Ana içeriğe atla

Doğu Ekspresi ile Kars




Dünyada taneleri pırıl pırıl sim dökmüş gibi parlayan kar taneleri nerede var? 

Hani şu eski kartpostallardaki pırıltılar gibi. Biz de yeni öğrendik. Böyle kar manzarası olan 2 yer varmış. Biri Alp'ler, diğeri Kars ve çevresi. İyi ki söylemişler güneş gözlüklerinizi unutmayın diye.. her yer bembeyaz ve pırıl pırıl, hem kardan hem buzdan :)

Kars Hikayesi Nerede Başladı?

Bundan birkaç yıl evvel takip ettiğimiz genç gezginciler trenle Kars’a gitmeye ve deneyimlerini, videolarını, fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaya başladılar. Biz de memleketin bir ucuna trenle gitmenin, karlı manzaraların, yemekli vagonun, kompartımanın hayalini kurmaya başladık. Ancak mevsimleri bir türlü diğer programlarımızla denk düşüremedik. Sonra da Ankara ‘da meydana gelen terör eylemleri nedeniyle iyice erteledik.

2017 sonu- 2018 başında Bodrum’daki iklimi bırakıp iki ay İstanbul’da kalmayı planlamıştık. Eh durum böyle olunca İstanbul’dan tura katılarak tam da kışın en çetin mevsiminde oralara seyahatin tam zamanıdır diye düşündük. Facebook’tan tanıştığımız Travel Terminal firması ile tura katıldık. Ocak sonunda çıkacağımız bu gezi için sanırım Kasım ayında rezervasyon yaptık. Yaklaşık 2 ay önce. Sırada binlerce kişi bekliyormuş meğer ..

Yola çıkmadan önce hazırlıklar için tur şirketinden upuzun bir mail gelmişti. Her detayı anlatıyor, yolculuğun adım adım her aşaması hakkında bilgi veriyordu. Bu harika oldu ona göre hazırlandık.

Biz İstanbul’dan katıldığımız için yolculuğumuz düşünmediğimiz kadar uzun sürdü. İlk trenimiz İstanbul- Ankara hattında Pendik’ten saat sabah 11:30’da kalktı. Biz Kars’a ertesi gün 20:00’de vardık. Tam 32 saat !!

Önce YHT ile İstanbul-Ankara

Otobüse binsek daha çabuk giderdik o kesin. YHT adı konulmuş olsa da 75-80-90 km
ortalama ile bir-iki kez 245 km.ye çıkarak ilerledik. Yine de rahat bir yolculuktu. Varış yeri şahaneydi. Yeni Gar binası. Ankara’ya yeni bir gar yapılmış. Heybetli.. İçinde mağazalar, yeme içme yerleri, Migroslar vb.. mağazalar yeni yeni açılıyor.


Kars trenine binmeden önce yapılacak alışveriş ve yeme-içme için şahane bir yer. Trende yemekli vagon var ama rehberimiz bize su, meşrubat, istersek içki, meyve, yemek için atıştırmalıklar gibi şeyleri almamızı önerdi. Trendeki yataklı vagonumuzda her kompartımanda bir buzdolabı olduğuna göre yiyecekleri saklamamız da kolaydı. Biz de aynen öyle yaptık. 

Ankara Gar- Irmak İstasyonu

Bu da nedir? demeyin.. Ankara’da bir yenileme yapıldığından, Kars kalkışları Kırıkkale Yolu üzerinde Irmak İstasyonundan yapılıyor. Bu iki istasyon arasını TCDD ücretsiz servis otobüsleri ile sağlıyor. Yol yaklaşık bir saat sürüyor. Bizim şansımıza tam da 31 Ocak’ta “Ay tutulması” sadece Ankara’dan görülebilecekti. Biz de tam o saatlerde otobüsten Ay’ı izleme fırsatını bulduk.

Irmak İstasyonu- Kars

Hava karardığı için farketmedim ama pek de bir istasyona benzemeyen bir arazi içinde otobüsten inip bizim için ayırıldığı söylenen vagona gittik. Treni ve üzerindeki Doğu Ekspresi tabelasını görünce heyecanlanmamak elde değil. Şimdiye kadar yaşamadığımız bir deneyim!


