Ana içeriğe atla

Yes WE CAN





Ara verdikten sonra  aftan yararlanıp Üniversiteye döndüğümde 33 yaşındaydım. 




Yani aynı sınıfta 19-20 yaşındaki gençlerle birlikteydim. 
 
Sınavlara girdiğimde sınıfta hemen seçiliyordum.  Giyimim kuşamım, saçım başım değişikti, düzenliydi..  Zaten tüm sınavlara işyerimden çıkıp gittiğimden kılık kıyafetim ciddi iş kadınıydı..  Bu yüzden  hocalar kağıtları toplarken  gençlere  "ver oğlum" "ver kızım" diyor, sıra bana gelince  "verin hanımefendi"  diyorlardı.  :)

Bazı derslerin  yazılı sınavları defter kitap açık yapılıyordu. İlk defa hoca sınavın böyle olacağını açıklayınca merak etmiştim. Özellikle  "Yönetimde Karar Verme Teknikleri"  dersinde daha çok istatistik olduğu için her şey serbestti..

Soruya bakar mısınız?

-------------
Çikolata üretmekte olan bir şirketin yöneticileri ithal ürünlerin girmesi sonucu pazar paylarının azalmakta olduğunu görerek bunu engelleyecek planları yapmak üzere bir araya gelmiş, ek olarak yeni bir çeşit üretip üretmeme konusunda karar verme aşamasına ulaşmışlardır. Fiyatları sabit tutmaları halinde yıllık bir miyarlık kazançlarını kaybedip pazardan silinme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Fiyatları aşağıya çekmeleri halinde karları %10 oranında düşecektir. Karlarını arttırabilecekleri yeni bir çeşidi üretmeye başlarlarsa diğer çeşitlerin üretimini %20 oranında azaltmak zorunda kalacaklardır. Yeni ürün piyasada tutulursa ek olarak 680 milyon TL kar, tutulmazsa 120 milyon TL zarar edeceklerdir.

a) Sizce yöneticiler fyatları aşağıya çekmekle yetinmeli mi? yoksa yeni ürünü de piyasaya sürmeliler mi?
b) Yöneticilerin zararı kabullenip fiyatları aşağıya çekmekle yetinmeleri için durumların olasılıklarını ve sınır değerlerini hesaplayınız.
c) FAZ şirketi yeni çeşidin piyasada tutulup tutulmayacağını araştırmak için 150 milyon TL istemektedir. Sizce araştırma şirketinin teklifi kabul edilebilir mi?
----------------


En zorlu dersimiz Ticaret Hukukuydu..  Hocamız Ergun Tuna... Notu çok kıt..  Kolektif şirket nasıl kurulur?  diye sorar.. Her şeyi yazarsınız sadece bir madde eksiktir üzerini çiziverir.. Neden? bir madde eksikse şirket kurulmaz da ondan :))  aslında gayet mantıklı ama bir okul için çok sert.  Çalışmış olmak, gayret göstermek yetmiyor..  hatta 1 puan bile etmiyor, üzeri çiziliyor :(

Halbuki yıllar içinde Hamit'le çalışırken gördüm yazılıdaki gibi olmuyor..  şirket kuruluşunda Ticaret Odası ne lazımsa liste halinde size veriyor. Eksiğiniz mi var? gidip getiriyorsunuz.. Hayat bu kadar zor mu yani :((  Şimdi hele internetten her şeyi öğrenip hazırlıyorsunuz, ezberlemeye ne gerek var?

Daha önceki sınavlarda çıkan soruları biriktirir bunlara çalışırdık.  Şimdilerde internette her üniversitenin vize ve final soruları var.  Her şey ne kadar değişmiş..  Bir de eğitim sistemimiz değişse.  Şu ezberden bir kurtulsak.. 

Hamit bir eleman almıştı, çocuk işletme mezunu..   Muhasebe defterinin bir sayfasına T çizerek borç alacak yazmıştı.  Halbuki defterin kendisi T idi.. Üniversitelerin uygulamadan uzak, yapay ortamlarda, araştırma, geliştirme yapmadan deneyim kazandırmadan stajı olmadan mezunlar vermesi ne acı.   Hayattan ne kadar da uzak.. Tabii daha iyileri vardır ama ben yaşadıklarımı ve şu anda çevremde bu şekilde eğitim alan öğrencileri görerek yorum yapıyorum.

Hatta geçen gün Profesörü olmayan birçok okul olduğu haberini okudum. Öğretim görevlisi olmak için 40 takla atan gençlerimizin Üniversitelerde yetişemediklerini ve görev alamadıklarını biliyoruz.

