Ana içeriğe atla

Bir Rotary Kulüp Hikayesi..






Komşumuzun ön ayak olmasıyla Rotary ile tanışmıştık.  Aslında Hamit üye olmuştu ama ben de kulübü takip ediyordum.

Daha önceleri Rotary ile ilgili hiç bir bilgimiz yoktu.  Hamit'in önce üye olması sonra da bir kaç ay içinde Başkan olması nedeniyle benim de rollerim değişiyordu.

Rotary Kulübü büyük bir organizasyondu.  Neredeyse her ilçenin bir kulübü ve organizasyonu vardı.






Her hafta toplantı düzenlemek esastı.  Hafta içi belirlenen hep aynı saatte ve  hep aynı mekanda üyeler hem yemek yer, hem de toplantı yaparlardı. 

Rotary Kulüp Üyeleri meslek gruplarından farklı seçilir ve onaydan geçerdi. Öyle kuralları vardı ki 1900'lü yıllarda belirlenen bu kurallar hala büyük bir titizlikle işlemekteydi..

Gerçekten bazen hayranlıkla, bazen de şaşkınlıkla izlediğim şeyler olurdu.

Toplantılar maksimum bir saat sürer.  Başkan toplantıyı topuzla zile vurarak açar ve  bir saat sonra kapatır. Toplantı kapandıktan sonra sosyalleşme başlar, aynı zamanda isteyen yemeğini de yediyse ayrılabilirdi.

Hamit kürsüye çıktığında gergin olurdu. Bu tip çerçeveli ve ciddi işler Hamit'e göre değildi :))  O bu kadar kuralları ve şekli şemali belirli işlerde yapamazdı, sıkılırdı.  Hala da öyle.



Üyeler her toplantıdaki bu yemek maliyetine kendileri katlanır, yemekler çoğunlukla otellerde, fiks menü anlaşılır ve hemen orada ödeme yapılırdı.  Bu yemeklerin çoğuna biz eşler de katılırdık. Bu yemekler sayesinde çok güzel bir grup oluşturmuştuk. Sadece toplanmıyor, toplantı bitince şarkılar söylüyor, eğleniyorduk..  Beylikdüzü Rotary Kulübü İstanbul'daki en genç kulüptü..

Toplantılarda bilgilendirmeler yapılır ve projeler üzerinde konuşulurdu. Aramıza yeni katılanlar bölümünde o gün ilk kez toplantıya katılan yeni üye hakkında hazırlanan özgeçmiş okunur ve eşi de tanıştırılırdı.   Aynı zamanda toplantılarda doğum günleri kutlanır, üyelerle ilgili bilgilendirmeler yapılırdı.  Her şey çok formaldi ama kutlama, takdir, teşekkür çok bol olduğu için çok tatmin ediciydi.

Her Rotary Kulübünün yıl başında belirlediği yıllık hizmet planları vardı. Sadece bölgenin değil, İlin de projeleri vardı.  Bu büyük projeler ve kulüpler arasındaki kaynaştırma için daha üst bir ekip vardı. Zaten tüm dünya organizasyonu da bu şekilde ilçe, il, ülke olarak farklı organizasyonlarla bir araya gelirdi.  Her dönemde tüm üyeler sırasıyla tüm görevleri devralırlar ve sırayla da Başkan olurlardı..





Yıl sonlarında güneyde bir otelde tüm organizasyon toplanır, o yıl gruplar faaliyetlerini anlatırlar ve gelecek yılın organizasyonu ile tanışılır.  Başkanlık devir törenleri kutlama ile ayrıca bölgelerde yapılır ve o gecede eski ekipler eşleriyle yeniyi kutlayarak görevlerini devrederler.  Ben de bu aşamaları Hamit'le birlikte yaşadım.  Hem devraldık, hem devrettik :))

Bu tür toplantı ve davetlerde neyin  nasıl yapılacağına dair kurallar vardır ve mutlaka bu gibi kritik toplantılarda üst gruplardan Rotaryenler eşleriyle birlikte gelir ve toplantılarda saygıyla karşılanan ağır misafir olarak ağırlanır ve onlar da toplantıyı izlerlerdi.

Aynı zamanda yapılan toplantılar ve katılımcılar faaliyet raporuna yazılır, her hafta kulübün bülteni toplantı bilgilendirmesini de kapsayacak şekilde tüm üyelerin maillerine ve Rotary yönetimine de bildirilir. Buradaki kritik konu toplantı katılımıdır. Üye sayısı ve katılımı yüksek kulüpler başarılıdır.

Nasıl organizasyon ama?