Çok mutluyduk. Bir de bu heyecan üzerine vagonların önünde takım elbiseler giymiş, paltolu, papyonlu, boyalı ayakkabılı vagon görevlilerini görünce “vayy be” dedim. Başka zamanları hatırlattı bana çok şaşırdım, çok sevindim ..



Herkes elinde valizler, alışveriş torbalarıyla biletlerin üzerinde yazan kompartımanlarına dağıldı. 
Bir vagonda 10 yataklı kompartıman varmış. Her birinde 2 kişi kaldığına göre toplamda 20 kişi aynı vagondaydık. Odamız küçücük ama bir tezgah, lavabo ve iki oturma koltuğu var. Ama adı oturma koltuğu. Çünkü üzerinde oturmak pek mümkün değil, çok sert ve rahatsız. Hele o kadar saat.

Eh ne yapalım nasılsa yataklı vagon, yatakları açar onun üzerinde otururuz!!
Ne acı değil mi oturacak yer olmaması :(

Koltukları öne devirdiğinizde çarşafları serilmiş tertemiz yatağınız hazır bekliyor. Diğer yatak ta tam bu kısmın üzerinde. Ona merdivenle çıkılıyor. Boyunuz uzunsa biraz dizleri kırıp yatacaksınız, yok çaresi.

Biz tura arkadaşlarımızla katıldık, bu yüzden aynı mekanda oturur, oyun oynar, sohbet ederiz diye düşünmüştük. Maalesef bu tren bunu sağlamıyor. O kadar uzun yolu bir sağa, bir sola devrilerek geçiriyorsunuz. Gençler daha çok 4 kişilik kuşetlilerde kalıyor, birlikte vakit geçiriyorlar. Bizim gibi ununu elemiş, konforuna alışmış insanlar için değil. Çok küçük, tıkış tıkış bir alan oluyor çünkü.

Hele iki kişi için iki bavul sırt çantası falan varsa içeride yer tutuyor söyleyeyim. Bizim bir bavulumuz ve bir sırt çantamız vardı güzel yerleştik.


Aldığımız içecekleri buzdolabına yerleştirdik, elektriği suyu kontrol edip aksayanlar için bizim vagonun sorumlusuna bildirdik. Odamıza düğme yapmışlar, hostes çağırır gibi .. Her şey tamam. Görevlimiz sadece bizim vagona bakacakmış.. ne hoş.. Tuvaletler de her vagonun sonunda bir tane, 24 saatlik yol boyunca 20 kişi kullanacağız, temiz tutalım!!

Yerleşip hareket edip biz vagona alışana kadar karnımız da acıktı. Hadi treni keşfe çıkalım !! Biz 9. vagondayız. Yemekli vagon 2 de. Yürü babam yürü, ama çok zevkli.. herkesin kapısı açık, yemeler, içmeler, ışıklandırmalar, sohbetler. İşte merak edilen tren hayatı bu.. Sosyal medyaya yayılan!

Birinde açılan masaya yaprak sarmalar, kısır, börekler sıralanmış.. açık büfe gibi 2-3 kompartımana servis yapıyorlar (Demek ki kalabalık gelmişler). “Aaaa ne şahaneymiş” dememle kolumdan tutup kapıdan içeri çekiliyorum. “Hadi ne olur kendinize bir tabak yapın” diyorlar. O sırada Hamit arkamdan “yemekli vagon burası mıymış? diye soruyor  “yok valla biz de yemeğe gidiyoruz zaten” desek de ikna edemiyoruz ve elimde bir tabakla koridordan yemekli vagona yürüyorum.

Başka bir kompartımanda genç kızlar odalarını yılbaşı ışıklarıyla süslemişler, etraf karanlık.. sadece odadaki süsler ve pencereden görülen manzaralar var, şahane.. Başka birinde açmışlar şaraplarını demleniyorlar, başka birinde bilgisayarını açmış çalışıyor, başka birinde kalabalık, başka birinde uzanmış müzik dinliyor. Bu keşif çok zevkli.

Yemekli Vagon

Elimde tabakla yemekli vagona girerken garson karşıladı “burada yasaktır ama yolda verdiler valla” dedim. Garson hemen tabağımdaki yaprak sarmanın birine uzanıp aldı ve “elbette yasak” dedi o ağzında çiğnemeye başladığında gülüşmeye başlamıştık bile..

