Ana içeriğe atla

Tutunamayan Biriyle Eczacıbaşı'ndan Avon'a..




Avon'da Bölge Satış Şefi olarak çalışıyordum. İşlerim çok yoğundu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi İstanbul'un Avrupa yakasındaki tüm ilçeler ve  Çatalca, Silivri, Tekirdağ, Çorlu, Kırklareli'nin de dahil olduğu  geniş bir alanda çalışıyor, büyük bir satış ekibini ve hedefini yönetiyordum.

Depremin ardından  ailecek düzenimizi oturtmuş ve annemlerin yıkılan evlerine karşılık bizim yanımıza Mimaroba'ya yerleşmelerini sağlamıştık ama bu sefer de babamı kaybetmiştik.
Babamın vefatı beni çok etkilemişti..  Neredeyse enerjimi tüketmiştim.

Bu arada hızla kilo vermeye başlamıştım. Sindirim sistemim iyi çalışmıyor, hastalık ve ölüm korkusu üzerime yapışıyor, geceleri babam aklıma gelince burnumun direği sızlıyordu. Uğraştığımız şeylerin ne kadar boş olduğunu ve anlamsız olduğunu düşünüyordum, tutunamıyordum..

Sağlığımı düzene sokamayınca doktoruma gittim,  "sağlıklısın, tüm yaşadıkların psikolojik"  dedi.. Sindirimi düzene sokacak bir ilaç verdi ve bana iyi geldi..

İşimi yapmaya devam ediyordum ama öylesine.. Bir hedefin peşinden gidecek gücüm yoktu, hele hele ekipleri kilitleyecek ve onlara heyecan verecek durumda hiç değildim. Ancak bir yandan da önümdeki yılları düşünmüyor değildim..

Peki ne olacaktı. Bu hayatı anlamsız da olsa sürdürmek, sarılmak, boş olduğunu bile bile devam etmek zorundaydım. Yoksa sürekli ağlayan, sızlayan, yaşam enerjisini kaybetmiş, kendisine verilen yılları boşa harcamış biri olarak kalacaktım.  Böyle olmuyordu gerçekte.. Gidenle gitmeyecek, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşayacaktık, dünyanın düzeni böyle kurulmuştu..

Hayata ister istemez sarılmak zorunda olduğumu ve bunun iyi bir seçenek olacağını ve eninde sonunda da böyle olacağını biliyordum. Ancak ruh halim acımı yaşamayı seçiyordu.

Ben bu ruh halindeyken, babamı kaybettikten birkaç ay sonra telefonum çaldı.   Arayan yöneticim Satış Müdürüm Gülay Başaran'dı.  Telefonda bana gelecekle ilgili kariyer hedeflerimin olup olmadığını sordu.  Bu tip konular daha sonraki yıllarda birebir görüşmelerde defalarca ve yıllarca yapılırdı ama o zamanlar bizim için yeniydi, ilk yıllarımızdı ve Avon  değişim dönemi yaşıyordu.

Telefonda ne diyeceğimi şaşırdım. Bezgin bir sesle  "Gülay Hn. babamın vefatından sonra hedef belirleyemiyorum,  her şey bana boş geliyor, bir yerlere varmak isteğim yok"  dedim.  "İstersen biraz düşün, şimdi acıların çok taze,  hemen bir cevap verme"  dedi.

Bunun üzerine  geleceğe ilişkin yaşamımı, hayallerimi düşündüm.  Hiç biri canlı değildiler, üzerlerine bir sis perdesi inmişti.  Bunun böyle gitmeyeceğini biliyordum. Yaşamın kurallarına aykırıydı, zaman acıları hafifletiyor,  küllendiriyordu. Yoksa insan yaşayamazdı. Kendimi zamana teslim etmiştim ama geleceğe ilişkin şimdilik bir mantıklı karar vermem gerekiyordu.

Birkaç gün sonra yöneticime telefon açıp  "ilerlemek istediğimi"  söyledim.  Zaten kapı ağzında beni bekleyen bir fırsat yoktu. Bu fırsat oluşunca ben de hazır olurum ümidindeydim.