Ben de tam bu sırada bir Amerikan şirketinde çalıştığımdan her şeyin böyle şekli şemali olması bana yabancı gelmiyor, kutlamalar, davetler, anonslar tanıdık geliyordu.  Bir sosyal kulübü bir zorunluluk olmadan gönüllü şekilde böyle yürütmek ve 115 yıldır devamını sağlamak inanılmazdı..

Başta Amerika'da tamamen bir erkek kulübü olarak kurulmuş ama sonra kadınlara da yer vermişti.. Guvernörlerin  eşleri yüksek rütbeli sayılır ve grubundaki tüm başkanların eşleriyle toplantılar düzenler, onları da işlerin içine çeker, bağış toplama, etkinlikler ve yardımlar düzenleme konularında göreve dahil ederdi.  Bu toplantılar hafta içi gündüz yapıldığından ben hiç katılamadım.





Öyle bir kulüp ki ;  sadece eşleri değil çocukları da dahil ediyorlardı.

Üyelerin genç çocuklarını Rotarakt olarak gruplandırılıyor, onları da faaliyetlerde  görevlendiriyor, çeşitli seminerler, eğitimler düzenliyor, tanışıp kaynaşmaları sağlanıyordu.

Dünya üzerinde öğrenci değişimi ve misafir kabulü ile Rotaraktlar farklı ülkelerdeki üyelerin çocuklarıyla  değiş tokuş ediliyor, yine Rotary adetleri ile her ülkede öğrenci karşılama ve ağırlama prosedürü aynı işliyordu :))

Aslında belki de geleceğin Rotaryenleri yetiştiriliyordu.  Rotary sadece Kulübe üye olanı değil onun tüm ailesini dahil ediyor, hepsine ayrı yer açıyor, görev veriyordu.

Hem tanışıklıkları, çevreyi arttırıp geliştirmek, sosyal ilişkileri canlı tutmak, hem de çevreye ve insanlara hizmet anlayışıyla projeler üretmek başka bir deneyimdi. Burada zor olan üzerinde çalışılacak ihtiyaç duyulan projeler üretmekti.. Bizde kurumlar genel olarak  hantal ve işbirliği içinde çalışmadıklarından bir faaliyette bulunmak için izinler almak, bir kurumdan yardım istemek, onu bir projeye dahil etmek çok zordu.  Benim en çok üzüldüğüm konu budur..  Elinizde tüm malzemeler vardır bir türlü şöyle lezzetli bir yemek yapamazsınız.. çünkü ocak devletin elindedir. Onsuz bir şey yapamazsınız. Her kurum birine bağlıdır, ona sorar, öteki ötekine sorar.. bir türlü hız kazanamazsınız.
Bu yüzden de bağımsız projeler oluşturulur. Bu sefer de yaraya parmak basmak ve etkiyi arttırmak zorlaşır..

Projelerimizden biri de bölgelerimizdeki yetişkin kadınlara okuma-yazma öğretmekti.  Ben de gönüllü oldum. Eğitici eğitimi almak üzere Sarıyer'de bir salonda tüm bu projeye gönüllü olan kulüp üyeleriyle birlikte eğitime katıldım.  Bizim kulüpten bir tek ben vardım.   Eğitime hayran kaldım. Okuma yazma bilmeyen kadınlarla sahnede patlıcan salatası yapıldı..  Malzemeler  ve miktarları yazıldı, resimleri yapıldı, okundu, bol malzemeli bu salata bittiğinde salona dağıttılar hepimiz yedik.. Sahnede tüm malzemeleri yazmayı ve okumayı öğrenen kadınları ve yöntemi hayranlıkla izledim.

Bir yetişkin kadının çarşıda pazarda sebzeleri ve fiyatlarını okuması bile yeter. Onlar da bunu hedeflemişlerdi.. Süper.. çok sevdim.  Hemen bizim kulüpteki bir üyemizin boş olan yazlık evinin mutfağında sınıfımızı açtık.  Derslerim Cumartesi günleriydi. Tüm hafta çalışıyordum ve Cumartesi sabahı da derse gidiyordum. 5-6 öğrencim vardı. Gürpınar'a köyünden göçüp gelmiş ama okuma yazması olmayan kadınlara ödev veriyor, öğretiyor, bir yandan da bir şeyler pişiriyorduk. Birkaç ders sonunda bir hanımın okuyabildiği bir kelimeden sonra beni ayaklarımdan tutup havaya kaldırışını unutamam..

Yıllık faaliyetlere eklenecek konular için Guvernörün eşi beni aramış ve öğrencilerimle birlikte bir fotoğraf istemişti de verememiştim.. Her şeyin fotoğrafını çeken ve saklayan, arşivleyen ben bu anımın bir fotoğrafı olmadığı için çok esef ederim.




Rotary'nin haftalık rutin toplantılarına bazen misafir konuşmacı davet edilir, konuşmacı kendi ilgi alanındaki bir konuyu dinleyenlere aktarırdı.

