Ana içeriğe atla

Gemi ile Karayipler ve Küba

Küba Değişiyor, Hemen Gidip Görün !

Küba seyahat hedeflerimizde yer almazken, artık uzak coğrafyalara da seyahat imkanlarının artmasıyla öne çıktı. Bir de "aman bozulmadan gidip görün bir an evvel" söylemleri fitili ateşledi..


Karşımıza çıkan bir gemi turunun cazip fiyatına dayanamayınca "demek ki zamanı gelmiş"  diyerek katıldık. Küba son limanımız olacaktı. Önce İstanbul'dan Miami.. oradan gemiye biniş.

Bu vesileyle bir gece Miami'de kalmış olduk. O kadar saat uçuştan sonra otelimizin lobisi bizim ekiple tekrar doldu.. nereye?  24 saat açık market Walmart'a.. haydaa.. hemen gruplar oluşturulup arabalar tutuldu.. gece 2'ye kadar ayaklarımıza kara sular indi.. Bir şey alsak bari :))   baktım da bu marketin virüsleri birçok insanın kanına işlemiş. Ben de görmeden gitsem içimde kalırdı.. Esas alışveriş dönüşte :))
Miami muhteşem doğal güzellikte bir yer..
Otelimizin otoparkı..


Gemimiz sırasıyla bu rotayı izleyecek.  
Miami'den kalkıp iki gün hiç durmadan gidince Jamaika'ya varıyor.   
Sonra uğraya uğraya daire çizerek Miami'ye geri dönüyor.


Diğer adaları görmek planda yoktu ama madem ki gemi uğrayacak bakalım neler var niyetiyle çıktık yola.  Karayiplerde 7.000 ada varmış. Bizimki özet olmuş demek ki :))

Jamaika'da Mutlu Olmanın Yolları

Jamaika'da gemi limana yanaşmayınca karaya çıkacak yolcular motorlarla kıyıya taşındı. Yolcu sayısı çok olunca bu süreç uzadı da uzadı.. Rehberin ekstra olarak düzenlediği gezi de zaman yetişmeyeceğinden iptal oldu.. Çünkü gemi akşamüstü hareket ediyor,  gecelemiyor, gündüz limanda gece yolda geçiyor. Sabah gözümüzü bir açıyoruz başka bir limana gelmişiz :))

Limanda bizi küçük bir alanda el işlerini sergiledikleri tezgahlarında peşimize takılan satıcılar karşıladı.. Çıkış yoluna yerel halktan tur düzenleyen otobüs ve diğer araçları da getirmişler ama iyi bir organizasyonları yoktu ve fiyatları yüksekti. . Gidiş geliş saatlerine güvenemedik.. Değmez dedik, araçla bir risk almaya, panik olmaya gerek yok..

Sokakta yürüken tropik iklimin yapış yapış sıcağında rahatsız olunca denize girelim bari dedik.  Yollarda kaldırım çalışması var, her yer toz toprak, taş. Çalışan siyahilerin hiç acelesi yok.. Deniz gözüküyor ama plaja nasıl varacağız? Neyse sorduk..  belli belirsiz bir yerden giriş yaptık..

Halk plajlarına giriş ücretli.  Kapıda güvenlik karşılıyor. Bilet gişesinin içi görünmüyor perdeyle kapatmışlar, derme-çatma.. Parayı vereceğimiz delik küçücük.. neden acaba? adam hiç görünmüyor.. Plajda yürüyünce  ilerde görünen otele geçiş yok. Güvenlikler bekliyor..Otelin sahilini ayırmışlar.. o sahilde yürüyememek ve geri çevrilmek bana dokunuyor, yerli halkın umuru değil  demek ki..


Kumsalı müthiş denizin rengi şahane.. ama denize girince dibi gözükmüyor.. 
I-Ih.. Bize deniz beğendirmek kolay mı? Ege'den geliyoruz.. 
Diğer bölgelerdeki meşhur plajlarını görmedik.. hakkını yemeyelim.. kumsalı şahane.. 

1494 Yılında Kristof Kolomb adaya yanaştığında "gözlerimin gördüğü en güzel ada" demiş.   Önce İspanyol,  sonra İngilizlerin sömürgesi olmuşlar. 1962 Yılında da özgürlüklerine kavuşmuşlar. Durumlarında hiç bir şey değişmemiş.   Ülkenin sanayisi ve toprakları birkaç zenginin tekelindeymiş. Halkın tamamı boğaz tokluğuna çalışırken, tüm bu olumsuzluklara rağmen çok mutlularmış. Reggie müziği, rom içkisi ve ot !
Bunlarla mutluluğu yakalamışlar..   Ganja otunun (esrar yapımında kullanılan Hint Keneviri), diğer adıyla marijuhana..  Tanrının insana gönderdiği bir nimet olduğuna inanıyorlar. Bu otun sağladığı duman, bilinçaltına uzanıp, insanı tanrıya yaklaştırıyormuş..

