Ana içeriğe atla

NORVEÇ-2



Bu rota üzerinde Kopenhag - Oslo arasını DFDS gemisi ile geçtik. Arabayla gitsek en az 600 km olan yolu gece giderek gemiyle alıverdik. Gemi öyle cruise gibi değil, daha küçük ama arabalı vapur gibi aynı zamanda kamyonları, otobüsleri, arabaları da taşıyor. Bizim otobüsümüz de bizimle birlikte gemiye bindi :)


Rehberimiz bizim için gemilerde yeme-içmenin açık büfe olduğunu söyleyince bayram ediyoruz. Yemek salonlarına grup olarak giriş saatimiz belirlenmiş. Yemekler ve kahvaltımız şahane geçiyor.  Rehberimiz sonraki geminin daha güzel olduğunu söylüyor.

Bir hafta sonra  İsveç- Stockholm'den  / Finlandiya - Helsinki'ye yine gemi ile geçiyoruz. Daha içeri girerken geminin ne kadar değişik olduğunu anlıyoruz.   Gemiye girişte upuzun bir sokak ve sokağa bakan kamara pencereleri var. İçerde canlı bir orkestra kenarda müzik yapıyor, biri şarkı söylüyor. Sokak çevresinde kafeler ve restoranlar var, çarşı var.

Yine şanslıyız :)  Bizim grupta çoğu kişi penceresiz odalarda kalırken bizim odamız koridora bakan pencereli. Pencereden sokağa bakar gibi oluyor. Böyle bir gemi ilk kez görüyorum. Hoşuma gitti..


Bir hafta marketlerden yiyip içmişken açık büfe şahane bir mutfağı olan bu gemide karnımız bayram etti. Balık büfesinde yok yoktu. Ben cruise gemilerinde bile böyle güzel bir açık büfe görmemiştim. Seyahatin bizi en mutlu eden günüydü :))

Üçüncü gemi seyahatimizi ise Helsinki - Talinn arasında yaptık. Bu yolculuk kısa sürüp, konaklama ve yeme içme içermese de gemiye bu kez de bayıldım. Helsinki Finlandiya'nın başkenti. Bu ülkede gençlerin alkole olan düşkünlükleri ve tüketimin artması nedeniyle devlet bu işe de bir çeki düzen vermek istemiş ve içki fiyatlarını yükseltmiş. Ancak bu sefer de bu gemi işe yaramış. Helsinki den hafta sonları Talinn'e geçip her türlü içkiyi alıyorlarlar, içiyorlar. Sadece bu nedenle büyük sayıda yolcu taşınıyor. Finlandiyalı gençler Talinn'de ipleri koparıp sonra ülkelerine uslu uslu dönüyorlar :)

Geminin içinde kafeler, yeme-içme yerleri, fast-food restoranlar, mağazalar.. ne isterseniz var. Oturma yerleri, masalar her yer pırıl pırıl, şahane.  Çocuk oyun salonları, hayvan muhafaza odaları, canlı müzikli kafeler..




















Gemi Estonya - Talinn'e ait.  


Bu rotada gemilerin yeri ayrı. Üstelik bir gecelik değişik gemileri deneyimlemek ve güzel yemekler yemek şahane. Bunlar ülkeler arasındaki geçişlerde kullandığımız ulaşımlardı.  Norveç için ise durum tamamen farklı..

Norveç'te tüm turların uğrak yerleri belli. Doğa harikası fiyortların en büyüğüne plan yapıyorlar. Fiyortlar denizin donması ve sıkışmasıyla oluşmuş, ülkenin kıyı şeridi fiyortlardalan oluşuyor. Ufukta açık deniz falan görünmüyor çünkü fiyortların kıvrımları girinti çıkıntılı ve çok uzun. 

Sogne fiyordu Norveç'in en büyüğü, dünyanın ikinci büyük fiyordu.  Fiyordun ağzı 72 km.  Uzunluğu 203 km.   Girintilere bakar mısınız?  Ne kadar zor bir coğrafya. 


