Ana içeriğe atla

Çıraklık Dönemim.. Çınarcık'ta Bir Pansiyon, Aytepe'de Bir İstasyon..




Babam zaten otelcilikten geldiği için, yabancı dilinin olması, turistlerle mükemmel anlaşması ve eğlenceli kişiliği nedeniyle turizmi çok seviyor  ama patronlarla da uyuşamıyordu.



Annemle ilk evlilik yıllarında  Ankara'da bu sektörde çalışmış ve çok iyi paralar kazanmış ama patron anlaşmazlıkları ve fikir uyuşmazlıkları nedeniyle bir çırpıda ayrılıvermişti.   Bu yıllarda daha ben doğmamıştım..

Daha sonra da İstanbul'a gelmiş ve Hilton'da uzun yıllar çalışmış ve oradan da emekli  olmuştu.

Babam emekli olduktan sonra boş durmamış ve yeni iş alanları keşfetmeye ve girişimlerde bulunmaya başlamıştı.



Önce Antalya'da bir otele  yönetici olmuş, ama biz tatile çıkıp ta yanına gidene kadar  işi bırakıp geri dönmüştü. O zamanlar  ortaokuldaydım.. Patronun çok cimri olduğunu,  babam lekeli ve rengi dönmüş çarşafları değiştirmek gerektiğini söyleyince itiraz ettiğini, babamın da tüm çarşafları çaresiz boyamaya gönderdiğini  ve türlü hikayelerini dinlemiştim.  Turizm anlayışı o yıllarda maalesef yoktu.

Aynı zamanda görev aldığı yaz dönemi boyunca turistlere türlü geziler ve eğlenceler düzenlemişti.   O zamanlar  bu otele gidememiş olmaktan dolayı çok üzülmüştüm.. Eh o zamanlar Antalya ne uzaktı. Şimdiki gibi internet yok, bir resmini bile göremiyor, nasıl olduğunu hayal bile edemiyorduk..  o yıllar böyleydi..   nitekim ilk olarak  Antalya'ya   21 yaşımda  evlenince gidebilmiştim.




Babam bu Antalya deneyiminden sonra  "en iyisi kendi işimizi yapalım" demişti..   Emeklilikten de biraz parası vardı.  Teyzemin eşiyle birlikte bir ortaklık kurarak Tekirdağ yolu üzerinde bir  benzin istasyonu  kiralamıştık.  Sadece benzin istasyonu mu?   Hayıırrır..  İstasyon içinde ufak tefek ihtiyaçların satıldığı bir büfe, yemek yenilen bir lokanta ve yolun karşısında denize inen bir boş arazı. Arazi diyorum çünkü babam oraya el atmadan önce boş bir araziydi. Şimdilerde o boş arazide Şerafettin Tufan Sitesi var. 





Babam hayallerin adamıydı.   Bu boş arazi için de planları vardı..   O'na zor olacak bir şey yoktu. Her şey elinden gelir, her şeyin üstesinden gelirdi.  Yeter ki kararları kendisi versin, komuta altında olmasın...  

Bu kadar çok iş olunca biz iki aile aramızda işletme sorumluluğunu paylaşmıştık.  Benzin istasyonu ve büfeden teyzemler sorumlu olacak,  babam ise lokantadan sorumlu olacak ve boş denize inen arazide camping yapacaktı :))

Sahile bir yokuştan inilirdi,  genellikle yosunla kaplı olur ama tüm aile bu yosunları toplayıp temizlemeye çalışırdık.  O zamanlar Marmara Denizi daha tertemiz ama bu bölgede yosun çok olurdu,  şimdilerde nasıl bilmiyorum.  


İki aile kalabalık olmuştuk. Akşam olunca hepimiz lokantanın üst katında,  koğuş gibi yatakların yan yana sıralandığı kocaman bir alanda  yatıyorduk. O kadar güzel bir havası vardı ki, her taraf yemyeşil kırlarla kaplıydı.. sabah erkenden uykumuzu alıp kalkardık.  Hala  değişmedi, arkada yemyeşil bir arazi uzanıyor..


Üst kat koğuş gibi yattığımız alan..

Hala enkaz şeklinde ayakta duran binanın geçen sene resmini çekmiştim.






