Ana içeriğe atla

Beklentimiz Zili Çaldı, Bodrum Kapıyı Açtı. Özlemle Birbirlerine Sarıldılar



2014  Yılında "Ben nasıl Mutlu Olacağım?"  diye bir yazı yazmış ve yaşadığım yerde nasıl bir hayat bulmak istediğimi sıralamıştım.  Aslında hiç de bulacağıma dair umudum yoktu, çünkü İstanbul değişmeyecekti.. Sadece ben beklentilerimi azaltacaktım ve razı olacaktım. Mutlu olmak için kabullenmek gerekiyordu.

2016 Ekim ayından bu yana 15 aydır Bodrum'da yaşıyoruz. Artık buraya yerleştik ve evimiz burası. Bize sunduklarını zaman zaman sosyal medyada paylaştım, ancak 2014' de Dünya Seyahatimizden sonra yazdığım yazımın madde madde üstünden geçmek istedim.  Bakalım Bodrum ne kadarını sağlamış?






  • TV seyrederken, sokakta dolaşırken, bir maça gitmişken eğlenmek istiyorum. Eğlenmenin ne demek olduğunu yeniden öğrenmek, heyecanlanmak, coşmak, bir çok seçeneğe sahip olmak, eğlenirken yorulmamak, çıkışta trafiğe takılmamak istiyorum.
TV Seyrederken maalesef pek eğlenemiyorum. Seyredecek bir şey bulamıyorum. Bu konuda beklentim nereye gidersem gideyim hiç karşılanmayacak. En iyisi televizyona az ihtiyaç duyacağımız bir hayat geçirmek.

Eğlencenin ne demek olduğunu burada tekrar hatırladım. Detayları aşağıda aktaracağım.

  • Yer altında trenler olsun, hiç takılmadan tam zamanında istediğimiz yere gidelim istiyorum. Trafik olur diye gidemediğim  Boğaz'a, Emirgan'a, Tarabya'ya, Hisar'a daha çok gitmek istiyorum.  Trafik yoğun diye gidemediğim Anadolu yakasında oturan akrabalarımla, arkadaşlarımla daha çok buluşmak istiyorum. 
Maalesef tren olmadı. Ancak burada gerek yok. Bodrum bunu tamamıyla karşıladı. Trafik olur diye gidemediğimiz hiç bir yer yok. Boğaz'a Emirgan'a Tarabya'ya gidemiyoruz ama burada Bitez'e, Yahşi'ye, Turgutreis'e, Gümüşlük'e,  Yalıkavak'a, Gündoğan'a, gidiyoruz :)   

Akrabalarım ve arkadaşlarım İstanbul'da kaldılar.. yine onları göremiyorum ama burada da arkadaşlarım var. Onlarla buluşmalarımız çok kolay. Çat kapı geliyoruz, haydi toplanın gidiyoruz.. Kimsenin mazereti yok. Ne hoş :) İstanbul'a gidince de oradakilerle buluşma planları yapıyoruz, bazen özlemek iyi geliyor.


Annemi ben hiç salıncağa bindirmemiştim, burada bindi. Maça çocukken gitmiş, burada gitti. 29 Ekim'de elinde Türk Bayrağı Marşlar söyledi, korteje katıldı. Kızlarla buluşmalarımızda baş köşedeydi. Her sabah kalkıp "bugün nereye gidiyoruz?"  diyordu :))  Eeee haklı tabii..


  • Bir stada maç seyretmeye gittiğimde içindeki kafelerde oturmak, tertemiz yemekler yemek, oyun başlayana kadar da eğlenmek istiyorum.. Oysa Atatürk Stadının dışı dumandan geçilmiyor, her yer seyyar satıcı dolu. Stadın içinde ise hiç bir şey yoook.. 




Gidemediklerimin acısını çıkarır gibi   futbol  ve basketbol maçlarına  gidiyorum.  Gümüşlük, Bodrum futbol maçlarına bolca gittim.  Bodrum Kırçiçeği Bayan Basketbol Takımınını destekliyoruz, maçları kaçırmıyoruz.  İnanılmaz güzel sonuçlar alıyorlar, gururluyuz.

