Ana içeriğe atla

Oğlum Askere Gitti.. Nereye?


Yıl 2005.. Canım  Gürcan'ım  oğlum Askere gideceği zaman hiç endişe etmedim. "Sen nereye gidersen git, yalnız kalmazsın, ben mutlaka gelirim, her yerde bir tanıdığım var"  demiştim..

İşim nedeniyle çokça seyahat ediyordum. Gidemeyeceğim yer yoktu.

Hamit ise  askerliğin çok önemli olduğunu, emir vermenin, emir almanın askerde öğrenildiğini.. büyük bir tecrübe olduğunu, uzun dönem gitmesinin en iyisi olacağını söylüyordu..
Kuralar çekildi..

Yedek Subay olarak uzun dönem  ataması çıktı.

Acemi Birliği İzmir-Foça Jandarma Komando Okulu..
12.08.2005 / 31.10.2005


 Ohh..ne güzel. Deniz kenarı, kargaşadan ve tehlikeden uzak :))
Hatta  "şanslı çocuksun çok güzel bir yere, deniz kenarına gidiyorsun"  demiştim. 

Havaalanında Gürcan'ı  elinde çantasıyla uğurlarken en son camın arkasından el sallayıp gözlerimiz yaşlı arkasından bakakalmıştık. İlk kez Hamit Gürcan'ın arkasından gözleri yaşlı "Arda  Gürcan daha çok küçük yaa"  diyerek gözyaşı dökmüştü" .. Ayrılık gerçek olana kadar herşey hikaye gibiydi, sanki başkasına aitti, hayaldi..  gidilip gelinecekti... ama şimdi  ayrılık gerçekti ve bu gerçek bizimdi..

Bir ay sonra yemin töreni oldu, gidemedik. Yurt dışındaydık. Aylar öncesinden  rezervasyon yaptırdığımız için tarihleri tahmin edememiştik. Çakıştı.. Ama her yerde arkadaşlarım var demiştim. 

Foça bölgesinde çalışan arkadaşım  Ayşegül imdadıma yetişti.  Ayşegül daha önce eşinin görevi nedeniyle Diyarbakır'daydı. O'nunla orada  mülakat sırasında tanıştım. İşe başladı.. Birkaç yıl sonra eşinin tayini İzmir'e çıktı, oraya yerleştiler, orada bir bölge aldı. Her zaman içten bir sevgi ile bağlı kaldık. 

Hemen Ayşegül'ü arayarak hikayemi anlattım. "Siz merak etmeyin, biz ilgileniriz" dedi..
Herkes çocuğunun yemin törenini merakla bekler ve katılırken biz maalesef yanında olamadık. 

Seyahatten dönüp işe başladığım gün  masamın üzerinde  büyük bir zarf buldum..
Ayşegül'den geliyordu.  Zarfı heyecanla açtım, içinden bir CD,  bir de Gürcan'ın asker fotoğrafı çıktı :))


Gözlerim doldu, resme sarıldım..  CD'ye baktım.. tüm yemin törenini çekmişti :))
Nasıl bu kadarını düşünmüş ve organize etmişti ? bu nasıl bir dostluktu? nasıl bir incelikti :)

O'nu hemen aradım.. eşiyle birlikte törene gitmişler. Özel izinle Gürcan'ı alıp evlerine gitmişler.. Gürcan haftasonunda orada kalmış.. birlikte gezmişler, yemekler yemişler, sohbet etmişler...

Ben hep "karşıma muhteşem arkadaşlar çıktı, çok sanslıyım" derim.. işte bundan..
Ayşegül'e ve Eşine binlerce teşekkürler..

Yemin töreninden sonra dağıtım olmadı  Gürcan bir ay daha eğitime devam etti.. İlk fırsatta bir haftasonu
Canım Gürcan'ımı sabah erkenden almak üzere Foça'ya birliğine gittik. Kavuştuk, sarıldık, hasret giderdik..  

