Ana içeriğe atla

Sanat Ekmek Peşinde Koşarsa Aç Kalır.. / Aristophanes

Çok özledik eski filmlerimizi, tiyatro eserlerini, konserleri, sahneleri..

Oysa Bodrumda bu sezon 165 etkinlik düzenlenmiş. Bunlardan sadece birkaç tanesine gidebildim. Bir tiyatro eserini Bodrum Kalesinde izledim. Tribün şeklinde alel acele devreye sokulan Kale'de garip bir sahne yapmışlar. Estetikten uzak bulduğum bu kara sahneyi sevmedim. İçinde bulunduğumuz yüzyılda artık daha iyisini daha güzelini beklemek yanlış olmaz sanırım.


Regent's Açık Hava Tiyatrosu / Londra

Bu da Bodrum Açık Hava Tiyatrosu 


Çok üzülüyorum gerçekten. Harcanan paraya, emeğe, tarihe, çevreleyen taş duvarlara yazık.  Projeyi kim çizmiş acaba? Dünyada kaç açık hava tiyatrosu görmüş? incelemiş?  Bu tiyatro o kadar müstesna bir yerde ki. Şahane bir manzara, deniz, yelkenliler hemen yanı başında. Etrafı kale duvarlarıyla çevrili.  O zaman bizde olmayan ne var diye düşünüyor insan. Londra'daki gibi büyük ağaçlarımız, parklarımız mı yok?  alan mı yok? para mı yok? akıl mı yok?

Çağımız artık teknolojik yeniliklerle dolu. Ses ve müzik sistemleri sahne görselleri, prodüksiyon cihazları, bilgisayarlar, ışıklar, efekt cihazları, lazer ses ve ışık sistemleri, sahneleri bir görsel şölene dönüştürüyorlar.  Bu anlamda ülkemize gelen yabancı sanatçıların konserlerinde bunların hepsini görebiliyoruz.  Şarkılarını söylemeye geliyor ama arkasına tüm ekipmanlarını taşıyan TIR ları alarak.. Mesela Roger Waters  İstanbul'a 75 TIR la gelmiş.

Sanatçı olmanın ne demek olduğunu da herkese anlatmış. Bu özlenen bir şey değil mi? sanatçı duyarlılığı.. Bir olaya dikkat çekmek, farkındalık yaratmak, mesaj vermek, dilekler sunmak..  Bunları ne çok özledik değil mi!

Teoman geçtiğimiz yıl 29 Ekim de Bodrum Meydanında sahne aldı. Bodrum'un tüm coşkulu, geçit töreni yapmış, marşlar, şarkılar söylemiş insanları meydanda toplandılar. Teoman şarkı söyleyerek başladı ve konser boyunca iki çift laf etmedi ne seyirciye ne de 29 Ekim'e.. Zaten bırakın TIR ları,  konserlere Belediye ne hazırlamışsa onunla yetinip çıkıyorlar, ellerini kollarını sallaya sallaya..

75 TIR la gelsinler demiyorum tabii ki, Dünya Turnesi yapan starlarla mukayese edecek değilim. Ama insanın işine, sanatına, kendine katacağı artılar olmalı. 
Oysa işine yatırım yapan ne kadar az sanatçı  var.  Kişisel olarak farklılık yaratabilenlere hayranım.  Şebnem Ferah bunlardan biri.   45 kişilik Senfoni Orkestrası ve 16 kişilik korosu ile yaptığı konserler unutulabilir mi. Bu vizyon, emek, istek, yatırım  kaç sanatçıyla karşımıza çıktı bilmiyorum..  

Anadolu Ateşi
Anadolu Ateşinin kalabalık dans grubunun enerjisini ve ritmini çok severim.  Genellikle yaz aylarında kendi mekanlarında Antalya'dalar. Öyle büyük bir organizasyon ki 250 kişilik dansçı ekibiyle dünyanın 3 farklı yerinde 3 gösteriyi aynı anda yapabiliyorlar.  Dünya turnesine çıkıp yıllarca performans sergileyen 35 milyon seyirciye ulaşan çok büyük bir prodüksiyon.

Bu yıl da tam benim doğum günümde Bodrum'a gelmişler, sağ olsunlar :)
Başlamadan önce şöyle sağa sola bakındım. Ortadaki sahne 35 dansçı için küçük, renksiz.  Arka fona gerilen perde dalgalandıkça dalgalanıyor bayrak gibi. Üzerine düşen görüntüler esniyor. Kenarlarda giriş çıkış için konulan paravanların boyları, renkleri çok kötü, ışıklar sahneyi bölüyor,  görsel olarak hayranlık uyandıran bir şey yok maalesef.

