Ana içeriğe atla

Gemi ile Yunan Adaları

Güney sahillerimizden Yunan adalarına ne çok sefer var. Marmaris, Bodrum, Kuşadası, Çeşme'den başka başka adalara günübirlik kapı vizesi ile geçmek mümkün. Ancak zaten vizemiz olduğundan neden daha uzun gitmiyoruz diye düşündük.  Adalardan adalara motorlar olduğu söylendi ama bunu da planlamak zor geldi.

O zaman işin en kolay yolu çoğu kişinin deneyimlediği ama bizim hiç elimizin gitmediği, gemi turu denince "acaba nasıldır?,  adalara ayrılan vakit yeterli midir? organizasyonu nasıldır?"  diye bir yerli firma organizasyonuna pek güvenemiyordum.  Şimdi gitmezsek nasıl bileceğiz haydi deneyelim dedik ve böyle başladı. 4 Gecelik bir tura kaydolup ETS gemisi ile Çeşme'den yola çıktık.


Çeşme limanından gemiye giriş işlemleri, pasaport ve vize kontrolleri, kabin numaraları, bavul teslimi hızla gerçekleşti. Geminin kalkış saati 14:00 olarak bildirildi. Yolcu almaya ise saat 11:00'den itibaren başladılar. Gemiye binmeden önce bir içecek ve sandviç ikramı yapılınca öğlen yemeği yok sanırım diye düşündüm ama ETS bizi utandırdı.


İnternetten rezervasyon yaparken "fırsat kabini" denilen en uygun fiyatlı kabini seçmiştim. Bu firsat kabinlerinin numaraları gemiye binerken belli oluyor. Bizim kabin numaramız 2nci kattayken gemiye binerken 3ncü kat kabini verildi. Oleeeyyy.. Gemiyi bilmediğim için kabinlerin durumunu sadece resimlerinden görmüş ve gemi kamaraları dizilişini ise görememiştim.  Doğrusu beklentim de en alt düzeydeydi. Çünkü koca gemilerle Bahamalar'a  iki kez gemi turu yapmıştık ve penceresiz iç kabin olan minik odaların durumunu biliyordum.

"Odalar henüz hazır değil" saat 13:30'da yerleşilecek denilse de :)  meraklı biri olarak gemide bir keşfe çıkıp odamızın bulunduğu koridora baktım. Kat görevlileri harıl-harıl temizlik yapıyorlar, odaları hazırlıyorlardı. Çalışanların hepsinin yabancı olduğunu ve İngilizce konuştuklarını görünce şaşırdım doğrusu. Bizim oda numarasına doğru gittim. Aaaa bizimki 3. kat lumbozlu dış kabin olmasın mı :)  kapıyı açtım, gemi odalarına göre bayağı geniş, aydınlık, tertemiz.. bayıldım..


Yolculuk boyunca her gün oda servisi, temizlik benden tam not aldı. Bravo ETS'ye dedim.  Gemi devasa değil, hatta diğerlerinin yanında bizimki küçücük kalıyor ama içinde 400 kabin var ve 960 yolcu kapasiteli. Bizim turumuzda gemi tam dolu olarak seyahat ettik. O gün gemideki gösteri salonunda gemiyle ilgili birçok bilgi verildi ve Gemini tanıtıldı.


Bunu çok sevdim. Yolculara rehberlik edecek 10 rehber tanıtıldı. 2012'den bu yana sefer yapılıyormuş. Gemimiz 26 yaşında.. Bayağı yaşlı geldi bize ama gemi pırıl pırıl.. Bu toplantıda ayrıca gidilecek yerler, saatleri, yanaşılacak limanlar, adalarda neler yapılabileceği, alternatif ulaşım ve gezi planları, ekstra turlar her şey detaylı şekilde anlatıldı. Toplantı çıkışında da rehberler tarafından ekstra tur katılımları alındı. Biletler anında verildi. 

Organizasyon bende tam puan aldı. Bravo dedim yine.. Gemideki bilgilendirme anonsları, çıkan teknik problemlere çözüm, çalışanların yaklaşımları, eğlence.. Bravo..
Bir gemi içinde 960 kişiyi ağırlamak tam bir organizasyon işi. Yemek saatleri, masalar, odalar, katlardaki değişik salonlar, asansörler, servisler, bavullar..