Ben de Jamaika'da sokaklarda dolaşırken bu yoklukta nasıl mutlu olabiliyorlar demiştim. Afrikalı toplumların bir özelliği sanırım bu yoklukta mutlu olmak..                                                        
Gemilerin yanaştığı limanda küçük bir alanda bir cennet yaratılmış. Aslında adanın yapısı bambaşka.. turistik değil..   Oysa burada ne şahane görünüyor !
                                                                                

Birazdan bir tropikal iklim sağanağı başlıyor, 5-10 dakika sonra güneş açıyor.  Yapacak başka bir şey yok, en iyisi gemiye dönelim de bir şeyler yiyelim :(

Cayman Adaları'nda  bir farklılık var !?

Sonraki rota Cayman Adaları..  vallahi adını bile yeni duydum.  Yine bu adalar da İspanyollardan İngilizlere geçmiş.  Jamaikaya bağlıymış, 1962 de Jamaika özgürlüğünü ilan edince Cayman Adaları  İngilizlerde kalmış. 

Daha adaya iner inmez hikayeyi bilmediğim için "Hamit bu adada bir farklılık var, bir medeniyet var"  demeye başladım. Şakır şakır yağmur yağmasına ayakkabılarımız suların içinde kalmasına rağmen pırıl pırıl.. Geminin yanaştığı limanda cadde boyunca kafeler, yeme-içme yerleri, hediyelik eşya mağazaları.. hepsi çok zevkli, tertemiz...



 Her yerde tavuklar horozlar dolaşıyor. Kafelerde bile masaların altındalar :)) Bayıldım..
Cayman adaları vergi cenneti ve finans merkeziymiş. Bu yüzden dolaşırken İngiliz etkisi her yerde hissediliyor. Heykeller, kütüphane, mini kilise, yapılar, doğa çok güzel.  Kumsallar, turkuaz deniz, mercan resifleri binlerce turiste ev sahipliği yapıyor. 

Biz gittiğimizde bu küçük limana  4 cruise gemisi yanaşmıştı..  Hediyelik eşyalar çok güzel tasarlanmıştı, turistler mağazaları doldurmuştu..  Keyfimiz yerindeydi.. bira-patates yapmadan dönemezdik :))


Meksika' da bir ada  :  Cozumel

Rotamız Meksika'nın bir adası Cozumel.. İşte tam bir sürpriz de burası.
Gemiden bir ekstra tur almadığımız için kendimiz gezeceğiz. İner inmez limanda çok güzel yerleştirilmiş  hediyelik eşya dükkanları, içinde özgün hediyelikler, hatıra eşyalar..
Her yer rengarenk.

Caddeye çıkınca tur satan taksiler gördüm, birine yanaşıp elindeki listeye baktım bizim gemide satılan turun aynısını uyguluyordu. Zaten ada 48 kilometre uzunluğunda..
Görevli aracın kiralandığını 2 kişi ya da 4 kişi binildiğinde fiyatın aynı olduğunu söyleyince yanımızda aynı turu dinleyen karı-koca ile konuşup gemidekiyle mukayese bile edilemeyecek bir fiyata anlaştık. Görevli taksiyi çağırdı, gelen araç bayağı bildiğiniz VIP araç. Koltuklar deri yüksek bir araç içerisi 5 kişilik geniş mi geniş :))

Araca binerken ödemeyi peşinen yaptığımız görevli makbuzu bana veriyor ve telefonunu da altına eklediğini hatırlatıyor. Bindiğimiz saat ineceğimiz saat nereye bırakacak her şey makbuzda yazılı.. Şahane.. Bu arada görevli ve gelen şoför bir firmanın, hepsinin gömlekleri bembeyaz ve arkalarında firmanın adı işlenmiş.
Haydaaa diyorum Meksika'dan ne umduk ne bulduk :))

Yanımızdaki karı-koca arkadaşlarının yatıyla dünyayı dolaşmış, hayli kalburüstü, Amerika'dan Orlando'dan geliyorlarmış. Onlar da aynı anda limana yanaşan Royal Caribbean gemisinden inmişler. Ancak onların rotasında Küba yok çünkü Amerikan gemisindeler. Biz ise Miami'den kalktık ama İtalyan Costa gemisindeyiz.

