Ana içeriğe atla

Yeni Bir İşe Başladım.. Doğrudan Satış.. Amanın Bu Nasıl Bir İş ??



İşe başladığımda her şey çok değişikti.  İlk günlerde Eğitim Şefim tarafından  bana evde masa başında bire bir eğitim verildi.   Hatta o sırada  "evimde boya-badana var"  dememe rağmen evde olması için ısrar edilince ben de çok yakınımda oturan  arkadaşım Nadire’nin evinde salonda masa başında yapabiliriz   diye öneri  götürmüş,  bu durumu zar zor kabul ettirebilmiştim.  Nadire çalıştığı için bize mutfakta  çay-kahve  organize edip bırakmıştı. 

Bu eğitimde hem işi hem de firmayı daha iyi tanıdım.  Masa başı anlatım bitince dışarı çıkıp bir şeyler yedik. Sonrasında da   “Hadi bakalım şimdi etraftaki kapıları çalıp araştırma yapalım”  denilince korktum..   “Nasıl yani??   Burada herkes beni iş sahibi olarak tanır.. yakınımdaki kapıları çalamam, kimseler işe başladığımı bilmiyor, şaşırırlar?!!”   dedim.   

İlk günlerin şaşkınlığı içinde işin bana tarif edildiği şekilde kapı kapı dolaşmak, sokaklarda insanlarla konuşmak olduğunu anladım ve  ufak deneyimlere başladım.  İşim kadınlarlaydı..

Eczacıbaşı-Avon’a  yeni temsilciler bulmak ve onları ziyaret ederek  satışlarını büyütmek ve yapabilmelerini sağlamaktı..  Bazen kendisi bu satış işini kabul eden kadınlar, sonradan çeşitli nedenlerle vazgeçiyorlardı.. Onları tekrar ikna etmem , her türlü engeli nasıl aşacaklarına dair bir yol göstermem  gerekiyordu..  Sonuçlarını ancak para kazandığında görebilirdi..

İşin bana tarifi yapıldığında  “şimdilik araba veremiyoruz ama benzini biz karşılayacağız”  denilmişti.. İlk zamanlar kendi arabamızı kullandım..

Sınırları caddelerle belirli bir bölgem vardı. Evim Büyükçekmece’de, bölgem ise Küçükçekmece, Sefaköy ve Halkalı’ydı..   Bu muhitlere ne uğramışlığım ne de içinde bir tanıdığım vardı..  Önce bölge sınırlarımı anladım, tanıdım..

Bölgeyi yöneten başka bir arkadaşım vardı ve O'ndan devralacaktım..  Görüşmemizde  bir rapor üzerinden yaklaşık 200 kişinin ne iş yaptığı, nasıl satış yaptığı, çoluk çocuğunun ismi, özel mazeretleri vb. bir çok konuda yüzlerce bilgi verildi.  Her rapora bakışta  “Allahım bu nasıl iş?  Bu kadar detayı ben nasıl bileceğim?”  diye düşünüyordum.

Şefimle ilk görüşmemde bana bir hedef kağıdı üzerinde çeşitli hesaplamaların yer aldığı bir hedef verildi.  Bu hedefin içinde sadece bir rakam yoktu..  Bir ayda ne kadar yeni temsilci bulacağım? Toplam temsilcimin ne kadarı sipariş verecek?   Toplam kaç sipariş toplayacağım?  Bu siparişler ne tutarda olacak?  Ve toplamda kaç TL satış yapacağım?  Hepsi tek tek yazıyordu..  

İlk kampanya gözüm hiç hedef tablomda olmadan çalıştım. Sadece işi nasıl yapacağımı öğrenmeye çalışıyordum..  Kendimi işe adapte etmeye uğraşıyordum.  Gündüzleri sokakları dolaşıyor, temsilcilerimi evlerinde ziyaret ediyor, kapı çalıyor, sokaklarda insanlarla konuşuyordum.. Akşamları da raporumdaki mevcut temsilcilerimle tanışmak üzere onları tek tek arıyor, konuşuyordum..  

Önceleri yatak odasına çektiğimiz bir telefon hattından görüşme yaparken, baktım ki ; bu iş böyle olmayacak ben evde her şeyden uzağım.. İşimi hayatımın ortasına koydum..
Salonun bir duvarına bir çalışma masası koydum, telefonumu ve faksımı buraya bağladım, evraklarımı ve dosyalarımı buraya yerleştirdim..

İlk günlerde bizim bir Şeflik olduğumuzu adımızın KİBELE  olduğunu ve yaklaşık 10-11 benim gibi çalışanı olduğunu öğrendim. Herkes hedeflerini yakalamak ve aşmak için çalışıyordu.. Eğer satış hedefimizi tutarsak prim kazanıyorduk..


KİBELE  ekibi Şefleriyle birlikte..