Gemide içecek paketi veriliyor.  Günde 2 meşrubat, 2 alkollü içecek (bira ya da şarap) hakkımız vardı. Yetti de arttı bile.. Çünkü gemiden sabah çıkıp akşam girdik. Tam pansiyon olduğu halde öğle yemekleri için gemiye dönmedik. Çay ve makinalardan (Türk kahvesi hariç) kahve sınırsız bir şekilde alındı.  Hiç birinin bittiğini ve "yok kalmadı" denildiğine rastlamadım, hep takviye ediliyordu. Üstelik cam bardaklar, porselen tabakları falan görünce şaşırdım. Bir otele gittiğimizde bile boş tabakları toplamak, çöpleri ayırmak zordur. Çatal-kaşık sesleri, koşuşturan personel olur. ETS'ye aferim :)

Yeme-içme için iki salonu var. Biri beyaz masa örtülü, daha otel konseptinde.. Diğeri pötikare örtülü nisbeten daha küçük bir salon. Biz bir kere beyaz örtülüyü denedik. Öyle şehir konsepti bize gelmez. Hiç bir gemide bu salonlarda yemek yemeyi sevmedim.  Pötikareli olan geminin arka güvertesinde olduğu için şıp diye dışarı da çıkabiliyorduk. Hatta buradaki masalarda da yemek yiyenler oluyordu. Yemekler açık büfe. Çeşitler abartılı değil ama tabağımıza ne aldıysak yedik.

Gemiye biner binmez bir "acil durum tatbikatı" yapıldı. Toplanma yerleri belirlendi. Can yelekleri denendi. Odamızda günü planını anlatan "gemi gazetesi" her gün kapımıza bırakıldı. Geminin varış-kalkış bilgileri, limanlar, iniş-biniş saatleri, varılacak yere ait bilgiler, yemek saatleri, programlar, eğlenceler.. Bu kadarını beklemiyordum. Büyük gemilerdeki konseptin tamamını uyguluyorlar.
 
İlk gün Siros'a doğru ilerlerken güvertede "Bayrak Töreni" yapıldı. Çeşitli ülkelerden gelen çalışanlar bayraklarıyla geçit yaptılar ve onları temsil eden çalışanlardan bir kişi yerel dansını yaptı. Bu kadar ülkeden çalışanı olmasına şaşırdım. 27 Milletin bayrağı dalgalandı.  Gemide çalışan 350 personel var. Bunun 200'ü Türk, gerisi yabancı. Gemi bizimle 184. turunu yaptı. Öyle gidip-geliyor ki.. sabah 8'de Çeşme'ye dönüyor, aynı gün tekrar yeni yolcuları alıp 14:30'da kalkıyor.  3 ya da 4 günlük turları var ama hiç boşu yok.  Çok zor operasyon.. Bravo.. bravo... Bu arada gemi kaptanları da Yunanlı..


Hiç bir aksilik yaşamadık. Hiç sorun çıkmadı. Çok güzel eğlendik. Gemide de çok güzel vakit geçirdik. Animatörler,  danslar, orkestra, yarışmalar.. Yolculardan ahbaplık kurduğumuz, masamızı paylaştığımız ve tanıştığımız aileler bile oldu :)  Yolcular nereden gelmiş?  Bursa, Ankara, Samsun, İnegöl, İstanbul, Hatay.. Türkiye'nin her yerinden. Kitlesi gayet güzel.. 960 kişi için başka söze gerek yok.. bazı tipler her yerde çıkıntılık yapar, olacak o kadar. Genelde hep gezen, gezmeyi seven kişiler gözlemledim. Bir de kadınlardan oluşan gruplar.. Ne hoş :)

İnternette şikayetler de okudum.. olacak o kadar..  herkesi mutlu etmek çok zor.  Koca gemide internet niye yok? ben şişmanım.. söylemiştim size.. niye 2 kişilik oda verdiniz?  Benim midem bulanır iç kabinde kalamam.. Bu gemi ne eski her yer dökülüyor... Yemekler berbat.. Kaptan Yunanlı, kötü bakıyor.. ekstra turlar pahalı.. vb. 

Bu şahane organizasyonu yapan ETS ile şimdiye kadar karada birçok kez turlarına katılıp hep çok memnun kalsam da gemi bir ilkti ve Türkiye'de başka bir örneği de yoktu. Çok acaba? larım vardı. Hepsi yersiz çıktı. Bu başarılı organizasyonda uluslararası gemi işletmelerindeki kaliteyi yakalayan ETS'yi tebrik ettim. Resepsiyondaki görevliye   "umarım bizim de bir gün kendi gemimiz olur" dedim. "Bizim de en çok istediğimiz bu" dedi.  ETS Gemini isimli bu gemiyi kiralayarak bu işi yapıyor. Bundan önce başka bir gemiyle bu işi yürütürken şimdi değiştirmiş. Oysa ben hep ETS'nin gemisi demeye alışmıştım. Bana göre yine de öyle.. 

Türkiye'de turizme farklı bir yaklaşım getirip, ilk olmak ve hiç bilmediği bir şeyi deneyimlemek hele hizmet sektöründe ne zordur. Üstesinden gelmiş, gurur duydum.


Ben gemileri seviyorum..   
Bu yüzden adaları anlatmak sonraya kaldı :)

Siz de gemi turlarına meraklıysanız ve daha önce katıldığımız Miami-Bahamalar Gemi turunu detaylarıyla okumak isterseniz aşağıdaki bağlantılara tıklayın.  

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...