Bir kurum düşünün kendi kendine faydası  yok !!  Öğretim üyesi yetiştiremiyor.  Yüzlerce kadro açığı var.. Az gelişmişiz..  Halbuki buraları kazanmak için anne-babalar çocuklarına binlerce lira yatırım yapıyorlar..  Ne acı..  İyi bir öğrenim gören ne kadar azınlık bir öğrenci grubu var..

Soner Yalçın 29 Nisan 2014'te Sözcü Gazetesi'nde bir yazı yazdı..
Erdoğan'ın Üniversite hayatı yok!   dedi..
 
Allahım dedim.. iyi ki siyaset falan yapmıyorum kim bilir hakkımda neler yazarlardı. 
Ne çok benzerlik vardı durumumuzda.. Soner Yalçın demiş ki ;




Erdoğan 1973-74 yılında Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu'na girdi..
Ben de 3 yıl sonra 1977-78'de aynı okula girdim..

Yoksul bir ailenin çocuğu olan Erdoğan gündüzleri çalışıp okuluna geceleri gitti.. demiş
Be de Unkapanı Dersanesi'nde çalışıyor akşamları okula gidiyordum.  17  Yaşımdan sonra sürekli çalıştım..

Erdoğan okulunu 7 yılda bitirmiş
Ben 1977'de girdim, aftan yararlanıp devam ettim,  1995'te mezun oldum okulumu 18 yıl sonra bitirmiş oldum. (Vayyy..)

"Erdoğan'ın Üniversite hayatı yok"  demiş Soner Yalçın.
Çünkü Fransa'da Üniversite mezunu olmak için ailelerin üç kuşak üniversite mezunu olması gerekiyor. Yani büyükbaba, dede, baba ya da büyükkanne, anneanne ve annenin üniversite mezunu olması gerekiyormuş.  Onlara göre üniversite bir kültür ocağı, salt mesleki eğitim yeri değil..  diyor ve devam ediyor...

Üniversite özgürlüğün keşif yeri.. Oysa Erdoğan pek okula uğramadı, geceden geceye gittiği okulda sadece sınavlara girdi. Okul arkadaşlarıyla merhaba dışında bir yakınlık kurmadı. Sosyalleşmedi. Bu yüzden yüksek öğrenim yaşamından bir fotoğrafı bile yok.

Aynen beni anlatıyor :((  Fotoğraflarım sadece kimliklerim.. bir kare fotoğrafım bile yok.. Benden önceki 3 kuşak ta üniversite mezunu değil.

Erdoğan o yıllarda evlendi.. koca oldu, bebekleri doğdu, baba oldu, futbolcu oldu.. ama hiç üniversiteli olmadı.. Kağıttan diploması olsa da!   demiş..

Aynen!  Ben de o yıllarda evlendim,  eş oldum, anne oldum, güzel işlerde çalıştım ama hiç üniversiteli olmadım.

Oysa ben de böyle olsun istemezdim..  içinde olduğumuz dönem bize bu keyfi yaşatmadı.  12 Eylül döneminin olaylı günleri devam sorunları getirdi.... aynı zamanda erken sorumluluk yüklendik. Okulumuzda böyle sosyalleşme fırsatlarımız olmadı. Özgürlüğü keşfedemedik.

Aynı  koşullarda  olmamıza rağmen Hamit'in üniversite hayatı tam da Soner Yalçın'ın bahsettiği gibi geçmiş.. O'nun birçok fotoğrafı,  arkadaşları,  okul anıları var..  Hamit 1977'de mezun olduğu için öğrenci olaylarının olmadığı rahat günlerde okulun keyfini çıkarmış.





 
 
Peki neden ben başaramadım, neden bunları zamanında yaşayamadım? Sanırım ben çalışmayı çok sevdim ve orada sosyalleştim.. fotoğraflarımı orada çektirdim ve iş hayatımda özgürleştim.. Bu doğru olabilir mi? insan bir iş yaparken özgürleşebilir mi?  Üniversitede özgürleşmek ne anlama geliyor acaba?  bilmiyorum.. 

Aftan yararlanıp okula dönmem ve okulu hiç devam etmeden bitirmem benim için büyük başarıydı. Kendi kendime ders çalışmış, en zor derslerde bile destek almadan çaba göstererek sınıflarımı geçmiştim. Şimdi gel de bunu Soner Yalçın'a anlat :))

Okulu bitirmek benim hayatımın en büyük başarılarından biridir.. İçinde azim, mücadele, tutku barındırır. Hatta son sınıfta okulun bitmesine yakın keşke bitmese demişliğim vardır. 

