Ana içeriğe atla

Tren Macerası değil Korku Filmi :))


Kar, kış kıyamette  Ocak 2013'te   Brüksel'e uçakla gidip, oradan arabayla işaretli güzergahı dolaştık..

Belçika, Brugge, Antwerpen, Amsterdam, Köln, Luxemburg




Kış olmasına rağmen çok keyifli bir yolculuktu. Çünkü her yerde ağaçlar ve kar vardı.



Turumuzun sonuna doğru  Köln'e  geldiğimizde öğlene doğruydu..  önce otelimize yerleştik.   Resepsiyondaki görevli harita üzerinde yolumuzu tarif edip, tren numarasını da haritanın üzerine yazdı.. Çok yakındık, merkeze sadece iki istasyon uzaklıktaydık.  Arabayla şehre gitmeye gerek yoktu.

İstasyona kadar yürüyüp, rahatça gittik. Zaten banliyölerden trene binmek en kolayı.. tek peron :))

Almanya'da eskiden yoktu şimdi var.:))  Makinalarda Türkçe menü var..  harika... bunu çok sevdim. İlk defa bir ülkede dilimiz kullanılıyor. Kolayca jeton alıp merkez istasyona  gittik.

Ancak dönüşte öyle olmadı.. Tren garında 11 peron var.  Peronlar upuzun.. Her peron kendi içinde
A-B-C-D diye ayrılmış... her tren farklı bir harfte duruyor. Her harf farklı bir yere giden treni bekliyor.

Peronda sizin treniniz hangi harfe yanaşacaksa bu harflere uygun duruyorsunuz.  Dakikada bir tren geliyor, aynı perona ama farklı harflere yanaşıyor. Hem şehir içi hem de şehirler arası trenler aynı peronlardan geçiyor.  Doğru yerde durup önünüzde kapılarını açan trene biniyorsunuz.

Elimizde tren numarası var ama emin olamadık, bir de alt kata inip danışmaya sorduk, tarif aldık.. Perondaki doğru yeri bulup bir de oradaki yolculara sorduk. "Tamam.. doğru" dediler, "burada bekleyin".. Herkes çok ilgili.. bizim istasyondaki haritaya baktığımızı görenler hemen yardıma ihtiyaç olup olmadığını soruyorlar.. Biz de teyid alıyoruz..

Bu arada  hava buzzz gibi,  Ocak sonu, saat gece  21:00,  her yer bembeyaz karla kaplı.

.....ve hikaye giderek heyecanlı hale geliyor :))

Önümüzde tren durdu,  trenin önündeki ışıklı tabela doğru tren olduğunu gösteriyor.. bizim numara yazıyor..  bindik.  İçerisi sıcacık ve tenha.  Vagonda birkaç kişi var.

Tren hareket etti..
Bir durak sonra ben vagonun daha manzaralı olan sağ tarafına geçip oturdum..

Tren bir sonraki istasyonda durdu.. Henüz tren duruyorken   Hamit  istasyonda bankta oturan kadına bakarak  "dışarda oturan bayan bana gülümsüyor"  dedi.  Ben de baktım ama bir gülümseme göremedim.

Hamit her zamanki gibi dalga geçiyor,   "kendini çapkın yerine koyuyorsun, niye gülsünler, sana öyle gelmiştir"  dedim..

Tren yavaş yavaş hareket etti....Ben camdan dışarıya harika ışıklı gece ve kar manzarasına bakıyorum.

Hamit arkasına döndü ve  "vagonda kimse kalmamış, sadece biz varız" dedi..  Dönüp baktım gerçekten kimseler yoktu..  Yine de  " Olsun,  herkes merkezde indi, banliyöler akşam vakti  daha tenhadır" dedim..

devam ettik..  devam ettik.. devam ettik..  devam ettik....
Tren bizim istasyonumuzda durmadan geçti.. Gidiyoruuuzzzzzzzzzz.... Aaaaaaaa...
























Biraz daha bekledik.. Tren giderek hızlandı, hızlandı, hızlandı... ve ışıklarını kapattı...

Ormanların içinden ve ışıkların azaldığı bölgelerden uçarak geçiyoruz. Vagonun içi kapkaranlık.

Hamit    "tren ya park alanına gidiyor, ya da başka bir sefer için başka bir şehire...."

"şehirler arasında gidiyor..  bizi içerde unutacaklar.... donacağız...."

"ya da bizi bulduklarında aşağı indirecekler ve geceyi karlı kayın ormanında geçireceğiz :))  "   diye senaryolar üretmeye,  telaşlanmaya başladı.

Tren artık hiç durmadan gidiyorrrrrrrrr.
Nasıl da hızlı.. adeta uçuyoruz..

