Los Angeles'tan San Diego ya yaklaşık iki saatlik bir yol var. Önceden bir plan yapmayıp, gidince ulaşıma duruma göre karar veririz demiştik. Ancak gördüğümüz en rahat çözüm araba kiralamak olduğu için daha Brezilya'dayken arabayı ayarladık.
Los Angeles ta kaldığımız otel bizi shuttle ile LA Rent a Car a bıraktı. Merhaba, hoşgeldiniz faslından sonra.. "Kusura bakmayın sizin kiraladığınız araç henüz dönmedi?? ahh bu müşteriler" dedi... Eeee.... "Size başka bir araba verelim" Oluurrrr... Ne vereceksiniz? PT Cruiser.. pardon anlamadımmm... Hamit'e soruyorum "Sen böyle bir araba biliyor musun?"... bilmiyor... böyle bir marka duymadık.. görevli bayan "Tamam mı?" diye soruyor.. Valla biz bu arabayı hiç duymadık, bilmiyoruz deyince, hemen gösterelim.. diyor.
Arabanın yanına gidiyoruz.. arabalar yan yana şunu mu gösteriyor? bunu mu? Aaaa... gösterdiği üstü açık spor bir araba.. Hamit şöyle bir oturuyor, sağına soluna bakınıyor.. tamamdır, daha ne olsun.. bu da başka bir deneyim ;))
Arabayı teslim alırken üstünün nasıl açılıp kapandığını da öğretiyorlar.. Görevli hanım çok cana yakın.. Türkiye'den geldiğimizi duyunca .. Öyle miiii!! ben sizin şarkılarınıza bayılıyorum.. Sibel Can, Mahsun Kırmızıgül, Türkan (burada kimden bahsetti anlamadım, Türkan şarkısı mı? Şoray mı? Tarkan mı? Olsun önemli değil ) İbrahim Tatlıses.. hepsini birer birer saydı.. hep onları dinliyormuş.. Bilin bakalım kadın nereli? İran'dan gelmiş..
Araba kiralama ücretlerine sigortayı da ekliyorlar. Günlük 11 Dolardan başlıyor. Tam kapsamlı yaptırırsanız daha da fazla. Bu zorunlu olanı.. Bu sigorta ücretleri de eyaletler arasında farklı. Miami de toplam 20 Dolarken burada zorunlu sigorta günde 11 dolar.. Hamama giren terler... diyoruz...başka çare yok.. sigorta yaptırmamak bence çok büyük risk. Amerika`da araba kullanmak çok rahat, kurallar çok sıkı deniliyor ama ben buralarda da kazalara şahit oldum.. bu yüzden risk almaya gerek yok..
Tüm ödemeleri yapıp rahatladıktan sonra arabamıza kurulup yola çıktık. Yine otelimizin adresini girip navigasyonumuzu çalıştırdık. İki saat sonra otelimizin kapısının önündeydik. Yollarda giderken San Diego 'nun nasıl bir şehir olduğuna dair işaretler görmeye başladık. Müstakil evler, geniş araziler, yeşillikler...
San Diego hayranlık yaratacak bir şehir. Önce kocaman Little Italy tabelas bizi karşılıyor. Bu sokakta iki yanda da sıralı lokantalar, barlar.. hep Italyan stili.. yemekler Italyan..
Biz tren istasyonuna gidiyoruz. Trenler yer altından değil üstünden gidiyor, geniş genis, pırıl pırıl.. tren raylarını şehrin içinden geçirmişler. Arabalar, yayalar, trenler iç içe.. Arjantin de de uzun yol ve yük trenleri böyleydi. Trenlerin geçiş alanlarında öyle sıkı güvenlikler yok, ışıklar var. Burada kontrol tamamen trenin makinistinde.. Duruyor, yavaşlıyor, uyarıyor.. Bizde ki gibi kaptırıp önüne kim çıkarsa ezip geçmiyor.. Yaya geçişlerinde neredeyse durma noktasında bir hızla ilerliyor.. Çok güvenli, bu yüzden her şey iç içe yaşayabiliyor.