Geceler boyunca ders çalışsam da sabah erkenden işe gidiyordum. Eğer sınavım varsa önce işe gidip işlerimi organize edip oradan Bahçelievler'e gidip sınava girip işime geri dönüyordum. Hiç bir sınav günümde izin almadım. Hep 2-3 saatlik izinlerle gidip geldim. Sınav saat 11:00'de bile olsa önce işe gelip sonra sınava gittim.  Şenol Beyin bana verdiği izni hiç suistimal etmedim. 

3. ve 4. sınıfların  tamamında 26  ders vardı.  Bunların 21 tanesi tek dönemlikti.  Yani bir dönem okuyup vize ve finaline giriyorsunuz.  Kendime bir karne oluşturmuştum ve notlarımı takip ediyordum.

 
En düşük notlu  derslerim :
Ticaret Hukuku-50 
İhracat Yönetimi-50     (başka 50 ile geçtiğim dersim olmamış ..   26 derste 2 :))

En yüksek notlu derslerim :   
Pazar Ekonomisi-95
Sosyal Güvenlik-85 
Satış Yönetimi-80
Sistem Analizi-75 
İşletme Finansmanı-75



Başarmak için mücadele ediyordum. Sınav sonuçlarının asıldığı listelere bakarken çok heyecanlanıyordum.. Eğer iyi not almışsam bambaşka bir haz yaşıyordum, sevinçten havalara uçuyordum..

Bir gün çok iyi çalıştığım bir derste sınavda sorulan problemi gayet güzel çözmüştüm.  Kağıdımı verip çıktım. Kesinlikle geçer not alacaktım :))  Bahçeye çıkıp sınavdan çıkan öğrencilere katıldım.. soruların cevaplarını konuşuyorlardı. Benim cevabım doğruydu.  %28  doğru cevaptı..  Birden kafamda şimşekler çaktı. Ben 0,028 yazıp bir de başına % işareti koymuştum.  Hoca bunun üzerini çizebilirdi.  Bazı hocalar bu konuda çok titizdi..  Eğer çizerse emeklerim boşa giderdi :((

Merdivenleri koşarak sınıfa çıktım. Sınav bitmişti.... Hoca'nın odasına gittim, Hoca gitmişti.... Asistanı oradaydı.  "Kağıdımı alabilir miyim?  Hiç olmayacak bir hata yaptım, sadece % işaretini silmek istiyorum, ne olur izin verin" dedim.   "Olmaz kağıtlar Hocada, sınav bitti" dedi..

Israr ettim...  "Bir % işareti yüzünden kalmak istemiyorum,  lütfen kağıdımda sadece bunu düzelteceğim, siz de yanımda durup bakın"  dedim.  Bırakıp gitmedim, mücadele ettim, ikna etmeye çalıştım..  Asistan Hoca'nın odasına girdi, kağıtları getirdi, benimkini buldu ve verdi. Yanlış yazdığım % işaretini sildim  ve kağıdımı geri verdim. O dersten yüksek bir not alarak geçtim. :))

Geri dönüp baktığımda çok emek verdiğimi,  emeğimin karşılığını alabilmek için de mücadele ettiğimi görüyorum..  Okulun bahçesinden hiç tereddüt etmeden Hocaya yetişmek için merdivenleri çifter çifter çıktığım an gözümde canlanıyor..  ..   Geceler boyunca uykusuz ders çalışmalar,  sınavlar, gidip gelmeler, yollar..  Bu bana gurur veriyor..  Zorluk önemli değil, önemli olan istediğini elde edebilmek için yılmamak,  mücadele etmek,  cesaretli olmak..

Bütün bu yaşadıklarıma nasıl   " Kağıttan bir diploma parçası "   diye bakabilirim??
Bu mücadeleyi vermeseydim okulu bitirdikten 14 yıl sonra
bu resmin önünde böyle mutlu olabilir miydim?
 
 
Kaderimizi kontrol etmeye,  geleceği şekillendirmeye,  cevap olmaya    
 böyle güvenle    YES WE CAN      diyebilir miydim?




Üniversiteyi bitirmek ;  hayatımı kurmak ve mücadele etmek için bir son değil bir başlangıçtı.  :))






Yorumlar

  1. Yine çok büyük bir keyifle okudum. Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Yes We Can ...
    Yine çok keyifle okudum
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Yes We Can....yeni yazinizi sabirsizlikla bekliyorum. ..sevgiler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...