Şimdi bir düşünün ; tur şirketleri vagonları senelik kiralamaya başlamışlar. Bu yüzden ek vagonlar gelmiş. Bir de sömestrede yoğunluk olunca boyu iyice uzamış. Tren bir dönemeçte giderken ucu bir tarafta sonu bir tarafta kalıyor, şahane görüntü oluyor. Bu kocaman trende yüzlerce kişi yolculuk yapıyor ama yemekli vagon bir tane.

Eskiden burada uzun uzun oturup vakit geçirilirmiş, güzel bir atmosferi varmış. Ben gençlerin çektiği resimlere ve yorumlara baktım masa örtüsü falan varmış 1-2 sene önce. Şimdi yok!

Yemekli vagon bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Ye-hemen acele kalk hissiyatı çok kötü. Zaten kompantımanda 4 kişi oturamıyoruz bari burada biraz sohbet edelim diyemiyorsunuz. Her yemek yemek isteyen burada oturabilmeli değil mi? Bu yüzden de yiyip kalksanız çok iyi olur diyor rehberimiz. Peki !!

Masalarda balık lokantalarında serilen kağıt masa örtülerinden var. Her seferinde değişmediği için kenarları kıvrılmış. Fiyat listesi ve çeşitler gayet iyi görünüyor. Garson çok telaşlı, aceleci, zaten bir başına. Bir çorba içelim diyoruz “efendim önermem çorbamız sallama” diyor. Hadi bari köfte yiyelim. Sipariş geliyor yanında pilav buz gibi, hiç ısınmamış, köfteler yavan. Nerdeeee yemekli vagon keyfi. Oysa ne umutlar beslemiştik.

TCDD bu vagonun ihalesini tamamlamış ve uluslararası bir firma işletmeyi almış. Vergi levhasına baktık Fransa firması olduğu yazıyor. Vallahi ben inanmadım, bu işte bir iş var diyim bak !! Bizim marka olmuş dünya kadar firmamız varken bu kadar beceriksiz bir yönetime ve ihaleye şaşırdım!

Neyse soğuk gelen pilavı aynen iade edince “yarın size kahvaltıda yumurta yaparım” sözüyle umudumuz yeşerdi. Sabah ta küçük tabak kahvaltı istemişken büyük tabak geldi. Yanında ısıramadığımız bir börekimsi. Siparişi yanlış getirerek ciroyu arttırmayı hedeflediği o kadar belli ki !! Bu yüzden yanlış anlaşılmadığınızı garanti edin yoksa "pardon" falan diyen yok.

Çaylar karton bardakta, kimine zeytin kalmadı diyor, kimi tost istiyor makina bozuk diyor. Vagonun içi yavaş yavaş köfte dumanıyla doluyor. Orda bir köşede ızgara yapıyorlar. Ben böyle bir saçmalık görmemiştim. Yemeklerin hepsi de Migros’ta falan satılan hazır al-ısıt mikrodalga yemekleri. Yani diyeceğim siz her şeye hazırlıklı olun.



Vagon görevlisi bizim odaya gelip yatakları öne çekip açıyor ve merdiveni gösteriyor. Odada lavabomuz var ve havlularımız da TCDD’den. Yataklar erkenden yapılsa da biraz koridorda arkadaşlarla ayakta laflıyoruz. Kendimiz çay demleyip içiyoruz :)  (Odamızda elektrik prizi, lavabo var).

Odaya girer girmez zaten hemen ayakkabıları çıkarıp terliklerimizi giydik. TCDD bizim için 2 adet terlik koymuş ama tuvalet, koridor, yemekli vagon gezmeye gelmez, yolda bırakır cinsten :)



Tur rehberimiz lahana gibi giyinin demişti. En altta ince, üstte kollu, üstte polar, üstte mont.

Tren sıcak soyunacaksınız, Kars’ta da bir otobüs bir dışarısı bir otel derken her yere uygun şekilde çıkarıp giyebileceksiniz demişti, çok doğru. Trende kompartımanlar sıcak, koridorlar serin. Altta bir eşofman şart.