O kadar çok iş oluyordu ki işler hiç bitmiyordu.  Babam yaratıcılığını ve hayallerini durdurmuyor, sürekli üretiyordu.  Lokantada aşçıbaşı falan vardı ama annem de el atıyor, bazı yemekleri yapıyordu. Otoyol kenarında olduğumuz için bir süre sonra otobüslere yaptığımız güzel hizmet ve yemeklerin kalitesinden dolayı peş peşe otobüsler bizim istasyonda mola veriyordu. Bazen otoparkta yer kalmıyordu :))  O derece yani..

Benim çiçek desenli bir bahçıvan tulumum vardı. Onun içine acı sarı bir bluz giyerdim ve otobüs anonslarını mikrofonla ben yapardım.  "İstanbul'dan gelip Tekirdağ'a gitmekte olan 34 ZJ 3745 plakalı  otobüs hareket etmek üzeredir. Yolcuların otobüse binmeleri rica olunur.."  vb.   Acayip hoşuma giderdi.  Kaptanlara yemeği ücretsiz verirdik, sürekli bize gelirlerdi.

En iyi arkadaşım  Teyzemin görümcesi  Zerrin'di..  Aynı yaştaydık. O İstanbul Kız Lisesi'ne giderdi ve ben onun okulunu çok kıskanırdım. İkimiz de folklor oynar, iskambil kağıtlarını elimizden düşürmez, kız tavlası yapar, denize girerdik.  Birlikteyken hiç canımız sıkılmazdı. Daha küçükken aynı sokakta oturduğumuzdan sabahtan akşama sokakta oynar, yeğenlerin beşiklerini sallar, beraber ders çalışırdık.



Şimdi canım Zerrin'imin resmine bile baksam yüzüm güler, o günlere giderim.  Birlikte çocukluk anılarımızı tazelemek üzere çok yakında eski sokağımıza gideceğiz :))   Zerrin de Aytepe'de büfede durur, satış yapardı.  İki genç kız olarak ortalıkta şu bahçıvan pantolonumuzla dolaşıp genç kız hayallerimizi paylaşırdık.

Nerede bir olay olsa oradaydık. Bizim boş arazide mal sahibinin oğlu arabasıyla kaymış, tepede asılı kalmıştı.  Hep çocuklarla beraber merakla etrafta dolaşırdık.

Bu arada babam kamping reklamı olsun diye tabela yapımına başlamıştı. Günlerce tenekeleri kesti.. onlardan tek tek harfler yaptı ve  harfleri ayrı ayrı  yine harf şeklinde yapılmış tahtalara çiviledi.. sonra bunları kırmızıya boyadı..

Bu kocaman harfleri belirli aralıklarla tahta perdeye çiviledi.   E-5 ten gelip geçenin çok uzaktan göreceği şekilde,   5-6 metre eninde kocaman bir yazı olmuştu.  Hem de uzaktan şahane görünüyordu.



Babam bu boş araziye birkaç çadır kurmuştu ve bunları kiraya verecektik ancak asıl amacı 
kamping olarak karavanlara kiralamaktı.  
Kampta su elektrik gibi konuları da babam türlü uğraşlardan sonra halletmişti.



Yurda giriş yapan turistler karavanla  Tekirdağ-İstanbul  yolundan  geçiyordu.  (TEM yoktu)
O zamanlar karavanla gezen çok turist vardı.  
Boş bir arazinin küçük bir yatırımla mokamp yapılması harika bir fikirdi. 

Tüm bu işlere babam yetişemeyince köydeki amcama haber salmış yeğenim Fuat'ı da yardıma çağırmıştı. Onların da o mevsimde köyde işleri çok olmasına rağmen Amcam izin vermiş, Fuat koşup gelmişti.. O zamanlar hepimiz çok gençtik tabii.. Fuat evlendi torunları bile oldu. 
Bu foto 2 yıl önce biz köydeyken çekildi.. 