İşe girdiğimde her kapıyı Eczacıbaşı ismiyle açıyor, güven veriyorduk. Avon hiç tanınmıyordu.  Üstelik şirketimiz Eczacıbaşı kültürüyle ve yöneticileriyle yönetiliyor, Amerikan ortağın varlığı hissedilmiyordu.

Kurulduktan 10 yıl sonra gelinen durumda artık Avon'un da ismi tanınmış ve büyük bir temsilci sayısına ulaşılmıştı.

Avon'un Türkiye'de tanınması ve güven kazanması için Eczacıbaşı  şahane bir ortaktı.. Avon 10 yıl içinde amacına ulaşmıştı. Böylece 2003 yılında  Eczacıbaşı şirketteki kendi hisselerini Avon'a satarak ortaklıktan çıktı ve yönetim tamamen Amerikan Şirketi olan Avon'a geçti.

Bu bizim için çok büyük bir değişimdi. Şimdiye kadar yönetimde Eczacıbaşı ağırlığını ve kurumsal kültürünü yaşamıştık. Şimdiden sonra ise bir Amerikan Şirketi olacaktık.

Değişimin en zor yanı belirsizliktir.  Biz işimizi yapmaya devam ediyorduk ama bir çok sorumuz havada kalıyor, cevapları kimse bulamıyordu.  Acaba Genel Müdür ve yönetim değişecek miydi? Yeni hedefler ve stratejiler farklı mı olacaktı?  saha yapısı değişecek miydi?  yeni yönetim bizim Eczacıbaşı'ndan alışık olduğumuz değerlerle mi yönetilecekti? ücretlerde bir farklılık olacak mıydı?
Yabancı bir Genel Müdür sahayla nasıl entegre olacaktı?

Birlikte çalıştığımız Eczacıbaşı-Avon'daki Genel Müdür'ümüz  Erol Dönmez'i çok seviyorduk ve birlikte çalışmaktan çok memnunduk.  Kendisi çok genç olmakla birlikte kapısı herkese açık olan ve hatta odası girişte olduğu için gördüğü herkesi odasına çağıran ve ayaküstü sohbet eden bir yöneticiydi, insana çok değer verirdi.



Mütevaziliği, çalışanlara arkadaşça yaklaşımı, ofiste çalan telefonları açıp not alışı, esprileri nedeniyle bizden biriydi.

Bir çok çalışmada ve grupta kendisiyle birlikte bulunmuş ve O'nun fikirlerinden ve bakış açısından çok etkilenmişimdir.

Depremde yanımızda olmuş, ilk günden bölgemize gelip temsilcilerimizle görüşmüş, bizimle birlikte dolaşmıştı. Personele karşılıksız yardım, depremzedelere yiyecek yardımı gibi konularda öncü olmuş, depo personeli ile kamyona atlayıp Gölcük'e gitmiş, yardım götürmüştü.

Satış ekibinin toplantılarında bir çok espriler yapar, durumlarla dalga geçer, yarışmalara katılır, rahatlığı ve dalga geçmesiyle  zorla katıldığı takıma kaybettirirdi :))

Ailecek katıldığımız pikniklerde maç varsa TV getirtir, tüm çalışanlar maçı birlikte izlerlerdi. Voleybol  maçlarına katılır, takımlar kurar, hırslı ve kavgacı oynardı. İzleyenler O'nun Genel Müdür olduğunu anlayamazdı..

Bizi her gördüğünde kişisel olarak yaklaşır ya saçımızı beğenir, ya kilomuza yorum yapar, ya da derdimizle ilgilenirdi. Babamın vefatından sonra aramış  "kusura bakma bana haber vermediler yoksa cenazeye gelmek isterdim"  demiş,  başka bir gün doğum yapan arkadaşımız için hastaneye elinde bir kuru pasta kutusuyla gelmiş, bebeği odasında görmeden dönmemişti.. Bunlar bizi çok şaşırtıyordu. O'nu çok seviyor ve Genel Müdür olarak kalmasını istiyorduk.

O sıralarda satış ekibinin toplantılarına Ron isimli bir İngiliz katılıyordu ama bizim için bu çok normaldi. Bir çok çalışmada yabancı misafirlerimiz bize eşlik eder, gözlem yaparlardı.