Ancak beklentim olan bu spor etkinliklerindeki yeme-içme konusu çok farklı. Burada  spor salonlarında yeme-içme yok. Zaten statlar kocaman değil, şehir stadı. Öyle önce gelmeler, geç çıkmalar, kuyruk beklemeler falan olmadığı için zaman kaybetmeden kendimizi bir yeme-içme yerine atabiliyoruz.


  • Ben de trafikte tüm Dünya'daki gibi zaman kaybetmeden istediğim yere kolayca ulaşmak istiyorum. TEM'de giderken TIR ların arasında kalmak istemiyorum. Trafikte 2-3 saat zaman kaybetmek istemiyorum.
Aman ne hoş. 15 aydır burada trafikte TIR ile karşılaşmadan yaşıyorum. Trafikte 2-3 saat zaman kaybetmek mi?  En uzak mesafemiz 30 dakika. Bu yüzden hiç üşenmek yok. Trafik hiç konuşulmuyor.  Arabayla mı? minibüsle mi? birlikte mi? kim kimi evinden alsın? tek araba mı gidelim?  bunları konuşuyoruz.


  • Benim de şehrimde kocaman parklar olsun, buralara kolayca gidebileyim, içinde spor parkurları olsun, etkinlikler düzenlensin, sokaklarda müzik grupları müzik yapsın, insanlar sokaklarda eğlensin, dinlensin istiyorum..

Bodrum'da kocaman parklarımız yok. Keşke olabilseydi ama ormanımız var, ağaçlarımız var, denizimiz, sahil şeritlerimiz var.  Keşke bir park olsaydı diye hiç ihtiyaç duymadım. Ağaçla denizin birleştiği yerlerde piknik bile yapıyoruz. Köylerde dolaşıyoruz. Spor parkurları buralarda parklar içinde değil, doğada.. düzenlenen koşular dağlarda tepelerde. Koşular, bisiklet yarışları, yürüyüşler hep dağlarda..





Etkinlikler düzenlensin demişim. Bodrum'da 15 aydır hayal bile edemeyeceğimiz kadar etkinliğe katıldık. Sokaklarda müzik grupları şarkı söylüyor, evet ama burada sadece sokaklarda değil meydanlarda sahne kuruluyor ve konserler veriliyor. Bunlar için ücret ödemeye gerek kalmıyor.  Şevval Sam, Teoman, Emel Sayın, Türk Sanat Müziği Grupları, Muğla Büyükşehir Orkestrası, Midtown Orkestrası ve daha sayamadıklarım. 

İnsanlar sokaklarda eğleniyor. Zaten burada hava güzel, kapalı bir alana gerek yok. Sahillerde ateşler yakılıyor, türküler söyleniyor, pazar yerlerinde şenlikler yapılıp, köy kadınlarının yaptıkları yemekler yeniyor. Kahvaltılar dışarda ediliyor. Devamlı bir şenlik var. Alışveriş merkezleri de bir eğlence mekanı. Birinde yaz boyunca her gün klasik müzik orkestrası canlı performans sergilerken, diğerinde her akşam bir gitar veya caz dinletisi oluyor.


  • Müzikaller, dev sahneler, dev prodüksiyonlar  görmek istiyorum.  İçinde çeşitli etkinliklerin olduğu Büyük Kültür Merkezleri istiyorum..  Şehrimin caddelerinde çeşitli etkinlik haftalarını duyuran, sanata dair flamalar dalgalansın istiyorum. 
Kışın en büyük salonumuz Heredot Kültür Merkezi. O da buralara yeten bir büyüklükte.. çok büyük değil ama buraya yetiyor,  sıcak ve samimi. İstanbul'da oynayan tiyatro oyunlarını burada da seyredebiliyoruz.  Ama yaz geldi mi Bodrum Kalesinde ya da Antik Tiyatro'daki etkinlikleri sayarsak say say bitiremeyiz. Devlet Opera Balesinden en popüler sanatçılara kadar buralara gelmeyen kalmıyor.

"Şehrimin caddelerinde çeşitli etkinlik haftalarını duyuran , sanata dair flamalar dalgalansın istiyorum" demiştim.  Bodrum'un tüm caddelerindeki panolarda, kafelerin camlarında, pazar yerinde, minibüs duraklarında, otopark karşısında.. her yerde etkinlik afişleri var. Bu etkinlik bir gün olsa bile afişi var. Her grubun, her mekanın bir facebook sayfası var. Sosyal medyadan da etkinlikler sürekli duyuruluyor.