Bu iki geminin limana yanaşmış hali :)) Bizim gemi ötekinin yanında çocuğu gibi kaldı :)
Şaka bir yana Royal Caribbean'da işi büyütmüş. Böylesi bir gemi görmemiştim.


Şoförümüz İngilizceyi çok iyi konuşuyor ve aynı zamanda bize rehberlik yapıp yol boyunca anlatıyor. Bir yeri görmemiz gerektiğinde duruyor, gösteriyor, anlatıyor, iniyoruz, biniyoruz..  Kaç cruise gemisi yanaşıyor diye soruyoruz 7 diyor.. 7'mi??  İnanması güç..  Zaten o anda da gerçekten 7 gemi var karasularında.


Peki bu adaya neden bu kadar turist geliyor?  Dolaştıkça anlıyoruz...
Maya uygarlığının yaşam bölgelerinden birisi. Ama gösterdikleri mekanlar temsili. Yıkık bir yapı varmış ama çok uzak vakit yetmez, hava da çok sıcak bunalırsınız dedi..Peki..

Tekilası meşhur.  Gittiğimiz bir yerde hem nasıl üretildiğini aşama aşama anlattılar hem de onlarca çeşidine tadım yaptık. Üretildiği bitkinin bizim bahçede dikili olup sivri uçlarından dolayı söküp attığımız Agave isimli kaktüs olduğunu görünce çok şaşırdım.

Duvarlara,  süreci anlatan resimlere ve tekila üretimini baştan sona anlatan eski teknolojiyi göstermelerine bayıldım.. Şimdi süreç hızlandırılmış, bitkinin büyümesi için beklenen zaman kısaltılmış, üretim şekli farklılaşmış.



Şimdilerde Tekila nasıl üretiliyor bu videoda izleyebilirsiniz.
Agave  bitkisinden  Tekila'ya  yolculuk.. 


Adanın arka tarafına döndüğümüzde küçük bir mola ile bir derede timsah seyrediyoruz ama uyuyor.  Aman dikkat !!   Yol boyunca küçük üstü açık jiplerde gençler vızır vızır gidiyorlar.  Onlar için yapacak çok şey var.



Genç turistler buralardaki dalış merkezlerine akın ediyormuş.. Çünkü adanın büyük kısmı resiflerle, mercan kayalıklarıyla dolu.


Adanın bu tarafı tamamen tatil köyleri ve plajlarla dolu. Bunlar lüks  tatil beldeleri. Şoförümüz bir çok gemi yolcusunun bu tesislerde denize girmek için geldiklerini söylüyor.

Soförümüz bu yedi gemi için hazırlıklı olduklarını, bu sayıda turisti dolaştıracak araçların hazır olması için son 5 yıldır ehliyetli kişilerin sayısının arttırıldığını, araç sayısının organize edildiğini anlattı.. "Eğer daha az sayıda gemi gelirse üzülürüz, hazırlığımız buna göre"  dedi. Biz yedi gemi haftada mı diye sorunca günde.. dedi..  gerisini siz düşünün..

Limanın biraz uzağında  Downtown dedikleri bir bölge var. Orada da alışveriş yapılacak marka ve yerel dükkanlar, yemek için açık hava lokantaları, içlerinde canlı müzikler, rengarenk dekorlar..


Bu gemilerin büyük kısmı günübirlik uğruyorlar. Akşam oldu mu hepsi limandan ayrılıyor. Meksikalılar adalarını turistler için yüksek katlı otel binalarıyla doldurmamışlar. Yedi Cruise gemisi bir günde  yirmi-otuz bin turist demek. Sabah gelip-akşam giden.. Bu sadece gemiler için böyle bir de dalış ve deniz tatili için konaklamalı gelenler var.. Varın siz hesaplayın..

Cozumel'in Meksika ile bağlantılı deniz seferleri de var. Denizlerinde taşıtları, yolcu motorları, deniz otobüsleri çok. Denizi tertemiz.. Turisti de adanın her tarafına dağıttıkları için gayet rahat dolaşılıyor.

Diyebilirim ki bir geminin karadan ayrılışı sırasındaki 
en zevkli dakikalarından birini yaşadım.  




Sonraki limanımız Küba..  

Onu da bir sonraki yazımda anlatayım sizi sıkmadan..  Çünkü Kübayla ilgili çok merak edilen konu var.. Buraya sıkıştırmayalım :)



En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...