Bu fiyortta bir büyük motora binip dolaşıyoruz.  İşte Norveç'in kalbi burası. İnsanın nereye bakacağını şaşırdığı, doğaya hayran kaldığı yerler. Yeşilin güzelliği, tepeler, dağlar, pırıl pırıl bir deniz, şelaleler, kenarlarda evler.. Sanırım görülen tüm Norveç fotoğrafları burada çekilmiştir.  İşte benim gözümle gördüklerim..




Bu da gemimizin kaptanı.. otomatiğe bağlamış oturuyor :))

Norveç'in ünlü rotalarından biri de Flam.  Bu kasaba Sogne fiyorduna bağlanan kollardan birinde.  Flam her daim soğuk ve yağmurlu.  Hem bir liman, hem turistik bölge yapılmış. Burada bir tren rotası var.  Dağa tırmanan bir tren. Dünyanın görülmesi gereken 10 tren rotasından biri seçilmiş.  Bizdeki gençlerin yazılarına bakınca aman görmeden gidemem hissi uyanıyor ve dünyanın parasını verip bu trene biniyorsunuz. 
Ben internetteki bu "aman görün" "çok şahane" yazılarını abartılı bulurum.

Turizmde akıllı olan ülkeler bu işleri parlatmayı çok iyi beceriyorlar ve bazı destinasyonları bu amaçla ya yaratıyor ya da öyle fotoğraflıyorlar ki ; siz gitseniz o açıdan orayı görmeniz mümkün değil.  Bizim bindiğimiz bu Norveç'in 20 kilometreyi 1 saatte giden trenine  dünyanın parasını ödüyoruz. Trende bizim dışımızda Kore'den gelenler, Çin'den gelenler var.  

Tren hafif bir meyille tırmanıyor ama tırmandığı hissedilmiyor, öyle dimdik çıkacağız falan zannettim öyle olmuyor.  İsviçre'yi bu konuda geçebilecek bir ülke var mıdır acaba?  

Flam treni 2-3 istasyonda duruyor, en sürprizli tarafı ise bir şelalenin yanından geçerken duruyor ve yolcuları indiriyor. Büyüleniyorsunuz. Şelale üstünüze akacak sanki. Bu sırada  müzik eşliğinde tepede bayağı uzakta kırmızı uçuş uçuş  elbise içinde bir kız görünüyor, müzik eşliğinde uçuyor gibi dans ediyor. Norveç'in dans akademisi öğrencileri sırayla burada her tren geçişinde bu ritüeli tekrarlıyorlar. Şahane olmuş, büyüleyici. 

Çektiğim videoyu ekledim.




Flam'a gelmeden  bir gece önce bir dağ otelinde geceledik. Ağustos ayında henüz kar olmadığı için göremedik ama burası bir kayak merkeziymiş. Bu otele geldiğimizde sanırım hafta sonuydu ya cuma ya da  cumartesi. Çünkü civardan eşler bu otelin akşam eğlencesine gelmişlerdi.  Canlı müzik eşliğinde çiftler dans ediyordu. O salonda oturup çiftleri hayranlıkla seyrettik. Bu yaşamın cıvıltısının olmadığı ülkede bize büyük sürpriz oldu. 

Ben Avrupalıların dans konusundaki becerilerine hayran kalıyorum. Nereye gitsek eşler uyum içinde dans ediyorlar. Heyhaaatt.. Bizim de bu hayallerle gittiğimiz kurslardan geriye hiç bir şey kalmaması ne acı :(   Bizde bir de erkekleri dans öğrenirken göremezsiniz, utanırlar. Dans kursları hep kadın kaynar, erkek partner bulamazlar hocalar kadın kadına dans öğretmek zorunda kalırlar,  kimsenin eşi gelmez. Nasıl bir kültürümüz var değil mi?  ya da yok.. işte size Norveç'in bir dağ köyünden manzaralar..


Norveç her yanıyla şaşırtmaya devam ediyor..