Ben sanata dair flamalar demiştim ama spor karşılaşmaları da afişlerle duyuruluyor. Koşular, okul etkinlikleri  (buralarda okullar da halka açık performanslar ve davetler düzenliyorlar), kutlamalar, konserler, şenlikler.. Birimiz kaçırsak diğerimiz hatırlatıyor. Çalışırken iyi ajanda kullanırdım, aynen devam ediyorum. Takvimim etkinlik dolu.


  • Şehrimin denizleri tertemiz olsun, kumsalları   olsun, buralardan denize girelim, spor yapalım, kafelerinde oturalım, yürüyelim, bisiklete binelim istiyorum. Buralarda bir çok spor malzemesi ucuza kiralanabilsin, satın alamayan da kullansın istiyorum. Boğazda ve denizlerimizde sörfler, yelkenliler görmek istiyorum.
Denizi tertemiz bir yerdeyim. Dünyanın en güzel denizindeyim.. Ege.. Kumsallar sadece bir tane değil, her koy ayrı bir güzel. Keşke denizin hemen arkası mandalina bahçeleriyle, çam ağaçlarıyla, zeytin ağaçlarıyla kaplı olsaydı da altında dinlenseydik.
Bodrumun her yerinde yoksa da yaşadığımız yer tamamen buna izin veriyor :)





Bisiklete bineceğim.. (yeni aldım :)  Ancak Bodrum'un her yeri bisiklete uygun değil, yokuş, tepelik.. Bu yüzden bisiklet yerini motora bırakmış. Motosikletler üzerinde genç kızları, yaşlı teyzeleri, çocuklu aileleri görmek zor değil. 

Denizimizde sörf yapılmıyor, çünkü buralar Çeşme gibi rüzgarlı ve dalgalı değil. Ama yelken yapılıyor. Hatta yılda bir çok kez Uluslararası yarışmalar düzenleniyor. Biz de bu yarışmalar sayesinde akşam kutlamalara ve eğlencelere katılıyoruz. Bir gün Gümüşlükte Bora Duran, ertesi gün Yalıkavak'ta  MFÖ  dinliyoruz. Yarışmacıları tanıyor, yarıştıkları yelkenlilere ve yarış ekiplerine hayran hayran bakıyoruz.


  • Karşıdan karşıya geçerken hep ışıklar olsun, olmayan yerlerde de  arabalar beni görünce dursun ve bana yol versin istiyorum.  Araba sürücülerinin daha sabırlı ve sakin olmasını istiyorum
Nerdeeee...  Bodrum'da ışık ancak büyük kavşaklarda. Onun dışında nasıl istersen? Döner kavşaklarda durum çok karışık. Yeni katılan mı? zaten dönen mi geçecek belli değil.  Bir de biz alışkın değiliz, sağdan giderken birden Vıınnnn.. diyerek bir motor geçiyor. Trafiği motorlarla paylaşmak da zor. Işıkta onlar da duruyor ve hep beraber hareket ediliyor, dikkat şart.  Kimsenin yol falan verdiği yok, biz trafiği kolluyoruz. Yani bu kültürümüzde yok, sanırım coğrafyamız böyle :(  Yaya olarak durumumuz zaten çok vahim. 


  • Trafik polislerinin trafiği düzene koymasını istiyorum. Sadece rutin kontrolleri yapmalarını değil, trafiğin içinde kural dışı tüm hareketleri yakalamak üzere çalışmalarını istiyorum. Cezalar ağır olsun ama adil olsun istiyorum.  Önümden yılan gibi kıvrılıp bir sağ bir sol yapıp hayatımı tehlikeye atan arabanın mutlaka yakalandığından emin olmak istiyorum.
Trafik polisi mi?  15 ayda bir kere gördüm. O da motosikletli. Kimse kimseyi yakalamıyor. Kurallar insafımıza kalmış.  Ceza?  kesecek kimse olmadığı için rahatız. Sadece iyi bir yere park ettik mi? arabamız çekilir mi? endişesini Bodrum'un bir caddesinde yaşıyoruz. Onun dışında her trafiği engellemeyen boşluklar, arsalar, yol kenarları sizin. Başkaca polis falan da görmedim. Sadece Jandarma Bodrum girişini tutmuş şekilde o kadar.. Bir de yurt dışına çıkın. İnternetten kuralları okumadan giderseniz cezayı Türkiye'deki evinizden tahsil ederler. 