Bu konuşma ekonomik, sosyal, siyasal, bilimsel, sanatsal olabilir,  bazen de tanınmış kişiler davet edilirdi.

Bu çok farklı fikirlerin deneyimlerin buluştuğu ortamlarda sunumları ilgiyle dinlerdim..

Bu konuşmacılardan biri de İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'ydu.

Başka bir gün bir göz doktoru, başka bir gün Sosyal Hizmetler'de görevli bir Psikolog,  başka bir gün bir iş adamı..



Ben de geçen yıl konuşmacı olarak davet edilmiştim .. Ne mi anlattım??  Dünya Seyahatimizi anlatmamızı istemişlerdi..   Düşündüm taşındım bana verilen bir saatte bunu anlatmak mümkün görünmüyordu. Ben de sadece 55 günlük bu seyahat için yaptığımız hazırlıkları ve planlarımızı anlatmayı seçtim. İlk fikirden uçağa binene kadar geçen sürede yaşadıklarımızı anlattım.. Çok ilgi çekti ve herkesler böyle bir gezinin arka planının da ne kadar emek istediğini görüp şaşırdı..  

Sonra da bültende bilgisi üyelere aktarıldı.. İşte o sayı..



Rotary Kulüp üyeleri kendi aralarında gruplara ayrılır,  6-7  kişiden oluşan bu gruplar eşleriyle birbirlerinin evlerinde toplanır, ailecek görüşmeler yapılırdı. Birlikte sohbetler edilip, yemekler yenir, kaynaşma üst düzeyde gerçekleşirdi. Sırayla "ocakbaşı"  denilen bu toplantılar her ay bir üyenin evinde gerçekleşirdi. Planlar yönetime bildirilirdi. Kim toplandı? Kim toplanamadı? Hangi Rotary projeleri konuşuldu?  Kaç kişi katıldı? 

Sosyal etkinlikler, ortak planlarla geziler, seyahatler, büyük yemekli eğlenceler düzenlenirdi. Dans dersi bile almışlığımız vardı. Bir keresinde de Kartalkaya'ya gitmiştik. Herkes kayarken ben kenarda oturmuştum ama Hamit'e  "haydi Başkan diye diye, O'nu da yanlarına almışlar ve Hamit sanki doğuştan biliyormuş gibi birkaç gösterdikleri hareketten sonra zirveden aşağıya kaymıştı :))..  Tüm bu iletişim ve birliktelikler yalnızlaşan toplumumuzda ev toplantıları ve görüşmeler azalmışken bize ilaç gibi geliyordu.

Başkan ve eşinin giydiği Rotary Üniforması vardı.. Özel anlaşılan bir butikten kadın-erkek aynı kumaştan ceket dikilir, yakalarına türlü rozetler takılırdı.. Her sene bu ceketlerin tarzı, rengi, stili değişirdi,  toplantılara bu şekilde katılınırdı..  Herkesin yakasında rozetler varken ben  o zamanlar sadece Avon rozeti takıyordum,  rozetim yakamdan eksik olmazdı. Bir çok ceketimin, elbisemin yakaları rozetten delik deşik olurdu.. Bu yüzden birkaç rozetim vardı da bazılarını yakamda bırakırdım.

Her kulübün başkanı  hem kendi ilçesindeki hem de ildeki  gruplara katılırdı. Hamit Başkan olduktan sonra Beylikdüzü  Kulübü dışında  Yeşilyurt, Yeşilköy, Bakırköy,  Ataköy,  Bahçeşehir  Kulüplerinin Başkanlarıyla da buluşuyorduk.  Bizim şansımız mükemmel bir üst gruptaydık..  Bu kulüplerin başkanlarıyla da  evlerimizde toplanıyor, çeşitli etkinlikler düzenliyorduk.. O zamana kadar yüksek gelir gurubuna ait kesimlerle hiç tanışmamışken şimdi evlerine giriyor, bu değişik çevreyi gözlemliyordum.

Ben Avon'da yoğun çalışıyordum ama tüm etkinliklere de katılıyordum. Üstelik sosyal statü ve gelir düzeyi diye bakıldığında biz grubun alt seviyesinde kalıyorduk.  Ne gam :)   Diğerlerinin evinde hizmetliler servis yaparken bizim Mimaroba'daki evimizde tüm servisi ben yapmıştım. Üstelik bir masamız olmadığından (salona masa koymazdık)  herkes kucağında yemek yemişti.  Erkekler evimizin küçük balkonunda tabureyi sehpa yapmışlar,  çilingir sofrası kurmuşlardı.