Bodrum Antik Tiyatro Sahnesi



Antik tiyatroya bir sahne yapmaya çalışan organizasyon firması maliyetine de odaklanmış tabii ki.. eh bizde maliyetine odaklanıyoruz.  Biletler 80 liradan başlıyor, ön sıralar için 250 liraya kadar çıkıyor. Para kazandıran bir sezon. Organizatör firma her günü bir etkinlikle doldurmuş. Kim sahne alıyorsa güzel para kazanıyorlar, her yer dolu. Bize reva gördükleri  sahne de budur.

Antik Tiyatro'nun sahnesi nal şeklinde yapılmış, her yerden görülebilsin diye. Hem de milattan önce. Şimdi biz bunu daha da geliştirerek şahane bir sahne yapmışız. Bakın ne şahane..

Bunlar organizasyon firmasından bir şey beklemeyen, onları hizaya sokamayan, beklentisi olmayan, sadece aldığı parayla ve bir gece boy gösterip gitmekle ilgilenen sanatçılardan kaynaklanıyor. Halbuki biz ne kaprisli sanatçılar biliriz değil mi? istekleri yerine gelmediğinde zorlayan, tavır alan.  Özledik onları.. işinden taviz vermeyen, seyircisine değer veren, alacağı paradan çok sanatına odaklanan..
Bu yüzden Aristophanes'in sözü hoşuma gitti.

"Sanat ekmek peşinden giderse aç kalır!"

Bir dökümanter filmde  Michael Jackson'ın  konser provalarını, işine yaptığı yatırımı izlemiştim. Ağzım açık kaldı. Boşuna dünya starı olunmuyor, bir fabrika gibi üretim yapması ve ekip çalıştırması, hatta bir ordu çalıştırması gerekiyor. Hiç müzikleri bana yakın gelmemesine rağmen işine, emeğine hayran oldum.

Sonra Anadolu Ateşi' nin bu büyük organizasyonunda  kimler emek verdi diye ekibine bakmak istedim.  Bir sanatsal gösteride, hele böyle büyük bir organizasyonda bunu öğreneceğimiz yer afişler olmalı değil mi?   İşte koca organizasyonun afişi.
Sadece Mustafa Erdoğan markası var. Başka hiç kimsenin adı yok. 



Üstelik Mustafa Erdoğan'ın ilk perdede konu aldığı "İstanbul" fikir olarak çok güzel olmasına rağmen arka fonda verilen İstanbul görüntüleri çok vasattı.  Renklere ve çekilen görüntülere inanamadım.  Keşke dedim kimseyi bulamadıysa kardeşi Yılmaz Erdoğan'ın "Organize İşler" filmindeki İstanbul görüntülerini kullansaydı. İstanbul bu kadar gri anlatılabilirdi.

Bu dans gösterisini turistler Antalya'da yaz boyunca izliyorlar. İstanbul'u tanıtan ve hayranlık uyandıran bir görselden çok uzaktı. Sahneden ve ışıklardan kaynaklanmış olabilir ama bu kadar profesyonel çalışan bir organizasyon bunu da halletmeliydi.

Bu yıl bir İtalyan gemisinde izlediğimiz Tenor, sahne, danslar, görseller, hikayeler  aklımızdan çıkmıyor. Anadolu Ateşi'nin dalgalanan perdesi ile aynı perde kullanılıyor. Mustafa Erdoğan İstanbul'u anlatmış, onlar İtalya'yı anlatıyorlar. Üstelik bizdeki 35 kişiye karşılık 10-15 kişiler.

Afiş geminin tiyatro salonu girişine asılmıştı. Bu bir Tenor olarak anons edildi. Herkes hadi bakalım gidip tenoru dinleyelim dedi.  Biz elinde mikrofon tek başına aryalar söyleyecek zannediyoruz.  Gösteri başlayınca sahne bizi büyüledi, gözümüzü kırpamadık. Arka fondaki perdeye İtalya'nın tüm güzel eserleri, sokakları, çiçekleri, insanları, yaşamları, evleri... hepsi 3 boyutlu görsellerle dansçılara eşlik etti.

Renkler, görüntüler, konular muhteşemdi. Her bir fonun dansı oradaki görselle ve konuyla entegre olmuştu. Oynanan her dansın bir hikayesi ve kostümü vardı.
Afişine hayran kaldım. Böyle bir eserin ekip olmadan ortaya çıkamayacağı ve arkasındaki ciddi çalışma ve organizasyonu görünce işte budur!  dedim..

Hikayeyi yazanlar,  Müzikler, Aranjeler, Kostüm dizaynırları,  Kareografiler,  Artistik Direktörü, Dekoru, Efektleri, Işık Dizaynırı, Teknik Proje Koordinatörü, Saund Dizaynırı,  3D Grafikleri ve Özel efektleri, Video Editörü..