Zengin bir sosyal devlet var demiştim. Marketler ve çarşı-pazarda devletin varlığı hemen hissediliyor. Marketler bizim buralardaki marketlere benzemiyor. Ürünlerin sayısı az,  çeşitler çok kısıtlı.  Aynı üründen onlarca marka yok. 1-2 marka yeterli. Serbest piyasa ekonomisinde yatırım yapmanız ve kar elde etmeniz mümkün ama aşırı karlar devlet tarafından sınırlanıyor. Yüksek vergilerle karlarınız elinizden alındığı için de yatırımcılar pek büyümeyi hedeflemiyorlar. Böylece denge sağlanmış oluyor. Zaten market rafları süslü püslü ambalajlarla ve raflarla dolu değil.  Tam olarak amacına hizmet ediyor.  

Kapitalizmin bize sunduklarına o kadar alışmışız ki ; bu  frene basılmış farklı ekonomik düzeni ilk kez burada görüp şaşırdım. Alışık olduğumuz markalardan burada eser yok. Öyle Zara'lar, Adidas'lar, Samsung'lar  göremezsiniz.  

Bu gezimizde İsveç'te de kaldık. Bu benim İsveç'e üçüncü gidişim oldu. İlkinde bir hafta sadece Stokholm'de kalmış iğne deliğine bile girmiştik.  Aradan en fazla 10 yıl geçmiş diyelim. Şimdi gittiğimde çok değişmiş buldum. Bir çok caddesini büyük mağazalarla donatmışlar, onlarda da küçük esnaf gitmiş. Yeni mağazalar için yeni caddeler yapmışlar, inşaatlar hala devam ediyor. Bu anlamda Norveç'le hiç benzeşmiyorlar. Sokakları cıvıltılı, hareketli, ışıltılı.. her yer genç insan ve bisiklet dolu. 

Bizim grup bir akşam bize sordu "nereleri dolaştınız" diye..  Yarım günümüzü kültür merkezinde geçirdiğimizi söyleyince bir öğretim üyesi  "ben ilk kez böyle bir tercih duyuyorum"  dedi. Kimsenin haberi yok, nereden olsun turlar buralara götürmez ki.. 
Her gidişimizde vakit geçirdiğimiz ve değişik etkinliklere tanık olduğumuz için bizdeki yeri bambaşka. Ama gözlemlerimi birkaç satırda buraya taşıyamam, ayrı bir yazı yazmam gerekir. 

Finlandiya ülkelerinin hava şartlarına rağmen en rağbet gören ulaşım bisiklet.  Bir kenara oturup caddeye baksanız arı sürüsü gibi. Gidenler, gelenler.. Bir de kurallar oluşturmuşlar, sinyalleri olmadığı için kollarını kaldırarak sapacakları  yönü işaret ediyorlar. 

Hafta içi iş çıkışı herkes doğru evine.  Dışarda yemek, alışveriş hafta sonları. Akşamları kapkaranlık, bomboş.  Helsinki de bir tiyatronun fuayesine girdik. Oyun saat 20:00 de bitti.  Seyirciler dağıldı, dışardaki restoranında yemekler toplandı, biz daha dolaşıyorduk "kapatıyoruz"  dediler ve kapandı.  

Tüm çalışanların akşam evlerine gidip aileleriyle olma, kişisel ilgi alanlarında vakit geçirme, dinlenme için eşit fırsatları var.  

İsviçre'de saat 18:00 de Migros kapanınca ne oluyor ? demiştim. "Personel evine gidip dinlenecek" demişlerdi..

Amerika'da dünyanın en büyük marketi Wall-Mart saat  22.00 de kapanmadan yetişelim demiş koşturmuştuk da ; 24 saat açık olduğunu öğrenip şaşırmıştık.
Trenleri için  "saat kaça kadar çalışıyor"  deyince görevli  "burası NewYork, burada hiç bir şey gece uyumaz"  demişti.

İtalya'da öğle saatlerinde 3 saat siesta, akşam 18.00 de kapanış yaşamıştık. Turist gelmiş, para kazanacakmışız, en hareketli saatler demeden kilitleri vurup gitmişlerdi. Bu da bize aslında her şeyi anlatıyor. 

Bunun üzerine sizi  Norveç'li  başka  bir çiftin dansıyla selamlamak istiyorum. 
Bir ömrü ne güzel tanımlıyor. Paylaşmak böyle mi olmalı?  














En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...