Sabah erken yola çıkıldığından herkes yorgun, erkenden odalara çekildik. Ancak öyle kolayca uyunmuyor. Pencereden hep dışarıya bakmak istiyor insan.

Tam uykuya dalacakken yan odadan bir sürgülü kapı sesi “taaak” diye. Sonra koridordan geçenlerin konuşma sesleri vb. ortam çok sessiz değil, ancak ilerleyen saatlerde sadece trenin sesi kalıyor geriye.

Yine de gece boyunca 3-4 kez uyanıyorum. Sanırım kaçırma endişesinden. Gece Kayseri’den Sivas’tan geçeceğiz ..

Telefondan bir tarife bulduk ama güvenilir değil. Hangi durakta saat kaçta olacağı belirtilmiş. Trenin son durağa kadar ne kadar rötar yapacağı belli olmazmış. Tarifede Ankara’dan kalktığında Kars’a 18:30 varış belirtilmiş. Şimdilerde ise Allah Kerim :) 

Kimi zaman Kars’a 20:00 de kimi zaman 22:00 de gitmek mümkünmüş. Bizden sonraki gün tren 22:00 de Kars’a varmış. Biz 20:00 de varan şanslılardandık. Bizim makinistin birisi çok iyi hız yapıp aradaki farkı kapatmış. 



Gece kalkıp pencereden trenin kıvrılışlarını izlemek şahane. Tren ışıklar içinde. Bir tünelden çıkıyor, diğerine giriyor. Yollarda kar falan yok, haydi hayırlısı diyoruz. Gece Kayseri’den geçerken karla kaplıydı her yer, sonra uyudum uyandım hiç kar yok. Çok uzun bir zaman kar manzarasız gittik.

Kahvaltıdan sonra yapacak bir şey yok, herkesin yatakları açık, üzerinde oturuyorlar. Bu çok keyifli aslında. Takın kulağınıza müziği dayayın minderi pencereye.

Dergi okurum sandım, ı-ıh. Tüneller iştah bırakmadı, iki de bir karanlık oluyor. Bazen uzun da sürüyor. Bir de pencere varken başka bir yere bakamıyor insan.

Kapımız açık olduğundan iki taraftan da penceremiz var iki tarafı da görebiliyoruz. Arada koridora çıkıyoruz. Komşulardan biri kahve yapmış, ikram ediyor..şahane  :)

Trende sigara içiliyor. Odanızda camı aralayabilirsiniz, güya yasak olmalı ama başka da sigara içilecek alan olmadığı ve yol uzun olduğu için göz yumuyorlar.

Bu yüzden odasını iyi havalandırmayanın dumanı koridora çıkabiliyor. Ben bir-iki kez kokudan dolayı koridordaki camları aralamak zorunda kaldım. 

Yol uzun , insan merak ediyor bu kadar saat treni kaç makinist kullanıyor? diye. Dört satte bir değişiyormuş. İstasyonlarında inip dönüş trenini devralıp başladıkları noktaya dönüyorlarmış.

Öyle Ankara’dan yola çıkıp Kars’a giden yok. Sadece vagon görevlileri uzun uzun yollar yapıyorlar. Hallerinden memnunlar. Arada yatıp kestiriyorlarmış. Vagonlar bizden sorulur diyorlar. Gençlerin bu kadar yoğun yolculuk ettiği, birlikte zaman geçirdiği bu yolda her vagonda bir sürü yatak olduğu da düşünüldüğünde yol güvenliği tamamen bu vagon görevlilerine kalmış. Odanızın kapısı içerden kilitleniyor ama dışarı çıktığınızda kilitlenmiyor. Bir şey olmaz merak etmeyin diyorlar .

Herkes duymuştur Erzurumda Cağ Kebabı yendiğini. Tren istasyonlarda 2 dakika duruyor. Sadece Erzincan ve Erzurumda 10 dakika bir mola var. Tren görevlisi Erzurum’a yaklaşırken siparişleri topluyor (en azından bizim tur grubu için böyle oldu) paraları topluyor.

Menüde Cağ Kebabı, Salata, Ayran, Kadayıf Dolması var 30 TL. Aman da çok iyimiş deyip siparişi veriyoruz. Zaten yemekli vagonda bir şey yiyecek isteğimiz de yok. Kebap gelene kadar soğuyor falan dediler ama herkes sipariş verdi. Bu da bir ritüel olmuş.