Şirketlerin ayrılıp satış ve devirin tamamlanmasından sonra  Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Üyeleri Avon'a gelmiş  ve tüm şirket çalışanlarına veda için bir toplantı hazırlanmıştı.  Tüm şirket toplantı odasına doluştuk.  Odaya birkaç masa yanyana yerleştirilmiş ve Yönetim Kurulu Üyeleri oturmuştu. Hepsi söz aldılar, hem ayrılığı anlattılar hem de o güne kadar ki çalışmalarımız için teşekkür ettiler.

Konuşmalar ilerledikçe biz heyecanlanıyorduk. Genel Müdürümüzün kalıp kalmayacağını merak ediyorduk. Sonunda beklenen açıklama geldi. Erol Dönmez Eczacıbaşı'nda   "Eczacıbaşı İlaç Genel Müdürü"  olacaktı. Bu nedenle Avon'da kalmıyor, Eczacıbaşı  kendi yöneticisini alıyordu.  Yönetim Kurulu'nun bu açıklamasından sonra tüm salon ağlamaya başladı.  Göz yaşlarımızı tutamıyorduk.

Erol Bey de bir konuşma yapmıştı. Bir üst düzey yöneticinin bir şirkette en fazla 5 yıl kalmasının iyi olduğunu söylemiş, farklı sektörleri deneyimlemek istediğini de belirtmişti. Haklıydı aslında. Gideceği yer de çok iyi bir pozisyondu..

Veda konuşması sırasında Eczacıbaşı değerlerini sayarken birini unutmuş, yanında oturan Yönetim Kurulu Üyesine "Dördüncü neydi?" diye sormuş,  bizi de ağlarken güldürmüştü. O kadar rahat ve doğaldı yani..

Şeflik olarak aramızda para toplayıp bir hediye almıştık. Kalırsa ya da giderse bizden bir hatıra olsun istedik. Ne ister? diye düşündük. Motosiklet kullanmayı çok sevdiği için bir motor kaskı aldık. Böylece Erol Bey'i şirketten yolcu ettik.

Aynı toplantıda yeni Genel Müdürümüz de hazırdı.  Daha önce toplantılarımıza katılan Ron Genel Müdürümüz oluyordu.  Aynı gün  vedalar yapılırken son olarak  Ron  bize tanıtıldı.

Yönetim Kurulu Ron'u yeni Genel Müdür olarak takdim ettiğinde O'da bir konuşma yaptı. Tüm salon ağladığı için işi çok zordu. Yaptığı konuşmada  "kendisinin de bir önceki ülkeden ayrıldığında böyle gözyaşlarıyla uğurlandığını"  söylemişti.


Ron o dönemdeki  Avon  CEO 'su  Andrea Jung ile.. Avon  125. Yaşında..



Yeni bir kültür, yeni bir yönetim, yeni hedefler bizi bekliyordu.  Ron,   Avon'da 30 yıllık tecrübeye sahip, çeşitli ülkelerde çalışmış, çok başarılı olmuş bir yöneticiydi.  Belli ki cebinde  doğrudan satışın kitabı,  tecrübesi ve yüksek hedefleriyle gelmişti..

O zamanlar  neler olacağını ve başımıza gelecekleri hiç bilmiyorduk ??

Ron Türkiye'de 15 yıl Genel Müdür olarak görev yaptı.  15 Yıl... ve hepimizi   geliştirdi, değiştirdi, zorladı, dönüştürdü..  sonra biz bile kendimizi tanıyamadık :))








Yorumlar

  1. M. Filiz Süme8 Mart 2016 12:47

    Arda Hanım kaleminiz çok güçlü tebrikler,duygularınızı ifade ediş tarzınız inanılmaz güzel..Kitap yazmayı düşünmelisiniz bence,ilk okurlarınızdan birininde ben olacağımdan emin olabilirsiniz.Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. Hanife Kopuz8 Mart 2016 12:47

    Mükemmel,kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkürler arkadaşlar.. Kitap olsa ne güzel olur.. ancak bu hedefimde olmakla birlikte su anda böyle bir motivasyonumun olmadığını anlıyorum. Çünkü çok zaman ayırmak gerekiyor. Sanki hayatı kaçırıyormuşum hissini yaşıyorum :)) ama bir gün olacak :))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...