Bir-iki durak sonra trenden indiğimiz nokta Gaslamp Quarter.. San Diego'nun en hareketli bölgesi. Burada birkaç paralel cadde boyunca lokantalar, barlar, güzel mağazalar sıralanmış. Çok şık, tertemiz, nezih, ışıklı, sakin... Akşam olunca sokaklar kalabalık olmaya başlıyor. Birçok lokanta ve barın kapıda görevlisi var, sizi onlar oturtuyorlar. Öyle istediğim yere gidip oturayım yok.. Kapıdaki görevli genç kızlar yoldan geçen herkesi selamlıyor, hal hatır soruyor ;)) Bugün nasıl geçiyor? diye sesleniyor, hepsi güzel giyimli, makyajlı..
Barlara giriş sadece 22 yaş üzerine serbest, bu yüzden kapıda resmen kimlik kontrolü yapılıyor. Yani bu adamın saçlari ağarmış, 22' nin üzerindedir diye bir kanaat kullanmak yok. Herkesin kimliğine bakılıyor.. O'na neden bakmadın, bana neden baktın.. yok... işte bundan dolayı her yerde adil olunduğu hissediliyor.. kanaat kullanmak, iltimas geçmek, tipine takılmak.. yok.. yok..
Tüm barların bu kontrolü yapmak üzere görevlileri var.
Barlar kalabalık, çok güzel.. içerde müzik var.. Hatta bazılarında canlı performans var.. Bu caddeler üzerindeki mağazalar akşam saat 20:00 de kapanıyor. Yeme- içme başlıyor. Lokantalar çok güzel, bembeyaz örtüler, peçeteler.. Biftek, tavuk, pizza, makarna... menüler bize hiç yabancı değil.. Bazı fast food markaları da var.
Amerika da en muhteşem yiyecek dondurma. Öyle bir yiyorlar ki anlatamam. Öyle külah falan yok.. koca kaplarla alıp kaşıkla yiyiyorlar.. Bizim kutu doldurmaların yarısını falan bir kişi oturup yer yani porsiyonlar kocaman. Biz en küçüğünü seçip alıyoruz. Kornet te var ama kaşıkla yemeğe biz de alıştık.. Allah sonumuzu hayırlı eylesin.. Sadece "çukulatalı" demek yetmiyor, onun da 4 çeşidi var.
Gaslamp bize huzur veriyor, sağa sola bakına bakına dolaşmak için harika.. Bir çok kişi barların ve lokantaların dışındaki masalarda oturuyor, her yerden müzik sesleri geliyor.. Meydanda bir sinema var ama, hiç müşterisi yok.. Gariptir, ben Amerika da sinema salonu görmedim.. Bu kadar film üreten bir ülkenin sinema salonlarını merak ediyordum.. Bir kaç yerde rastladım ama çok sıradandı.. Filmler 11 Dolar. Afisler falan sizi sinemaya davet etmiyor. Oysa İsveç'te sinema salonları bir davet yeriydi, fuayesinde şampanya içiliyordu.. Bir tek New York' ta çok güzel bir sinema gördüm ve şu anda Türkiye de kim bilir ne filmler oynuyordur? diye düşündüm.
Burada öne çıkan gündemde bir film göremedim. Oysa yine İsveç'te her yer 007 James Bond filminin afişleriyle donatılmıştı. Filmleri izlemek için çeşitli gruplar ve şirketler salonları kapatıyordu. Fuayede davet masaları, garsonlar, çıkışta herkese dağıtılan James Bond şemsiyeleri.. Bu havayı Amerika'da göremedim. Afişler falan.. hiç bir yerde yok..

San Diego, yatlarla dolu limanları, girintili çıkıntılı koyları, incecik kumları, her daim ılıman iklimi, güneşi ile tam bir tatil beldesi.. kışları hiç olmaması buraları Amerika'nın gözdeleri yapıyor.. Deniz yine okyanus.. dalgalı.. bu yüzden sörf çok yaygın..
Denizin üzerine koca koca uzun ahşap dikmeler üzerine denizden çok yüksek bir iskele yapılmış. İskele üzerine iki yana sıralanmis küçük küçük evler.. İskelede biz de dolaşıyoruz.. Bu evler bayağı dayalı döşeli, önünde bir küçük verandası var. Girişteki saksılarda çiçekleri, altında okyanus dalgaları..
Buranın bir otel olduğunu öğreniyoruz, Evin yerine göre geceliği 250-550 Dolar arasında değişiyor.
Otel broşürüne 6 ay önceden rez. yapmanız önerilir yazılmış.. Haydaaa... Bu otel deniz üzerinde tek.. nasıl buraya yapılmış, özel bir izin mi alınmış araştıramadım.. Gece olunca korkunç olacağını sanıyorum, ben böyle bir yerde kalmazdım, dalga sesleri falan.. bırrrrrr..