Eğer Şeflik olarak Türkiye'de Birinci olmuşsak kutlama yapıyorduk.. İlk defasında  Yeşilköy'de eşlerimizle birlikte bir kutlama yapmıştık. Yemek sırasında ekip olarak sahneye çıkıp dans etmiştik.. Bunlar benim için ilkti.. Ne hoştu.. Satış Müdürü'de, Şeflerimiz de bizimle birlikte Makarena dansı yapıyordu.. Herkes hareketleri biliyor ve ahenk içinde toplu bir gösteriye dönüşüyordu.. O sırada yemek yiyen başkaları bize bakıyor olabilirdi.. ne gam :))

Nereye koşacağımı, neyi yapacağımı anlamaya çalışarak ama hiç boş durmadan bana öğretilenleri hakkıyla yerine getirmeye çalışıyordum.  İlk zamanlarda hesaplamalara çok hakim olmadığım için odaklanmam gereken yerleri bilmiyordum.. Ya da hedeften bağımsız olarak yapabildiğim kadarını yeterli buluyordum..

Daha sonraki günlerde ve görüşmelerde yöneticilerimden öğrendim ki ;  bir hedef var ve sen buna ulaşamazsan başarısız kabul edilirsin..  Bu hedefi gerçekleştirmek için her türlü çabayı göstermelisin ve hayatını buna adamalısın..  Hayatındaki hiç bir mazeret bu sonuçları açıklayamaz..


“Satış çok acımasızdır”  diyen eski yöneticimin sözlerini hatırlamak ve haklıymış demek için daha çok erkendi. Bu ilk günlerde satışla yeni tanışıyordum. 

İlk 3 ayda işi öğrenmiştim.. Halkalı, Sefaköy, Küçükçekmece ‘yi kim bilir kaçıncı kez turlamıştım..  Dolaşmadığım sokak, görmediğim Temsilci kalmış mıydı?  

Neredeyse tüm esnafı tanımış, kuaförler, öğretmenler, hemşireler tanımıştım. İşin en güzel yanı da yeni insanlar tanımaktı..  Ya onların birbirinden farklı ve inanılmaz hikayelerine ne demeli  !?


Halkalı’da Polis Lojmanları’nda kapısını çaldığım genç kadın beni içeri almış ve konuşurken aslında eşinin Susurluk olayında adı geçen Polis olduğunu ve şimdi hapiste olduğunu öğrenmiştim. Bu meşhur polis memurunun adını duyunca irkilmiştim.. Hatta eşi   “gözetleniyor olabiliriz??!!”   demişti..

İşte kapı çalmak böyle bir şeydi.. İnsanlar kapıya gelen hiç tanımadıkları birini  içeri alır mı? Eczacıbaşı-Avon adını duyan bizi içeri davet ediyordu.  Bazen de biz kapı kapanmasın diye ayağımızı dayıyorduk  :)..   Bazen kapıya çıkan evin beyi  “eşim pazara gitti, şimdi gelir, siz buyrun içeri”  diyerek bizi davet ediyor, biz de   “o zaman biraz sonra geliriz”  diyerek içeri girmiyorduk..  Çoğul konuşuyorum çünkü benim gibi aynı işi yapan herkesler bunu böyle yaşıyorlardı..

Kapıyı açan genç kız içeri davet etse de, içeride bir azılı abisi olmadığını bilemiyorduk. “Hadi canım böyle iş yapılır mı?”  diyor insan içinden ama aslında yeni insanlarla tanışmanın ne hoş olduğunu yaşayınca her şeyi ve durumu yönetebileceğinizi anlıyorsunuz.. Hepatit C virüsü taşıyan annesi olan birinin evinden,  depremde hasar görmüş duvarı yıkılmak üzere eve kadar.. her türlüsünden eve giriş yapıyor ve her türlü riske karşı tüm antenlerimiz açık oluyordu.. 

Bölgeme gidip geliyor, işi tanıyordum..  Bir hedefle çalışmak beni tetikliyor satışların büyüdüğünü gözlemliyordum. İyi temsilcilerim daha da iyi olmuşlardı. 

Yaklaşık üç ay sonra  yöneticim   “sevineceğin bir haberim var”  dedi..   Ne olabilir ki??   “Bölgeni değiştiriyoruz.. Hem daha fazla Temsilcin olacak, hem de evinin içinde bulunduğu bölgede çalışacaksın”   dedi...   “Ayy nasıl olur??  Ben buradaki temsilcilerimi daha yeni tanıdım.. onları sevdim.. ne çok emekler verdim..”  dedim ama bana bu değişiklik uygun bulunmuştu..  Yöneticim  “buraya da alışırsın”   dedi..  Değişiklik yıl sonunda yapılacaktı.

Benim bölgemi devir alacak kişi de işe alınmıştı ve benim yanımda bölgeyi ve Temsilcileri tanısın diye birlikte çalışmamız istenmişti.  İşte o zaman tanıdım Hatice’yi..  Hatice benim o Şeflikteki sırtımı dayadığım, paylaştığım en iyi arkadaşlarımdan olacaktı.. Hatice eğitim sürecinde işi öğrenmeye çalışırken beni de gözlemliyordu.. Bir anlamda benim ilk günlerde yaşadığımı yaşıyordu..


