaptıklarını açıkladı, Japon Hükümeti,  aileleri ile haberleşmeleri, dış dünya ile, doktorları ile  bağ kurmaları için her kabine bir IPhone 6S Cep telefonu dağıttı.

Yolcular geminin havalandırma sisteminin havayı odalardan odalara taşıyabileceğinden endişe duyduklarını söylediler, giderek endişenin  dozunu arttırdılar. Amerikalı yolcular elçilikleriyle irtibata geçtiler ve endişelerini aktardılar, yetkililer hava geçişinin olmasının mümkün olmadığını söyleyerek odalarında kalmalarını istediler.

10 gün sonra Amerikalı yetkililer yolcularına bir açıklama göndererek, gemide virüsün yayılma ihtimalinin yüksek olduğunu, karantina süresi dolmadan önce onları alıp Teksas ve Kaliforniya'da 14 gün karantinada tutacağını söyledi. Fakat tahliye sorunlu hale geldi. Amerikali 328 Yolcu ve mürettebat Tokyo'da havaalanına gitmek için beklerken aralarından 14 kişinin test sonuçlarının pozitif çıktığını, corona virüs taşıdıklarını öğrendiler.



Gemiden inmiş bulunan yolcular asfaltın üstünde saatlerce Amerikan ve Japon Sağlık Bakanlığı yetkililerinin şimdi ne yapılacağı hakkındaki görüşlerini ve kararını beklediler. Amerikan Dışişleri Bakanlığı yolcularının tamamını alacağını açıkladı. Yetkililer, virüs bulaşanların hastalık semptomlarını göstermediklerinden uçuşlarında bir sakınca görmediklerini açıkladılar.

Amerika yolcuları taşımak için uçak gönderdi ve 10 metrelik bir naylonla uçağın arka tarafını bölmeledi. Virüse bulaşan 14 yolcu bölmenin arkasına oturtuldu. Uçağa binerken yolcular 6 metrelik mesafeyi korumadılar ve virüs bulaşan kişilerle yakın temas halinde uçağa bindiler. Bu uçakta business class yolcular yoktu, yerine corona virüs bulaşan yolcular vardı.


Amerika'da Teksas'a gönderilen yolcular bir kargo uçağına bindirildiler. Bazı yolcular film izlemek yerine kulaktan ateş ölçümlemesi yaptıklarını, can yeleklerinin koltuk altlarında olmadığını, oksijen maskelerinin bulunmadığını söylediler ve kargo uçağında bir eşya gibi taşındıklarından şikayet ettiler.  Bu hangar gibi uçakta görevli olanlar da koruyucu giysiler içindeydiler. 


Bundan sonra Yokohoma'daki karantina süresi dolduğunda ülkeler, Japon yolcular da dahil olmak üzere kendi vatandaşlarını gemiden çıkarmaya başladılar.  Tokyo yaz olimpiyatlarına hazırlanırken en büyük kaygısı virisün karaya daha fazla yayılmasıydı.

Bazı bilim adamları gemideki karantinanın aynı ortamda yüksek aktif etki oluşturduğunu ve insanları virüse sahip bir kapta tuttuklarını söyledi. Bir başka epidemiyolog bunun etik olmadığını, yolcuların kabul edilemez bir riske sokulduğunu söyledi.

Japon yetkililer eldeki test setlerinin yetersizliğinden dolayı ancak 470 yolcuya virüs testi yapabilmişti. Gemideki yolcuları odalarına kilitlemeye kim karar vermişti? Japon Hükümeti. Çünkü gemi Japon sularındaydı ve gemi hükümetin karantina kurallarına uymak zorundaydı.

Peki hasta olmayanların da hasta olanlarla aynı ortamda zorla tutulması insan haklarına aykırı mıydı?  Küresel Sağlık Hukuku Araştırmacısı bir uzman,  enfekte olmuş insanların karantinaya alınması gerektiğini söylerken,  keyfi yapıldığında insan hakları yükümlülükleriyle uyumlu olmadığını açıklıyordu.

Tokyo'da bir bulaşıcı hastalık uzmanı doktor da bir geminin asla bir karantina olamayacağını, bir daha bunu kesinlikle denememeleri gerektiğini söylüyordu. Eğer öyle yapılmasaydı da 3.700 kişinin gemiden indirilip hastanelere dağıtılması, konaklama ve tedavi imkanları büyük bir operasyonu gerektirirdi. Böylece bu örnek hükümetlerin ve kruvaziyer şirketlerinin bile acil önlem planlarını hazırlamaları gerektiğini gösterdi.

Çin ana karasında 73.000 den fazla hastalık,  1.800 den fazla ölüm gerçekleşti.
Diamond Princess gemisinde virüs bulaşan 691 yolcudan 4 kişi öldü.  
Bu dört kişi de 80 yaşın üzerindeydi.


En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...