San Diego'da çok büyük bir fuar merkezi var. Upuzun bölümlerden oluşan bu bina çok güzel. Bizim Tüyap gibi değil.. Bugünlerde San Diego'da bir fuar var. Civarda bir mağazada dolaşıyorken biri bize laf attı.. bir Türk genci... ITÜ'den öğretim görevlileri Metalurji fuarina gelmişler, 10 gündü buradalarmış. Bu karşılaşma harika oldu, deneyimleri paylaşıp, tavsiyelerini aldık.. Bize Meksika sınırındaki alışveriş merkezini övdü. Ertesi gün önerdiği yere, korka korka Meksika sınırına gittik. Çünkü tembihledi.. yolda dalıp sapağı geçerseniz şıp diye Meksika'dasınız.. Sonra dön dönebilirsen... Otoyola dört gözle bakıyoruz.. Meksika'dan önce son çıkış yazıyor.. biz de hemen sağa sapıyoruz.. Ohhhhh... sınırı geçmedik...
Alışveriş merkezleri öyle bizdeki gibi koca koca binalar değil. Amerika'daki tüm alışveriş merkezleri bir alan içine dağılmis ve tek katlı, içinde sokakları olan, her iki yanında mağazaların sıralandığı, bankası, yeme içme yerleri olan birimler. Çoğu yerleşim yerinde küçük dikdörtgenler içinde yapılmışken, bazılarında kocaman alanlara yayılmış.
Hem eğlendirirken hem de alışverişte insanların cebinde ne varsa alan Orlando'nun en meşhur alışveriş yerlerinde maalesef mutlu olmamış, mağazalardaki mallar diziliş ve sunuş tarzlarıyla bizi mutlu etmemiş, yiyecek içecek te çok sınırlı gelmişti. Ama insanlar hem buraları hem de Miami'yi bir alışveriş cenneti görüyordu. Mağaza %50 indirim yapmışsa ancak ilgimizi çekebiliyordu. Zaten paramız dolar karşısında kuş gibiydi. Bir penye 60 dolarsa, ehh düz hesap 120 TL vermek gerekiyor.. Valla bizim oralarda kralı bu paraya deyip yanından geçiyorsunuz.
Alışverişte şimdiye kadar gördüğümüz en ucuz yer New York.. Hele yeme içmede kral ilan ediyorum.. diğer ülkeler yanında bedava... Ürünler, sunumlar.. muhteşem..
Orada görüp te almadığımız şeylerin sonraki eyaletlerde fiyatlarını görünce tüh dedik. Clearens dedikleri indirimler şaşırtıcı. Zaten fiyatları inmiş, bir de tepesinde %40 indirim diyor. Yani indirimli fiyattan indirim ;)) Çoğu mağazada bu bölümleri yokluyoruz. Özellikle spor mağazalarında bu bölümler çok revaçta. Tüm tek kalan numaralar burada, sansınıza..
Tüm bu alışveriş yerleri içinde San Diego'nun bu Meksika sınırındaki alışveriş merkezi yüz güldürüyor. Ürünler çok çeşitli ve güzel.. Clearans' lar dikkat çekici..
Los Angeles ta kaldığımız otel bizi shuttle ile LA Rent a Car a bıraktı. Merhaba, hoşgeldiniz faslından sonra.. "Kusura bakmayın sizin kiraladığınız araç henüz dönmedi?? ahh bu müşteriler" dedi... Eeee.... "Size başka bir araba verelim" Oluurrrr... Ne vereceksiniz? PT Cruiser.. pardon anlamadımmm... Hamit'e soruyorum "Sen böyle bir araba biliyor musun?"... bilmiyor... böyle bir marka duymadık.. görevli bayan "Tamam mı?" diye soruyor.. Valla biz bu arabayı hiç duymadık, bilmiyoruz deyince, hemen gösterelim.. diyor.