Bir ay boyunca birlikte çalıştık. Caddeleri, sokakları paylaşıp dolaşmadık kapı bırakmadık.. Yılın bu son kampanyasında birlikte elde ettiğimiz sonuçlar muhteşem olmuştu..  

Bir elin nesi var? İki elin sesi var :)  diyerek ikimiz de bize verilen hedefleri aşmıştık. Ancak bunu bütünsel olarak değerlendirecek ve başka bölgelerle mukayese edecek kadar işimize hakim değildik.

Kampanyanın son günü yöneticim bizi arayarak   “siz neler yaptınız böyle  !  Harikasınız !!”  demiş, yanımızdaki Eğitim Şefimize  bizi yemeğe götürmesini rica etmişti..  


Hatice ile ilk ödülümüz olan ekmek arası döner ve ayranı Bahçelievler’de tatmış,  bu şirkette daha çok yolumuz var,  hayatımız paylaşınca daha güzel diyerek bölgelerimizin yolunu tutmuştuk..

Bu ilk günlerin dayanışması ve iletişimi bizi birbirimize daha çok yakınlaştırmış ve sonraki günlerde dostluğumuzun derinleşmesini sağlayacak bir çok paylaşım yapmıştık. Yıllar içinde Hatice ile bir aile olacağımızı bilmiyorduk.  Yıllar boyunca Avon’da birleşen ve ayrılan yollarımız oldu ama her zaman dostluğumuz devam etti..  Kader arkadaşıydık.. Doğruyu birlikte keşfediyor, birlikte tartışıyorduk,  samimi ve açıktık...
                                                      
  



Hatice de işe başladığı günleri anlatırken kahkahalarla güleriz..  
Çünkü   “bu nasıl bir iş”  demeyenimiz olmamıştır :)  

Canım Haticem ben işten ayrılırken düşüncelerini bir kağıda yazmış ve veda albümüme eklemişti..




Tabii bu mesaj bizim için bir veda mesajı değildi..  
Şimdi geriye bakınca iyi bir işiniz olabilir ama iyi bir arkadaşınız yoksa işin ne anlamı var !!??  diye düşünüyor insan..  Sadece iyi bir iş aradığımızı zannederiz... oysa tüm kararlarımızı çalıştığımız kişilere yönelik veririz.. ya kalırız ya gideriz... ya bağlanırız, ya pamuk ipliğidir her şey..

Hatice 'de  ilk yıllarda bir çok kez  beni Avon'da kalmam için teşvik etmiştir..  Bana benim bile göremediğim bir gelecek haritası çizmiş, bana güç vermiş ve hep yanımda olmuştur. 

---

Böylece  Hatice bölgeye başlayınca Halkalı, Sefaköy, Küçükçekmece'yi, tüm Temsilcilerimi, evraklarımı,   Hatice’ye devrettim ve kendim yepyeni bir bölgeye yelken açtım..  

Yeni bir heyecan vardı.. Sanki işe yeniden başlıyordum..
Daha görecek günlerim, başka tanıyacak insanlarım,  gerçekleştirmem gereken 
daha da büyük hedeflerim vardı..








Yorumlar

  1. Hatice Çaprazlı10 Haziran 2015 08:43

    Yukarda o kadar güzel ifade etmişim ki, başka söze gerek yok...Pek çok arkadaşımız olabilir fakat DOST sahibi olmak hiç de kolay değil.....DOST'um Arda Ulusoy.....Seni seviyorum...

    YanıtlaSil
  2. veee yeni bölge yeni temsilciler yeni bölge yardımcıları...ne güzel günlerdi yağmur,soğuk,sıcak demeden çalışırdık hayatımıza çok fazla şeyler kattı işimiz ama en önemlisi bitmeyen dostlukları...

    YanıtlaSil
  3. Keyifle okudum....yüreğinize sağlık...Devamını sabırsızlıkla bekliyorum...

    YanıtlaSil
  4. Huriye Yılmaz17 Haziran 2015 21:51

    Arda hanim sizi sefimiz olarak tanıdım. Bilgilerinizden çok faydalandim. Enerjiniz muhteşem. Sizi seviyorum. Iyi ki tanımışım

    YanıtlaSil
  5. Arda hanım yazdığınız şeyler okadar güzelki okuduğumda avonla ilk tanıştığım yıllara döndüm..:) yaşadıklarınız başınızdan geçen şeylerin aynısını bizde yaşadıgımız, için geçmiş gözümün önünden filim şeridi gibi geçti.iyiki sizleri tanımışız............Yazılarınızın devamını bekleriz..

    YanıtlaSil
  6. Burçin Karadaş18 Haziran 2015 19:02

    Çok keyifle okudum.kaleminize ve kelimenize sağlık umarım devamı gelir.

    YanıtlaSil
  7. Arzu Metin Ekinci18 Haziran 2015 19:02

    Çok beğendim... Ne de güzel ifade etmişsiniz. Deneyimlilere normal gelen o kapı çalma ilk duyan herkeste unutamayacağı bir his bırakıyor

    YanıtlaSil
  8. Reyhan Bayram Durucan18 Haziran 2015 19:03

    Çok keyifli daha güzel anlatilamazdi. ..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...