Ana içeriğe atla

Mustafa Koç



Mustafa Koç  ansızın aramızdan ayrıldı.  Acı haberi aldığımda gözlerim yaşarmıştı. Hiç bir anım olmamasına ve hakkında çok şey bilmememe rağmen  Türkiye'nin aydınlık yüzünü temsil eden bu adam için bir değerimizi kaybettik dememek elde değildi.

Hamit'le birlikte Taksim'e gitmişken bir taziye bildirmeden dönmeyelim dedik ve Divan Oteli'nin yolunu tuttuk. Hava kararmaya başlamış, kar yağmaya devam ediyorken otelde uzun bir taziye kuyruğuyla karşılaştık. Böylesi bir taziyeyi ilk defa yaşıyordum.

Otelin girişinden alt katına kadar kuyruk ilerliyordu. Takım elbiseli, kravatlı, paltolu beyler, saçları bakımlı şık giyimli kadınlar..  Siyasetçiler, sanatçılar, iş adamları ve biz..

Otelin giriş katında beklerken  etrafa bakıyor ve Gezi olayları sırasında otelin giriş katının gençlere açıldığını  ve  destek verildiğini hatırlıyorum.



Burası otelin resepsiyonu.. içeri gaz bombası atılmışken.. 

Tavandan sarkan kırmızı kocaman ihtişamlı avizelere, yerdeki güzelim halılara ve kadife kaplı koltuklara bakıyorum. Hepsinin şahitlikleri var ve hiç biri bir insandan daha değerli değil.

İçimden bir kez daha  Mustafa Koç'a Allah rahmet eylesin diyorum..

Divan Oteli İstimlak Olsun, Gezi Parkı’na Katılsın!






Neyse ki çok sevindim Taksim Meydanı yeniden düzenleniyor ve  GEZİ PARKI  meydana ilave ediliyor.  Meydandan bakınca park apaçık görünecek.  Bildiğiniz gibi çok eskimişti, içi kırık döküktü şimdi yenileniyor.. :)) 


Taziye ziyaretimizi tamamlıyoruz.  Bizim uğradığımız saatte  Rahmi Koç, Ali Koç, Çiğdem Simavi, İnan Kıraç, İpek Kıraç , Caroline Koç oradalar..  Herkesle tokalaşıyor, öpüşüyorlar. Rahmi Koç oturuyor, diğerleri ayakta.  Her gün akşam saat 17:00-19:00 arasında oradalar.   Daha dün vefat etmişken  bugün ziyaretçi akınına teşekkür ediyorlar. Carolin'e bakıyorum nasıl dayanıyor? diyorum.. kimsenin gözünden yaş akmıyor. Belli ki uzun uzun acı çekilmiş, ağlanmış, gözler şiş.. Yine de ziyaretçilerin yanında bir ağlama olmuyor.. 

Dönünce aile seceresini araştırıyorum.  Koç kardeşlerin ve Carolin'in yeni hazırlanmış, derlenmiş, gazetelere yansımış bir sürü kim kimdir?  yazısı var.  Tüm ailenin aldığı eğitimler, eğitim yanında sporla ve sanatla ilgili eğilimleri, işlerinin büyüklükleri yanında sosyal sorumlu kişiler olmaları hayranlık uyandırıyor.


Aileyle ilgili bazı kitaplar okumuştum. Vehbi Koç'un hayat hikayesini,   Suna Kıraç'ın yaşadığı talihsiz hastalığı ve mücadelesini anlatan  kitabını hem üzüntüyle hem de hayranlıkla gözlerim yaşararak okumuş, kızı İpek Kıraç'ı da çok merak etmiştim. Taziye sırasında O'nu da görme şansım oldu.                                                                                                                             Eğer şimdiye kadar elinize geçmediyse kitabı şiddetle tavsiye ederim..  Rahmetli Vehbi Koç'un da hatırlarsanız mezarı açılmış ve naaşı çalınmıştı. Fidyeciler başarılı olamamış, aile fidyeyi kabul etmemiş ve  fidyeciler bu sefer naaşı gazetelere  satmaya kalkmışlar ve yakalanmışlardı.                                                                                                                                                       
Yılmaz Özdil'in  Mustafa Koç ile ilgili iki yazısını okudum.   Harika..
Birisi hiç bilmediğim bir konuda..   Başlığı İki Mustafa.. Bence bu yazıyı mutlaka okumalısınız. Londra'daki Madame Tussauds müzesindeki Atatürk balmumu heykeliyle ilgili..   