Hava dışarda karanlık ama bembeyaz karlarla kaplı ormanların içinden geçiyoruz. Manzara harika ama biz çok fena durumdayız.. Ne yapacağımızı düşünmeye çalışıyoruz.

Hamit iyice panik...  kim bilir hangi ülkeye gidiyoruz?   nasıl geri döneceğiz?  gece yarısı ne yapacağız? insek de nasıl geri döneceğiz?   geri dönmesek nerede kalacağız?   bizi trende unutacaklar, kaloriferler sönecek..  sabaha kadar kilitli kalacağız,  donacağız..   diye sızlanıyor.

Ben de vagonda bir ışık yaratmaya çalışıyorum. Bir imdat freni falan olmalı yani..  Cep telefonumun şarjı da bitik durumda ve  tam da kapanmak üzereydi.. çantama elimi atıp telefonu arıyorum.. acaba çalışır mı diye bir düğmesine basıyorum, telefonun ışığı açılıyor :)))  Ohhh.. hiç olmazsa hafif bir aydınlık yaratıyor.

Hemen telefonla trenin duvarlarına bakmaya başladım. Kapının yanındaki imdat frenini buldum.. ama çekemiyorum :((   bu hızda giden bir trende bir felakete neden olur muyum? Bu sadece bir alarm mı? yoksa treni durdurur mu? hiç bir fikrim yok.. çekmeye cesaret edemiyorum..

Kapının öbür tarafına bakınca bir de ne göreyim?  bir megafon.. bir düğmesi ve ışığı var.. asansörlerdeki gibi.. hemen düğmeye basıp seslendim..  " Biz trendeyiz.. nereye gidiyorsunuz?  durun."   dedim.. yeşil ışık yandı.... bekledik.... karşıdan ses geldi.... Almanca konuşuyor.. olsun.. bizim orada olduğumuzu anladı ya..

Biraz gittikten sonra trenin ışıkları yandı ve  tren yavaşlamaya başladı.. yavaşladı, yavaşladı, durdu..   Öylece demir yolunun ortasında bir istasyon olmaksınız durdu.  Beklemeye başladık..  aklımızdan artık hiç bir şey geçmiyor, ne olacağını düşünemiyoruz..

Biraz bekledik.. acaba nereden gelecek?  nasıl gelecek?  tren öyle uzun ki.. biz de en arkadaki vagondayız.  Birazdan öndeki vagonda makinist göründü, vagonlar arasından yürüyerek geliyor,

Ben ayaktayım, üzerimde de kırmızı bir mont var, kollarımı sallayıp buradayız diye işaret veriyorum. Bu son  vagonun ara geçiş kapısı olmadığından aşağıya inip dışardan tekrar bizim vagona bindi.. üzerinde parkası var, sırtında sırt çantası, 30-40 yaşlarında genç bir adam. Şöyle apoletli, resmi giyimli birini beklerken bayağı dağcı kılıklı bir görevliyle karşılaştık.

Bize  "ne işiniz var burada?"  demesi çok normaldi..  Bize öyle bir baktı ki;  "siz nerden çıktınız?"  der gibiydi ..  ancak biz de doğru trene binmiştik. numarası falan aynıydı.. elimizdeki haritayla anlaşmaya çalıştık, derdimizi ve nereye gideceğimizi anlatınca  "Hayııır" dedi.. bu 21:00  treni bu saatte duraklarda durmaz..  . Eeee biz nerden bileceğiz?   "son istasyonda anons yaptık"  dedi.. "Biz Almanca bilmiyoruz ki!  anonsu anlamadık.. nasıl anlayacağız?"  dedik..
Kafasını salladı..  Düşündü...

Bu en son vagonun en önündeki iki koltuğu gösterip   "Buraya oturun ve bekleyin.. Şimdi sizi bindiğiniz istasyona geri götüreceğim" dedi..  Nasıl yani ??! Bindiğimiz istasyona? Bu koca tren?? sadece bizim için geri mi gidecek??  Hamit  "yok canım yanlış anlamışsındır, bunu yapmazlar, koca tren iki yolcu için, bu kadar yol??"  Iıh..  dedi...

Bu arada makinist  bu son vagondaki kumanda odasına  yerleşti, bu sefer terse gideceğiz..

Önce kumanda masalarıyla irtibata geçti, konuştu, konuştu.. başka trenlerin geçmesini bekledi.. O sırada muhtemelen tüm istasyonlardaki trafik düzenlendi.. çünkü bu tren tarifede yoktu ..  hiç hareket etmeden bir müddet bekledik ve sonra yavaş yavaş ilerlemeye başladık. Bazı noktalarda durup diğer trenlerin geçmesini bekledik. Öyle şaşırmıştık ki, inanamıyorduk..