Hamit-Nihat-Fuat




Fuat köyde farklı bir kültürde yetişmişti.  Bizim rahatlığımız ve büyüklere karşı çocukça tavırlarımızı hoş karşılamaz sürekli beni uyarır, tavsiyeler verirdi.  Ekmeği bile ağzımın kenarına değdirsem kızar, " Bak abisinin öyle olmaz günah,  ekmek peçete değil " der,  bana abimden daha çok  karışırdı.  O günlerde birden bire iki abim olmuştu  :))   :((

Fuat sabahları erkenden lokanta için alışverişe gider ( o zamanlar araba falan da yok, minibüs, otobüs Allah ne verdiyse)   iaşeyi çuvallarla getirirdi.  Sonra da mokampta su patladı, hortum delindi, tazyik azaldı, elektrik kesildi, yılan çıktı :((  gibi konulara dalar, sabahtan akşama kadar koştururdu.

Tüm hazırlıklar bu şekilde ilerledi. Sonra ne mi oldu?
Lokanta artık bir terminal durağı olmaktan çıkmış, bazı şenliklerle onlarca ailenin geldiği ve çeşitli yarışma ve aktivitelerin yapıldığı bir mekan haline gelmişti. Otobüslere ve arabalara yer bulamıyorduk, dolup taşıyordu.

Karşıdaki arazide ise babam  E-5  kenarına tabelanın hemen altına bir güneş şemsiyesi açmış altına da bir masa koymuştu.  Resmen yolun kenarında oturuyor,  gelen geçen her karavanı durduruyor ve onlarla sohbet ediyordu  :)   Türkiye sınırından içeri girmiş ama henüz bu topraklara adapte olamamışken  babamın sohbetiyle kalmaya karar veriyorlardı.   Mokamp kısa sürede karavanlar ve çadırlarla dolmuştu.




Çadıra kim mi geldi?  Ayy inanmazsınız valla.   Nazan Şoray,  Türkan Şoray ve eşi  Rüçhan Adlı.. Sanırım günübirlik gelmiş,  denize girip mangal yakmışlardı.

Bu ilk yılın sonunda kış gelip çatmıştı.  Okullar açılmış herkes evine geri dönmüştü.   Kışın  büfeyi, mokampı kapatmıştık ama benzin istasyonu açık olacaktı.  O zamanlar kışın çok zorlu ve soğuk geçerdi. Çatıdan akan sular donar sarkıtlar oluştururdu.  Bir de yapayalnız bir bina olarak arazide tek başına olması, gece gelen kamyonlar, güvenlik sorunu gibi  engeller nedeniyle ilerleyemiyorduk.

Yine de kışın bir süre  Abim  istasyonda  kaldıysa da bu zor şartlara dayanamadı.  Sonunda devir kararı verildi.   Biz uzun süreliğine kiralamıştık ama bir yılın sonunda devrettik..   Kime mi??     Aydın  Doğan'a..  Yıl 1974, bundan tam 42 yıl önce.. Daha o zamanlar medya patronu değildi.

Bu anıları yaşadığımız Mokamp'ın yerinde şimdi Şerafettin Tufan Sitesi var.  
Şerafettin Tufan bu istasyonun ve çevre arazilerin sahibi olan, bize kiralama yapan kişinin adıydı.

Mokampın yerindeki site..






Benzin istasyonu yıllardır kapalı, bina  duruyor ama bir harabe şeklinde. 

42 Yıl sonra bile öylece kalması hatıraları canlı tutuyor..  Tekirdağ'a her gidişte onu görmeyi heyecanla bekliyorum. Bu fotoyu da geçen yıl otobüsten çektim :))  Ne güzel bir yer değil mi?




Bu deneyimden sonra yine boş durmadık. Bu kez babam  "sezonluk bir yer kiralayıp biz işletelim, hem tatil yaparız, hem para kazanırız"  demişti.   Yine elimizde biraz paramız vardı.  Bunun üzerine Çınarcık'ta hiç de küçük olmayan   tam   30  odalı   bir pansiyon kiralamıştık.  Neredeyse otel gibiydi. 





İki katlı  " L "  şeklinde  mimarisi olan bir pansiyondu.  Ama bu pansiyon daha çok otel konseptindeydi. İçinde mutfağı falan yoktu, sadece yataklar ve dolap vardı.  Ailecek çalışıyorduk.  Zaten yazın çalışacağımız bu pansiyonda okullar tatil olduğu için abim ve ben de kolları sıvamıştık.