Mustafa Koç bu balmumu heykeli hiç Atatürk'e benzetememiş ve yenisini yaptırmak üzere Londra'daki bu müzeyle mücadeleye girmiş ve tüm maliyetine katlanmış, Profesör Büyükerşen ile projeyi üstlenmiş.  

2000 Yılında bu müzeyi biz de ziyaret etmiş, gerçekten Atatürk'ü tanıyamamıştık. Aşağıda  Hamit'in bu eski mumyayla bir resmi var.  Şimdi hem yenilenmiş hem de büyük devlet adamlarının mumyalarının sergilendiği bölüme alınmış..

 Londra Madame Tussauds Müzesinde  eski ve yeni mumya..




Yılmaz Özdil'in diğer bir yazısını da  özetle aşağıya alıyorum. Bir hayat felsefesi ve değerler sistemi içeren bu yazı   ZENGİN  ve  VARLIKLI  olmak arasındaki farkları anlatıyor.. 
Hepimize yol gösterici nitelikte..


İşte o yazı  :  Mustafa Koç 


Eş anlamlı bilinir ama…
Zengin olmak başka şeydir.
Varlıklı olmak başka şey.

Her zengin, varlıklı değildir.
*
Zengin…
Para, mal, mülk istifler.
Hayatı ıskalar.
Varlıklı…
Bilim, kültür, sanat biriktirir.
Hayatın tadını çıkarır.
*
Zengin, ömrü boyunca kaç paraysa öder, çiçek satın alır.
Varlıklı, hayatı kırmızı karanfil gibi yakaya takabilmektir.
*
Zengin, kabarık cüzdandır.
Varlıklı, yüklü hobidir.
Zengin, sahip olduğunun esiridir.
Varlıklı, edindikçe özgürleşir.
*
Zenginin banka hesabıyla beraber egosu da büyür, burnundan kıl aldırmaz, tepeden bakar, kendini kaf dağında görür…  Varlıklı dağlar kadar servetine rağmen, halkın nazarında mütevazı kalır..
*
Zengin, alt tarafı sıfattır.
Varlıklı, karakterdir.
Zengin, kaypaktır, yalakadır.
Varlıklı, siyaset üstüdür.
*
Zengin, nalıncı keseridir.
Topluma duyarsız kalabilir.
Varlıklı, etrafa yararlıdır.
Farkındadır.
*
Zengin, hep alır.
Varlıklı, vermesini de bilir.
*
Maganda zengin, dolu.
Cahil varlıklı göremezsiniz.
*
Zengin, lisan bile bilmese, bavulu kapıp kaçmaya müsaittir.
Varlıklı, dünya vatandaşıdır ama, yerlidir, millidir.
*
Zengin olmadan da varlıklı olunabilir ama… Maharet, hem zengin olup, hem Mustafa Koç olabilmektir.
*
(Para bazen cesur insanları bile satın alabilir, cesareti asla alamaz. Caroline Koç mesela… En son, değerli ağabeyim Levent Kırca’nın cenaze töreninde görmüştüm. Sadece camiye taziyeye değil, toprağa vermeye kabristana kadar gelmişti. Levent Kırca’nın eşi Aslı Çetiner’in arkadaşıydı. “Zengin” tabir edilen pek çok korkak, aman benim ismim Levent Kırca’yla aynı haberde geçmesin diye ortadan kaybolurken… Mustafa Koç’un eşi, ne derler diye düşünmemiş, Türkiye’nin “en varlıklı ailesi”nin ferdi olarak, son görev için arkadaşının yanında olmuştu. Çünkü, usta sanatçıya, arkadaşına ve kendisine olan saygısı, elalem ne der endişesinin çok üstündeydi.)
*
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan…
Zenginlik geçicidir.
*
Varlık ise, bakidir.
*
Zenginin cenazesi kalabalık olur ama, gözyaşı yoktur.
Kendisiyle hiç tanışmamış insanların Mustafa Koç’un ardından hissettiği samimi üzüntünün sebebi, artık aramızda olmamasına rağmen, hayatımızdaki varlığı’dır.




Bundan sonra söz söylemeye gerek yok..
Sanırım bundan.. hiç tanımadığım halde gözyaşı dökmem..







Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...