  • Kurallara uymayanların birbirlerini uyarması yerine sistemin kuralları takibini istiyorum. Kurallara uymadığı için insanlarla tartışmak yerine sistem onları eğitsin, uyarsın ve yakalasın, cezalandırsın istiyorum. Birbirimizi terbiye etmek durumunda kalmayalım istiyorum. 
Allahtan o kadar sinirli ve gergin insanlar yok ta buna pek gerek kalmıyor. Bodrum'un halkı rahat. Çoğu motorla geziyor. Şimdiye kadar trafikte bir tartışma, kavga falan görmedim.  Motor ve araba kazalarını gördüm ama.. Hatta bir kazayı da ben yaptım. Bunca yıldır şoförlük yaparım hep bana çarptılar ama ben kazaya neden olmamıştım. Işık olmayan bir kavşakta dalgınlık yapıp yola kontrolsüz çıktım. Işık olsaydı kesinlikle orada kaza olmazdı.  Gitti bizim araba :(   Etrafa çöp atma, biraları içip sahillerde bırakma buralarda da devam ediyor. Oysa  Kaliforniyadaki sahillere elinizde şişeyle asla giremezsiniz. İsterseniz gidip oturun, ceza evinize gelsin.. 



  • Bir sorun için bir kuruma gittiğimde, benimle ilgilenilsin, bana yardımcı olmak için evrağımı eline alsın ve ilgiliye kendi götürsün, herkes işini başından sonuna takip etsin, ona buna havale etmesin istiyorum. 
Ayy bu çok şahane. Her türlü işimizi hemencecik hallediyoruz. Ehliyet, kimlik yenileme, rapor alma. Burada internetten randevu yok. Sabah deftere isim yazdırma var. Yazdır git poğaçanı ye çayını iç, sonra git.. aaa sıran gelmiş :))



  • Evlerimizin mobilyaları ve dekorasyonu öncelikli olmak yerine sokakta geçirdiğimiz zaman değerli ve öncelikli olsun, sokaklar evimizden güzel olsun... İşinden çıkan evine TV başına gitmesin, sokakta eğlensin, yesin, içsin, sohbet etsin istiyorum. 
Sokaklar evimizden güzel gerçekten, balkonlar, verandalar, kafeler.. hepsi deniz manzaralı, ağaçlıklı.. yaz boyunca eve girmemiştik, bahçede oturduk. Şimdi kış oldu yine sokaklardayız. Evi çok az kullanıyoruz.  Yiyip-içip sohbet ediyoruz ama evlerimizde de birlikteyiz. Kimi akşam birlikte yemek yiyor, kimi akşam yeme-içmesine iddialı oyunlar oynuyoruz.

  • Oturduğum apartmanda insanlar pencereden izmarit ve meyve kabuğu atmasınlar, otopark yeri için münakaşa etmesinler, kapı önlerine ayakkabı bırakmasınlar, balkonları ardiye olarak kullanmasınlar, tüm balkonlar çamaşırlar yerine çiçekler içinde olsun istiyorum. 
Şimdi apartmanda oturmuyorum. Evim iki katlı bir binanın 2. katında. Yerlere atılan bir şey yok ama yapraklar birikiyor. Yazın bütün bahçenin bakımı bende. Sabah çıkıp öğlene kadar bahçeyi suluyor, tırmıklıyor, çapalıyorum. Bahçede ekili bir şey de yok ama ağaçlarım var :) 

Bu dilek çok şehir hayatını yansıttığı için hepsini toptan karşılanmış kabul ediyorum. Ancak İstanbul'daki apartmandan telefonuma mesaj gelmeye devam ediyor. "Sayın K Blok sakinleri aşağıya Parlament marka sigara izmariti atılıyor..." vs..vs..  şehire gülüyorum.. Ayrıca 15 aydır asansör nedir bilmiyorum. Ne hoş değil mi :))