Arabanın yanına gidiyoruz.. arabalar yan yana şunu mu gösteriyor? bunu mu? Aaaa... gösterdiği üstü açık spor bir araba.. Hamit şöyle bir oturuyor, sağına soluna bakınıyor.. tamamdır, daha ne olsun.. bu da başka bir deneyim ;))
Arabayı teslim alırken üstünün nasıl açılıp kapandığını da öğretiyorlar.. Görevli hanım çok cana yakın.. Türkiye'den geldiğimizi duyunca .. Öyle miiii!! ben sizin şarkılarınıza bayılıyorum.. Sibel Can, Mahsun Kırmızıgül, Türkan (burada kimden bahsetti anlamadım, Türkan şarkısı mı? Şoray mı? Tarkan mı? Olsun önemli değil ) İbrahim Tatlıses.. hepsini birer birer saydı.. hep onları dinliyormuş.. Bilin bakalım kadın nereli? İran'dan gelmiş..
Araba kiralama ücretlerine sigortayı da ekliyorlar. Günlük 11 Dolardan başlıyor. Tam kapsamlı yaptırırsanız daha da fazla. Bu zorunlu olanı.. Bu sigorta ücretleri de eyaletler arasında farklı. Miami de toplam 20 Dolarken burada zorunlu sigorta günde 11 dolar.. Hamama giren terler... diyoruz...başka çare yok.. sigorta yaptırmamak bence çok büyük risk. Amerika`da araba kullanmak çok rahat, kurallar çok sıkı deniliyor ama ben buralarda da kazalara şahit oldum.. bu yüzden risk almaya gerek yok..
Tüm ödemeleri yapıp rahatladıktan sonra arabamıza kurulup yola çıktık. Yine otelimizin adresini girip navigasyonumuzu çalıştırdık. İki saat sonra otelimizin kapısının önündeydik. Yollarda giderken San Diego 'nun nasıl bir şehir olduğuna dair işaretler görmeye başladık. Müstakil evler, geniş araziler, yeşillikler...
San Diego hayranlık yaratacak bir şehir. Önce kocaman Little Italy tabelas bizi karşılıyor. Bu sokakta iki yanda da sıralı lokantalar, barlar.. hep Italyan stili.. yemekler Italyan..
Biz tren istasyonuna gidiyoruz. Trenler yer altından değil üstünden gidiyor, geniş genis, pırıl pırıl.. tren raylarını şehrin içinden geçirmişler. Arabalar, yayalar, trenler iç içe.. Arjantin de de uzun yol ve yük trenleri böyleydi. Trenlerin geçiş alanlarında öyle sıkı güvenlikler yok, ışıklar var. Burada kontrol tamamen trenin makinistinde.. Duruyor, yavaşlıyor, uyarıyor.. Bizde ki gibi kaptırıp önüne kim çıkarsa ezip geçmiyor.. Yaya geçişlerinde neredeyse durma noktasında bir hızla ilerliyor.. Çok güvenli, bu yüzden her şey iç içe yaşayabiliyor.
Bir-iki durak sonra trenden indiğimiz nokta Gaslamp Quarter.. San Diego'nun en hareketli bölgesi. Burada birkaç paralel cadde boyunca lokantalar, barlar, güzel mağazalar sıralanmış. Çok şık, tertemiz, nezih, ışıklı, sakin... Akşam olunca sokaklar kalabalık olmaya başlıyor. Birçok lokanta ve barın kapıda görevlisi var, sizi onlar oturtuyorlar. Öyle istediğim yere gidip oturayım yok.. Kapıdaki görevli genç kızlar yoldan geçen herkesi selamlıyor, hal hatır soruyor ;)) Bugün nasıl geçiyor? diye sesleniyor, hepsi güzel giyimli, makyajlı..
Barlara giriş sadece 22 yaş üzerine serbest, bu yüzden kapıda resmen kimlik kontrolü yapılıyor. Yani bu adamın saçlari ağarmış, 22' nin üzerindedir diye bir kanaat kullanmak yok. Herkesin kimliğine bakılıyor.. O'na neden bakmadın, bana neden baktın.. yok... işte bundan dolayı her yerde adil olunduğu hissediliyor.. kanaat kullanmak, iltimas geçmek, tipine takılmak.. yok.. yok..
Tüm barların bu kontrolü yapmak üzere görevlileri var.
Barlar kalabalık, çok güzel.. içerde müzik var.. Hatta bazılarında canlı performans var.. Bu caddeler üzerindeki mağazalar akşam saat 20:00 de kapanıyor. Yeme- içme başlıyor. Lokantalar çok güzel, bembeyaz örtüler, peçeteler.. Biftek, tavuk, pizza, makarna... menüler bize hiç yabancı değil.. Bazı fast food markaları da var.