Bu vesileyle ilk defa Foça'yı birlikte gezdik.  O'nun Foça'da dağlarda aldığı eğitimi ilgiyle dinledik. 
Köftelerimizi masamıza getirilen mangalda kendimiz kızartıp yedik. Bu hasret bitmezdi, kavuşmanın ardında yine ayrılık vardı..    Ertesi gün Gürcan'ı birliğine teslim edip ayrıldık :(


Banu beni  Diyarbakır'da bir falcıya götürmüştü.  Bana "çok yakında herkes senin oğlundan bahsedecek" demişti. Ben de herhalde Jandarma olarak İzmir'de kalır, yabancı dili olduğundan sınava girebilir diye düşünmüştüm. Herkes bu güzel haberi  konuşurdu :))

Bir ay sonra Gürcan'dan bir telefon geldi.   "Kuralar çekildi.. Görev yerim  Hakkari Yüksekova..
 İran Sınır Karakolu"  dedi.. sesi endişeliydi..  Ne düşüneceğimizi, ne diyeceğimizi şaşırdık..

Falcı doğruyu bildi.. Herkes  Gürcan'ı,  Yüksekova'yı,  Karakol'u konuşmaya başladı..

Gürcan önce İstanbul'a geldi..  Arkadaşlarımız, Komşular, Akrabalarımız Gürcan'ı ziyarete geldiler.. Gürcan hazırlıklarını tamamladıktan sonra  önce Van'a oradan toplu sevk ile Hakkari Yüksekova'ya  gitti..  Birkaç gün oradaki birlikte kaldı.. telefonlaştık.. gayet iyiydi,  orada çok rahattı...

Ne zaman karakola gideceği belli değildi.. zaten söylenmiyor, aniden gidiliyordu. Bana da aniden  birgün "Anne gidiyoruz"  dedi  ve helikopterle sınıra götürüldü..


Öyle bir yere gitti ki ;  en başta söylediğim
 "Sen nereye gidersen git, yalnız kalmazsın, ben mutlaka gelirim, her yerde bir tanıdığım var"
sözleri yalan oldu.  Gidemedim..

Ne iletişim için cep telefonu ne de internet..!
İşte Karakol'un bulunduğu coğrafya !


Gittiğinde böyleydi.. ama daha sonra karlar yağmaya başladı.
Kuş uçmaz, kervan geçmez bu coğrafyada esir oldu.  Kışın tüm ulaşım yollarının kapandığı, karakolun kapılarının bile açılmadığı binaya çatıdan girildiği mevsimleri yaşadı..
Biz  daha sonra ancak resimlerini görebildik. 


Gelelim..dediysek de hep engelledi..  "Buralara zaten kışın sadece helikopterle geliniyor, bana ulaşamazsınız, Yüksekova'ya kadar gelseniz de görüşemeyiz..oraya gelmenizin de anlamı yok".. dedi..


Aşağıdaki resme dikkatlice bakınca karakol görünüyor...öndeki tepenin üzerinde.. 
Güvenli olduğunu hayal etseniz bile coğrafya olarak ne kadar ürkütücü olduğu gerçek..
Burada sadece 100 kişi yaşıyor.. Bir İlkokul sınıf mevcudundan hallice..
Ve bir yıl boyunca..


Her zaman karakolda kalmadıkları için de telefonla bile irtibat çok az oluyordu.  Onlara kışın erzak sevkiyatı helikopterle havadan atılarak yapıldığı ve helikopter alana kardan dolayı inemediğinden kısıtlı kalıyordu. Kişi başına erzak sevkiyatı sınırlı yapıldığından bazen benden erzak istiyordu. Çay, Kola vb..

Hakkari Yüksekova bölgede çalışan Takım Öncümüz Esengül'ü aradım. "Siz merak etmeyin, buradan biz yardımcı oluruz" dedi.. Ben İstanbul'dan ona kargo gönderdim, O'da Yüksekova'da sevki için teslim etti. 

Daha sonra Esengül bizzat kendisi devreye girerek bir paket hazırladı ve gönderdi.. Esengül'ü daha sonra Ankara'daki toplantılarda görerek tanıdım.. Gürcan'a en yakın kişiydi..  Görüşemeseler de orada birinin olması, O'na yakın olması, bize "merak etmeyin O'da bizim çocuğumuz" demesi... arada mesafe ve ulaşılmazlık olsa bile çok önemliydi.. Bu iyiliği hiç bir zaman unutmam mümkün değil.. 