Babam müşteri kartları, giriş-çıkış, rezervasyon takibini yapıyor..  abim teknik işlere koşuşturuyor.. ben de çamaşırları yıkıyordum.  Annem müşteri ilişkileri, şikayetler, isteklerle ilgileniyordu :))    Her gün makinadan çıkan çarşaflar ve pikeler yandaki arsaya iplere asılır, bir güzel güneşte kurutulurdu. 

Tüm eşe dosta, arkadaşlara haber salınmış, "bekleriz, gelin"  denilmişti.  Benim de arkadaşlarım ve mahalleden komşularımız gelmişler,  birlikte çok güzel günler geçirmiştik..  O zamanlar Çınarcık' ta pırıl pırıl bir deniz, upuzun sakin yürüyüş yolu, Çınaraltı çay bahçesi..  şahane bir yerdi..  Bazı günler Çınaraltında eğlenceler düzenlenir, herkes akşam orada toplanırdı..  Biz de gençler bir masada anneler-babalar bir masada sohbet eder, eğlenir, oyunlar oynardık..


Yine Çınaraltı'nda arkadaş ve komşularımızla
Ayakta, ortada duran yakışıklı  Abim..  
Benim sağımdaki gözlüklü olan,  ortaokul, liseden ve hala yol arkadaşım Sevgi..
 Arka sırada oturanlar  :   annem ve komşularımız  (babam işin başında anlaşılan :))



Epey zamandır oralara gitmedim ama okuduğum kadarıyla Çınaraltı Çay Bahçesi de eski halinden eser kalmamış, üçe bölünmüş, üç ayrı işletme olmuş, kalitesi kalmamış.  Ne hızla bozuldu her şey.. 
Yine de bir gün koca çınara bir bakmak isterim, umarım o hala duruyordur..

Biz Çınarcık'ta çok güzel bir yaz geçiriyorduk. Hem pansiyonu işletiyor hem de denize girip eğleniyorduk. İşlerimiz de güzel gidiyordu. 30 Odayı doldurabiliyorduk.  Taaki  Ağustos ayına kadar. Ağustosta bir salgın başladı.  Herkes barsaklarını bozuyordu. Tüm Çınarcık perişan olmuştu. Sulardan olduğunu sanıyorduk. Karın ağrısıyla uyananlar aile boyu ishale tutulunca kalmıyor, pılıyı pırtıyı acele toplayıp dönüyorlardı.  

O zamanlar yıl 1976..  Şimdilerde hala  Yalova ve çevresinde  40 yıl sonra yine aynı olaylar yaşanıyor... Hiç çözüm bulunmamış demek ki.. aynı tas aynı hamam..
Yıl 2015 haberi  :((

Ramazan bayramı yoğunluğu ile Çınarcık Tatilci akınına uğradı. Deniz hasreti ile tatili bekleyen çocuklar ve aileler sahillere akın etti. Sebebi tam olarak belirlenemeyen nedenlerden ötürü son iki günde Çınarcık Devlet Hastanesi ishal vakaları ile doldu taştı.   Yetkililer uyarıyor sulara dikkat ediniz.

İşte böyle...   Sular canımıza okumuştu, müşterilerimizin çoğu ayrıldı, gelmedi, korktu.. Biz de yıllık bir kiralama bedeli ödemiştik. Bu bedeli çıkardık mı? çıkaramadık mı? hiç hatırlamıyorum. Kar etmediğimizi biliyorum.. emeklerimiz boşa gitmemişti, daha ne olsun harika bir tatil geçirmiştim :))

Bu şanssız teşebbüsten sonra bir daha da  Çınarcık'a gitmedik.

Böylelikle benim de çıraklık yaptığım  işlerim son buldu.  

Hem aile içinde hem müşteri boyutunda ilişkileri, iletişimi gözlemlemiş,  kopma noktalarını farketmiş, azmi ve çabayı, tuttuğunu koparmayı görmüş,  eğlenceyi işin içine katmayı öğrenmiştim.  
Ama bunları CV' lerimde hiç belirtmedim :))

Bana ağır sorumluluklar verilmese de ortalıkta dolanmış, hoşlandığım işleri devralmıştım. 
Bunu her çocuk yaşamalı.   Teşekkürler Baba..  bizi hem eğleneceğimiz hem de tatil yapacağımız işlerle tanıştırdığın  ve  bize güvenerek sorumluluk almamızı kolaylaştırdığın  için..










En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...