Yazıma ekleyebilmek için videolarını araştırdım ve bu şahane eserlere ait çekilmiş sosyal medyaya sunulmuş videolara çok rahat ulaştım. Bunlar özel olarak hazırlanmış tanıtım videoları var. Belki izlemek istersiniz..
Costa / İnnamorato

Sahneler İki Paravan

Sahneler turnelere çıktıklarında  tümden yok edilmiş. Tiyatrolar artık iki tahta paravan bir koltukla oynanır olmuş. Görsel olarak sandalyeden aç kalkmamak elde değil. Yazık diyorum ve çok üzülüyorum.

Sanata yapılan yatırımlar ne oldu?  Özel tiyatroların çoğu oradan oraya dolaşıp duruyorlar, salonları yok. Bu dolaşmalarda sahneler taşınamadığından basit sahneler tercih ediliyor sanırım. Beklentimiz yok. Ne oynansa, nasıl oynansa ayakta alkışlıyoruz.  Bazen bir ünlüyü sahnede görmek, aynı ortamda bulunmak bile bize yetiyor.

Oysa bir şekilde bunların tamamının üstesinden gelmek mümkün ama ona da yatırım yapmak gerekli. Kim yapacak?  Ali Poyrazoğlu Asi Kuş'u evire çevire değiştire değiştire oynuyor. Sahnede hiç bir şey yok. Üstelik Zeki Müren şarkıları dinleterek ortada dolaşması cabası.  Ferhan Şensoy bir telefon, bir masa, bir gazete ile 30 senedir Ferhangi Şeyleri oynuyor.  Ferhan Şensoy'un , Haldun Dormen'in,  Genco Erkal'ın  sahnede ne konuştukları hiç anlaşılmıyor.  Yıllarca mükemmel işler çıkarmış olsalar da şu anda gelen seyirciye bir şey veremediklerini düşünüyorum.

Ezan Saati Uygulaması

Bir de buralarda ezan saati uygulaması var. Meydanda Muğla Büyük Şehir Klasik Müzik Orkestrası ara veriyor ve meydandaki caminin ezanı bitirmesi bekleniyor, sonra orkestra konserine devam ediyor.

Geçtiğimiz 19 Mayısta da meydanda konser ramazana rastladı.. caminin akşam namazı, teravih namazı, yatsı namazı saatleriyle  orkestra  aralıklı olarak performans gösterebildi. Şimdilerde çakışmasın diye çoğu etkinlikler yatsı namazı için ezanın bitmesini bekliyor.  Başlama saati 21:30 belirleniyor.
Çünkü başka yer yok, alan yok. Hele Bodrum meydanında bir cami hoperlörü var evlere şenlik. Meydana oturmuş insanlar genelde ezan okunurken kulaklarını elleriyle tıkıyorlar.

Aklımızda Ne kaldı?  Bizi Ne Büyüledi?

Büyük prodüksiyonlar her zaman çok etkili. Görsel zenginlik, konunun çarpıcılığı, duygularımıza dokunması kalıcılık sağlıyor.  Bu anlamda son yıllarda dişe dokunur, şöyle seyretmek için can attığımız, turnelerle dolaşan, eğlendiren, coşturan, gönül telimizi titreten etkinliklerimiz var mı?

20 Yıldır kesintisiz kapalı gişe oynayan prodüksiyonlar. İyi ki seyretmişim dediğim şölenler..  sahnenin altında yer alan senfoni orkestrasıyla üstteki sanatçıların uyumu.. inanılmaz. Bizde de bir sahne  yapılacaksa ne olur bize de danışsınlar orkestraya yer bulunamıyor deniliyor :)

The Lion King
Phantom of The Opera

Bunlar tarihe kazınmış büyük prodüksiyonlar diyelim hadi, onlarla mukayese etmeyelim (zaten Disney gibi bu işin ilmini yazan, yapan kurumlara çapımız yetmez)
peki İtalyan gemisinde ağzımızı açık bırakan her gün oynasa her gün seyretmeye doyamayacağımız performansa ne demeli. Gemi bu. Hani bizim sahnelerimiz gezdikleri için basit tutuluyor demiştik.
Başka söze gerek yok.

Toprağı, ormanları, hayvanları, şehirleri, ekonomisi, sosyolojisi, kültürü, tarihi talan edilmiş bir coğrafyanın sanatı da kuruyor.  Ne acı.. hayat damarımız tıkandı..

Tüm bunlara rağmen iyi iş çıkaran ve sanata yatırım yapan, cesaret ve umut yayan tüm sanatçılarımızı, iş adamlarımızı  alkışlıyorum..











Bu blogdaki popüler yayınlar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   Programla ilgili haber i...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...