Gürcan arada bir kez izin yaptı. İstanbul'a geldi. O'nun izin yaptığı dönemde hemen birlikte bir haftalık bir tatile çıktık. Ailecek birlikte olduk. Fotoğrafları da  o zaman gördük. Coğrafyaya şaşırdık.  
İzin çabucak bitti :((

Gürcan askere gitmeden önce bir arkadaşımda dinleyip çok beğendiğim 
Gülay'ın bir CD'sini istemiştim ondan.. "bana bulsana"  demiştim.. 

Giderken  iki  CD doldurup vermişti.  Gülay söylüyordu.  Birini  Oya'ya verdim.
Şarkılar : Sen gelmez oldun, İstanbul ağlıyor, Takvimlerden haberin var mı?, Gelin kınası, Aynalar....

Her arabaya bindiğimde gözlerim dolu dolu dinlediğim şarkılar oldu.. İşe giderken, gelirken.. her vakit..
CD'yi verdiğim gün  arkadaşım Oya aradı   "bunlar nasıl şarkılar gözlerim doldu, ağlıyorum"  dedi.. 
Herkes sabır diledi, umut verdi, teselli etti..

Gürcan ise  yapayalnızdı.. Tam bir sene bu coğrafyadaydı..
Gitti...  Gördü... Yaşadı... Geldi...

Bugün 9 Nisan ..  Gürcan'ın  Doğum Günü.. 
İyi ki varsın Oğlum.. Seninle hep gurur duydum.. Nice Mutlu Yıllara..





Yorumlar

  1. Gürcan bebekken ayrıldığımızda "ayrılıkların en zoru bizimki canım benim" diye bir şiir yazmıştım. Her ayrılık ayrı bir hüzün.. Her kavuşma yeni bir başlangıç..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şimdi aynı duyguları bende taşıyorum Giray için öyle güzel yazmışsınız ki birden oğlumun büyüyüp askere gitmesini istedim:)

      Sil
  2. Birşeyler yazmak isterseniz kutunun içine yazın. Yorumlama biçimine tıklayın
    Adı/URL'yi işaretleyip adınızı yazın.. Yayınlayın..

    YanıtlaSil
  3. Ne kadar güzel anlattınız . Bütün askerler bizim çocuklarımız.nerde olurlarsa olsunlar .Aynı duyguları yaşadım bir oğlum asteğmen olarak askerlik yaptı .Bir oğlumun işi askerlik teğmen olarak 15 nisanda kütahyada işe başlayacak. Allah hepsini korusun .Binnur

    YanıtlaSil
  4. Nilgün Akgün12 Nisan 2013 20:35

    Yüreğinize, ellerinize sağlık, bütün yazılarınız gibi bunuda çok güzel yazmışsınız. Ne kadar değerli bir insansınız, sizi tanıdığım için çok şanslıyım..

    YanıtlaSil
  5. çiğdem çimen13 Nisan 2013 22:01

    Arda Hanım çok duygulandım,yüreğinize sağlık.Benim oğlumda şu an İzmir Yenifoça'da Askerlik yapıyor.6 ayı var bitmesine ve yazınızı gurur,özlem,hüzün karışık duygularla okudum.Saygı ve Sevgiler..

    YanıtlaSil
  6. Hepimiz aynı duyguları yaşıyoruz. Tüm çocuklarımız savaş olmadan yaşasınlar. Askerde olanlara hayırlı teskereler. Herkese sevgiler.. Yorumlarınız için de çok teşekkürler..

    YanıtlaSil
  7. Canim Mudurum yıllar nasıl geciyor...Sanki Gurcan in askere gidisi dun gibi.Siz yazılarınızla aslında bize o gunleri tekrar yasatıyorsunuz:))
    Su anda Antalya da oteldeyim , gozlerim yasli ama mutluyum..Cunku sizin varlığınızı her yerde hisssediyorum.
    Iyi ki varsiniz

    YanıtlaSil
  8. Oya'cım sizlerle paylaşınca herşey güzel oluyor. Sadece olaylar değil kişiler benim hayatım. İşte bu yüzden çok şanslıyım. Canım arkadaşlarım..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...