  • Okullardaki  ağır müfredat ve anlamsız bilgi yerine, araştırmacı, proje üreten, yürüten, hayatın içinde, sosyal, sportif nesiller yetişsin istiyorum.  Utanmayan, ezilmeyen, kendini rahatça ifade eden, bilgiyi olduğu gibi almak yerine sorgulayan, araştıran, analiz eden bir gençlik istiyorum. 
İşte bir çocuğum okullu olmadığı için bilmiyorum ama etraftan gözlemliyorum. Buradaki çocuklar da şanslı. Okuldan kalan zamanlarında bir çok etkinliğe katılmak için fırsatları var. Trafik yok, gidip-gelmek çok kolay. Sporla, dansla uğraşan çocuklar için fırsatlar var. Okulların bahçeleri denize bakıyor, açık havada koşturuyorlar, doğayla iç içeler.

Buralarda çocukların hayalleri nedir bilmiyorum? ama şunu biliyorum ki burada hayata dair hırslar yok. Yaşamın kendisini olduğu gibi kabul edip, olduğu kadarla idare etmek, senenin yarısında çalışıp yarısında balık tutmak, zeytin toplamak var.

Oturduğum bölgede hafta sonlarında deniz kenarındaki yola sıra sıra araba diziliyor. Bakıyorsun etrafta kimsecikler yok.. Aaaa nerde bu insanlar? nereye gelmişler acaba? diyorsun. Sonra öğreniyorsun ki hepsi balığa çıkmışlar. Buralarda balık turları yapılıyor. Sabah erkenden takımları toplayıp 15-20 kişi motorlara atlayıp akşama kadar birlikte çay içip, yemek yiyip balık avlıyorlar. Bu bile benim ilk kez tanıştığım bir hafta sonu etkinliği. Biz çalışırken ki halimi düşünüyorum da.. :(




İşte tam da bu yüzden anlatıyorum bunları.  Singapur'a gittiğimde bana çok enteresan gelen bir şey öğrenmiştim. Rehberimiz "emekli olan Singapur'u terkeder" demişti. Hem yüzölçümü küçük olduğundan nüfusu dengelemek gerekiyordu, hem de iş merkeziydi..Çalışmayan başka bir yerde yaşayabilirdi.. yaşam pahalıydı.

Tüm bu nedenler İstanbul ve diğer Büyükşehirler için de geçerli. Geçen gün Ankara'ya gittik. Havaalanından çıkarken ağzımızı kapatmak zorunda kaldık. Zehirli hava soluyor herkes. Hele insanın bir şehire bağlı işi de kalmamışsa ne gam..

Ben 2014 yılında kendi manifestomu yazdım.  2017 biterken de ne kadarını gerçekleştirdiğimi sizlerle paylaştım. Yaşadığım yerin bana sundukları için şükrediyorum.

Hamit'le aynı fikirde olmasak, aynı şeyleri özlemesek, aynı şeylerden zevk almasak bunlar olur muydu? ..  Yaşama bakışımız, hayatla ilgili algımız, insan olarak varolma amacımız, önceliklerimiz, değişim içinde oluşumuz, evrimimiz birlikte gelişti.  Bunları biz birlikte çok konuştuk, tanımladık, sorguladık ve kararları bu doğrultuda aldık.  Rüzgar bizi bir yerlere savurmadı. Nasıl yaşamak istediğimizin resmini çıkarmıştık.

2014 Yılında Dünya Seyahatimizden sonra yazdığım bu yazıda maddeleri sıraladıktan sonra, yazımı şöyle bitirmişim

Bu nasıl olacak?  Peki ben nasıl mutlu olacağım?  Bütün bunları yaşayan ülkeler ağzımda bir kaşık bal tadında..  Bu kadarla nasıl yetineceğim?


Evet şimdi başka bir yerde yaşıyorum. Ağzımda bir kaşık bal tadı hala var..  Yaşadığımız yere ait keşkelerimiz hep olacak.  Şehirdeki hayatımızı kastederek  "Bu kadarla nasıl yetineceğim" demişim.  Bugün yaşadığım şeylere şükrediyorum.




Bu vesileyle güle güle 2017.  Bize yeni bir hayat yarattın.  Sevdiklerimiz yine hep bizimle olsunlar.  Herkesin keyfi yerinde olsun. 2018 daha da iyi gelsin.
İşte benim 2018 yılına mesajım.. aman sakın cebi boş gelmesin :)






Hepinize Mutlu Yıllar..








En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...