Hamit yine senaryolarına devam ediyordu..  "indiğimizde bizi direkt polise teslim edecekler"  "kim bilir ne kadar büyük bir ceza kesecekler?"    Olacağı bu.. dedi... Koca tren geri döner mi?  bizi uygun bir istasyonda indirir, hadi burdan kendiniz gidin derlerdi.. niye geri götürsünler??   demek ki bizi bir yere teslim edecek :((  Merakla beklemeye başladık.. Vagonda iki suçlu gibi oturuyorduk.

Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra, hiç bir durakta durmadan direkt merkez istasyona yanaştık ve tren durduuuu..   Biz hala kıpırdamıyoruz.. Suçluyuz.!!..

Makinist kumanda odasından çıktı ve yanımıza geldi..  gülümseyerek   "geldik"  dedi..   "Buyrun"...

Aaaaa bu kadar mı? hani ceza falan yok mu?  bir de gülümseme ve iyi dilek!!   valla bu kadarı fazla... olmaz bu kadar..

Vagonun kapısında el sıkıştık ve bizi güleryüzle   "iyi tatiller"   dileyerek uğurladı..
Teşekkür, teşekkür, teşekkür.. hatta binlercesi.... nerdeyse adama sarılacağız...

Kendimizi istasyona attığımızda yaşadığımıza güldük, güldük, güldük.. bir korku filminin içinden geçmiş gibiydik.. Aslında makinistte korkmuştu... Boş trende bir ses  "buradayız"  diyen.. in midir? cin midir? terörist midir? treni ele geçirmek mi istiyoruz? niyetimiz nedir?

Bu yüzden giyinmiş, çantasını almış, kim bilir aklından O'da neler geçiriyordu??

Bu yaşadığımızla 30 yıl önce yaşadığımız olay arasında bağlantılar kurduk.. İnsanlar değişiyor muydu? Yıllar evvel haftalık biletimizi yanlış bir hatta kullandığımız için bir sürü ceza ödemiştik.. Oysa şimdi koca tren sadece bizim için dünyanın yolunu yapıyor..   Almanlar esneyebiliyor muydu?  Bizim için en iyi çözümü düşünüyor muydu?  değişmişler mi?


O geceyi sevinç içinde gülümseyerek geçirdik..  

Ayrıca bu olayla ne kadar bilgisiz olduğumuzu da anladım.. Bir trendeki acil durum kolunu çektiğimde ne olacağını bilemedim.  O kadar yüksek hızda giden bir trende fren sistemini kullanıp, treni durdurmaya kalksaydım ne olurdu  acaba ?   Sadece bunu düşünerek yapmadım.. Yoksa o kolu çekmek çok kolaydı..

Belki de sonuçları yanlış bir yere gitmekten daha kötü olurdu.. Bunu düşünmek bile istemiyorum..
Keşke okullarımızda öğretilseydi..  Acil durum nedir?    Siz biliyor musunuz?  Mesela biri hasta oldu.. diyelim kolu çektiniz tren durdu.. ne olacak?  yolun ortasında?? istasyonda dursa daha iyi değil mi?

Diyelim bir saldırı oldu.. çektiniz.. tren durdu.. ne olacak?  gitmesi ve bir istasyonda kapılarını açması daha iyi olmaz mı? Bilemedim..

Arastırdım bakın neler buldum :

İMDAT KOLU HABERLERİ

Hızlandırılmış Trende 38 Can Kaybı
Pamukova’da 38 kişinin ölümü, 80 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan hızlandırılmış tren kazasının ikinci vagonda bir yolcunun imdat frenini çekmesinden kaynaklandığı iddiası üzerine bilirkişi incelemesi istendi.

İETT  OTOBÜSÜ  BARİYERLERE ÇARPTI
İETT'den yapılan yazılı açıklamada, Beykoz-Kadıköy  hattında seferlerini tamamlayıp dün gece Anadolu Garajı'na boş olarak dönen 99-817 kapı numaralı körüklü otobüsün, TEM Otoyolu Çamlıca katılımını geçtikten sonra şoförünün direksiyon kontrolünü kaybetmesi sonucu aşırı derecede savrularak bariyerlere çarptığı, ardından da imdat freni çekilerek durdurulabildiği belirtildi.

Marmaray'da İmdat Freni Nöbeti
TCDD  yetkilileri, gereksiz yere çekilerek seferlerin aksamasına neden olduğunu açıkladığı imdat frenlerini koruma altına almaya karar verdi. Pazar günü başlayan uygulamayla birlikte, TCDD yelekli görevliler seferlerde vagon içinde bulunan imdat frenini çekenleri yakalamak için nöbete başladı.


Trenler şahanedir.. Yola, yolculuğa devammmm.


Yorumlar

  1. Bilinmeze gitmek çok heyecan verici ve ürkütücü ....
    Bu yolculuğun en güzel yanı ise istasyondan bana gülümseyen kadındı ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...