Amerika da en muhteşem yiyecek dondurma. Öyle bir yiyorlar ki anlatamam. Öyle külah falan yok.. koca kaplarla alıp kaşıkla yiyiyorlar.. Bizim kutu doldurmaların yarısını falan bir kişi oturup yer yani porsiyonlar kocaman. Biz en küçüğünü seçip alıyoruz. Kornet te var ama kaşıkla yemeğe biz de alıştık.. Allah sonumuzu hayırlı eylesin.. Sadece "çukulatalı" demek yetmiyor, onun da 4 çeşidi var.
Gaslamp bize huzur veriyor, sağa sola bakına bakına dolaşmak için harika.. Bir çok kişi barların ve lokantaların dışındaki masalarda oturuyor, her yerden müzik sesleri geliyor.. Meydanda bir sinema var ama, hiç müşterisi yok.. Gariptir, ben Amerika da sinema salonu görmedim.. Bu kadar film üreten bir ülkenin sinema salonlarını merak ediyordum.. Bir kaç yerde rastladım ama çok sıradandı.. Filmler 11 Dolar. Afisler falan sizi sinemaya davet etmiyor. Oysa İsveç'te sinema salonları bir davet yeriydi, fuayesinde şampanya içiliyordu.. Bir tek New York' ta çok güzel bir sinema gördüm ve şu anda Türkiye de kim bilir ne filmler oynuyordur? diye düşündüm.
Burada öne çıkan gündemde bir film göremedim. Oysa yine İsveç'te her yer 007 James Bond filminin afişleriyle donatılmıştı. Filmleri izlemek için çeşitli gruplar ve şirketler salonları kapatıyordu. Fuayede davet masaları, garsonlar, çıkışta herkese dağıtılan James Bond şemsiyeleri.. Bu havayı Amerika'da göremedim. Afişler falan.. hiç bir yerde yok..
Diego bir kıyı şehri. Burada da Los Angeles gibi upuzun bir kumsal var. Bu sefer kumsala gidiyoruz diyerek arabamızın üzerini açıyoruz.. Otelimizle kumsal arasında 9 kilometre var.. Otoyola çıkınca amaniiinn diyerek kapatmak istiyoruz ama hareket halindeyken kapanmıyor.. saçlarımız filmlerdeki gibi uçuşuyor .. kendimizi bir anda Hollywood yıldızı gibi hissediyoruz ;)) bir yandan da bir radyo kanalı bulup uçuyoruz.

San Diego, yatlarla dolu limanları, girintili çıkıntılı koyları, incecik kumları, her daim ılıman iklimi, güneşi ile tam bir tatil beldesi.. kışları hiç olmaması buraları Amerika'nın gözdeleri yapıyor.. Deniz yine okyanus.. dalgalı.. bu yüzden sörf çok yaygın..
Denizin üzerine koca koca uzun ahşap dikmeler üzerine denizden çok yüksek bir iskele yapılmış. İskele üzerine iki yana sıralanmis küçük küçük evler.. İskelede biz de dolaşıyoruz.. Bu evler bayağı dayalı döşeli, önünde bir küçük verandası var. Girişteki saksılarda çiçekleri, altında okyanus dalgaları..
Buranın bir otel olduğunu öğreniyoruz, Evin yerine göre geceliği 250-550 Dolar arasında değişiyor.
Otel broşürüne 6 ay önceden rez. yapmanız önerilir yazılmış.. Haydaaa... Bu otel deniz üzerinde tek.. nasıl buraya yapılmış, özel bir izin mi alınmış araştıramadım.. Gece olunca korkunç olacağını sanıyorum, ben böyle bir yerde kalmazdım, dalga sesleri falan.. bırrrrrr..
San Diego'da çok büyük bir fuar merkezi var. Upuzun bölümlerden oluşan bu bina çok güzel. Bizim Tüyap gibi değil.. Bugünlerde San Diego'da bir fuar var. Civarda bir mağazada dolaşıyorken biri bize laf attı.. bir Türk genci... ITÜ'den öğretim görevlileri Metalurji fuarina gelmişler, 10 gündü buradalarmış. Bu karşılaşma harika oldu, deneyimleri paylaşıp, tavsiyelerini aldık.. Bize Meksika sınırındaki alışveriş merkezini övdü. Ertesi gün önerdiği yere, korka korka Meksika sınırına gittik. Çünkü tembihledi.. yolda dalıp sapağı geçerseniz şıp diye Meksika'dasınız.. Sonra dön dönebilirsen... Otoyola dört gözle bakıyoruz.. Meksika'dan önce son çıkış yazıyor.. biz de hemen sağa sapıyoruz.. Ohhhhh... sınırı geçmedik...