Siparişler trende dağıtılıyor.. O kadar kişinin siparişi onun mu? bunun mu? diyene kadar zaten soğuyordur. Bir de kebaplar ayrı, ayranlar ayrı, salatalar ayrı, tatlılar ayrı dağıtılıyor. Oooooo...
  
Cağ Kebabı dürüm şeklinde geliyor. Dürümü kenara ayırın içinden iki kuşbaşı et kadar bir kebap çıkarsa şanslısınız. Benimkine daha çok turşu ve salata sarmışlar.

Bu sipariş de uydurma. Herkes bir heyecanla deneyimlemek istiyor. Yapılır mı? yapılır.. Kadayıf dolmasının hatırına.

Turlar bu servisin iyileştirilmesi için Erzurumlu kebapçılarla çalışmışlarsa da hiç yol alamamışlar, memnuniyetsizlik olunca bu işe aracı olmaktan vazgeçmişler.

O istasyonlar şahane bir pazar ama bilene.. Erzurum da birisi istasyona semaver getirmiş, demleme çay eşliğinde kadayıf dolması satıyor :)

Bu kebabı yiyebildiğimiz saat 15:00 oluyor. Mecburen Erzurum’a varmayı bekliyoruz. Eh atıştırmaktan ancak acıkmıştık diyoruz. Sonra yine odalarımıza uykuya çekiliyoruz. Son saatlerde zaman geçmiyor ama bu sefer de pencereden çok güzel manzaralar görülüyor.

Hava karardıkça dışardaki ışıklar güzelleşiyor. Karlar parıldıyor. Vagon görevlisi Kars’a varmadan yaklaşık bir saat önce tüm yatakları kapatıp, çarşafları, havluları topluyor, yatakları kapatıyor. Koltukta oturmak zorunda kalıyorsunuz :(

Neyse son dakikalar deyip bavulları topluyoruz, buzdolabı boşalıyor, ayakkabılar giyiliyor. Kars’a varmadan bir istasyon önce Sarıkamış’ta duruyoruz. Burası beni heyecanlandırıyor, sanki bir tanıdıkla karşılaşmış gibi oldum.. Sarı sarı ışıklar yanıyor uzaklarda, merak içindeyim.

Rehberimiz yola çıkarken bir WhatsApp grubu kurmuş, tüm haberleri oraya yazıyor. Hava durumunu yolladı -15 derece. 32 saat sonra tam 27 derecelik bir sıcaklık farklılığına iniyoruz.

Uçakla gelenler hem Kars’ın bulunduğu rakımdan hem de bu hava değişiminden çok etkileniyorlarmış. Yarın öğlene kadar Kars’lı olursunuz dedi rehberimiz .

Kaç zamandır yoldayız.. 25 saate yakın trende yolculuk ediyoruz. Ben hiç yorulmadım. Bu kadar saat otobüste gitmiş olsanız her yeriniz uyuşurdu.

Doğu Ekspresi bu nostaljik yolculuğuna devam etsin diyor rehberimiz. Çünkü bu hattın Yüksek Hızlı Trene dönüştürülmesi ile ilgili projeler varmış. Bu nostaljinin yaşaması lazım diyor. YHT normalde 25 saat süren yolu 12 saate indirirse bu maliyete katlanmaya değer olur, 25 saat yerine 20 saatte giderse değmez diyor. Trenin kalkacak söylentileri de bundan. Bakü Tiflis hatları için de uzantılar yapılmış.

Bu tren gençlerin doğuya açılan kapısı oldu. Ben çok duygulanıyorum onların fotoğraflama tutkularına, memleketlerinin uzak diyarlarını meraklarına, nostaljik olana da ilgili olmalarına, onu sevmelerine ve sosyal medya ile kimsenin tahmin edemeyeceği bir talep yaratmalarına..

Ulaştırma Bakanı şaşmış kalmış  :)  Ekle ekle vagonları talebi karşılayamıyor. 
Ne harika değil mi?  Ben değişimin ilk defa alttan geldiği bu örneği gördüm.. gençler yarattı bunu. Aslansınız..




Yorumlar

  1. Bu yolculukla ilgili anlatımın yolculugumuzdan daha keyifli...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...