Alışveriş merkezleri öyle bizdeki gibi koca koca binalar değil. Amerika'daki tüm alışveriş merkezleri bir alan içine dağılmis ve tek katlı, içinde sokakları olan, her iki yanında mağazaların sıralandığı, bankası, yeme içme yerleri olan birimler. Çoğu yerleşim yerinde küçük dikdörtgenler içinde yapılmışken, bazılarında kocaman alanlara yayılmış.
Hem eğlendirirken hem de alışverişte insanların cebinde ne varsa alan Orlando'nun en meşhur alışveriş yerlerinde maalesef mutlu olmamış, mağazalardaki mallar diziliş ve sunuş tarzlarıyla bizi mutlu etmemiş, yiyecek içecek te çok sınırlı gelmişti. Ama insanlar hem buraları hem de Miami'yi bir alışveriş cenneti görüyordu. Mağaza %50 indirim yapmışsa ancak ilgimizi çekebiliyordu. Zaten paramız dolar karşısında kuş gibiydi. Bir penye 60 dolarsa, ehh düz hesap 120 TL vermek gerekiyor.. Valla bizim oralarda kralı bu paraya deyip yanından geçiyorsunuz.
Alışverişte şimdiye kadar gördüğümüz en ucuz yer New York.. Hele yeme içmede kral ilan ediyorum.. diğer ülkeler yanında bedava... Ürünler, sunumlar.. muhteşem..
Orada görüp te almadığımız şeylerin sonraki eyaletlerde fiyatlarını görünce tüh dedik. Clearens dedikleri indirimler şaşırtıcı. Zaten fiyatları inmiş, bir de tepesinde %40 indirim diyor. Yani indirimli fiyattan indirim ;)) Çoğu mağazada bu bölümleri yokluyoruz. Özellikle spor mağazalarında bu bölümler çok revaçta. Tüm tek kalan numaralar burada, sansınıza..
Tüm bu alışveriş yerleri içinde San Diego'nun bu Meksika sınırındaki alışveriş merkezi yüz güldürüyor. Ürünler çok çeşitli ve güzel.. Clearans' lar dikkat çekici..
Şöyle uzaktan Meksika görünüyor.. aman Allahım.. dağ tepe gecekondu dolu.. San Diego'nun zarifliği ile hiç benzeşmiyor. Aynı coğrafya, aynı deniz..
San Diego'nun iç taraflarında ise çok büyük bir park var. İçinde hayvanat bahçesi, müze, kafeler, havuzlar, çiçekler... Hayvanat bahçesi için "Dünyanın en büyük hayvanat bahcesi " diyorlar. Ben demiştim, bu Amerikalıların en büyükleri yapma ve en büyük olduğunu söyleme istekleri var.. ama gerçekten güzel yapmışlar.. Diyecek bir şey yok..;))
San Diego emeklilerin hayallerini süsleyen şehir.. Herkesin yerleşmek istediği yer.. huzurlu.. sakin... biz de aynen öyle hissediyoruz... Hatta Hamit "Haydi eyvallah ben burada kalıyorum" pozu verdi. 😉
Yok olmaz dedim... daha gidecek görecek yerlerimiz var :))
San Diego'nun iç taraflarında ise çok büyük bir park var. İçinde hayvanat bahçesi, müze, kafeler, havuzlar, çiçekler... Hayvanat bahçesi için "Dünyanın en büyük hayvanat bahcesi " diyorlar. Ben demiştim, bu Amerikalıların en büyükleri yapma ve en büyük olduğunu söyleme istekleri var.. ama gerçekten güzel yapmışlar.. Diyecek bir şey yok..;))
San Diego emeklilerin hayallerini süsleyen şehir.. Herkesin yerleşmek istediği yer.. huzurlu.. sakin... biz de aynen öyle hissediyoruz... Hatta Hamit "Haydi eyvallah ben burada kalıyorum" pozu verdi. 😉
Yok olmaz dedim... daha gidecek görecek yerlerimiz var :))







gerçekten çok güzel bir yer arabadaki pozunuz da çok hoş olmuş :)
YanıtlaSil