Öyle coşulmuştu ki ;  evdeki oyuncaklarım ve  Güvernör Yardımcısının  getirdiği sihirbazlık malzemeleriyle coşmuş, yapışan örümceklerle camlara atış yapmıştık, çok gülüp eğlenmiştik.. Herkes içindeki çocuğu rahatça ortaya çıkarmıştı..

Ertesi gün de ben yorgun yatarken Guvernör Yardımcısının eşi telefon edip  geçirilen muhteşem gün için teşekkür etmişti.   Bu arada Guvernör Yardımcısının Eşi  Merkez Bankası'nda üst düzey bir bürokrattı..  Kızları Sabancı ailesinin gelini oldu :))

Kolay değildi  Zekeriyaköy'de bir villada hizmetlilerle ağırlandıktan, şaraplarla başlangıçlar yapıldıktan sonra bizim Mimaroba'daki apartman dairemizde kucaklarında  tavuk-pilav yemeyi siz karşılaştırın..  

Sınırlar sadece bizim kafamızda..  Biz hep kendimize güvendik ve rahat olduk, çok samimi olduk, olduğumuz gibi olduk,  Öyle oldukça da hep dahil edildik..  Köyde yolda yürürken hiç tanımadığımız halde sofrasına davet eden "Allah ne verdiyse" diyen birinin davetinden  başkasını değerli bilmedik.


Başkanlarla bir yemekten çıkarken.. Yıl 2002..




.

Aşağıdaki resimde bölgemizin en üst düzeyindeki Güvernörün Tuzla'daki evinde..





En üst düzeydeki bu kulüp yöneticileri en üst düzey gelir grubunda yer alıyor,  bu kişiler aynı zamanda toplum için çalışıyor, kendi işlerinden ayırdıkları zamanlarının çoğunu da bu projelere ayırıyorlardı. Hayatlarında davetler, toplantılar sayısızdı..

Tuzla'da gittiğimiz bu müstakil evde kocaman bir havuz, havuzun ortasına yerleştirilmiş nilüferler, evin bahçesine hazırlanmış  büfeler, kokteyl masaları muhteşemdi.

Ev sahipleri misafirleriyle tek tek ilgileniyordu. Her başkanla eşli fotoğraflar çekiliyordu.  Bizim dönemimizdeki  Güvernör ve Eşi benim hep hayranlık duyduğum bir karakter oldular. Mütevazilikleri ve hayata pratik ve insani bakışlarını çok takdir ediyordum.

O eve hayran kalmıştım. Tuzla'da tepeden Adalar'a bakıyor, kocaman bahçe içinde ev kış tarafı yaz tarafı diye ikiye ayrılıyordu. Evin yazlık tarafı havuza bakıyor ve evin içi daha yazlık mobilyalarla döşenmişken, kışlık taraf kış bahçesine bakıyordu. Bu tarafın mobilyaları daha ağırdı..

Fikir şahane ama değil mi? hem yazlık hem kışlık eviniz bitişik ama farklı yönlere bakıyor, salonları, mutfakları, oturma alanları, bahçeleri ayrı, diğer mekanları ortak :)) Böyle detaylı anlatıyorum çünkü böyle bir ev şimdiye kadar da görmedim.

Hamit'in başkanlığı bir yıl sürdü. Bu bir yıl içinde sayısız görüşme, yemek, toplantı, eğlence, geziye katıldık. Toplumun ihtiyacı olan konuları anlamaya ve dokunmaya çalıştık.  Hamit Başkanlıktan yorulmuştu. Her hafta bir konuşma hazırlığı yapmak, bültene "Başkanın Mesajı"  yazısını yazmak, toplantılara katılmak O'na çok fazla geliyor ve rutinden sıkılıyordu.  Kolay değil, çok sık, her hafta..

Görevi devrettikten sonra başka bir pozisyonda görev almadı. Sonra da biz  Silivri'ye taşındık ve kulübün sınırlarının dışına çıktık. Her hafta katılım imkansızdı. Devam etmedik ve kulüpten ayrıldık.

Daha sonra Çorlu Kulübünün bizim sitenin içinde bir yemeğine rastladık, onlarla da konuştuk ama bir daha rutine başlamadık.  Eski kulübümüzün bir çok üyesi değişti ama biz devam eden  birkaç kişiyle görüşmeye devam ediyoruz ve bazı toplantılarına misafir olarak katılıyoruz.  Belki daha sonra yine deneyimleriz..

Rotary'e  meraktan kafamızı uzattık ama tahmin ettiğimizden fazlasını yaşadık.. İyi ki öyle yapmışız, bakın kocaman yazı oldu, anı oldu, gülümseme oldu. Belki de  "patlıcan" yazmayı öğrettiğim kadına iz oldu..  Eee daha ne olsun..   belki size de bir fikir olmuştur.   Ne mutlu bana..



Guvernör Kimdir? merak ettiyseniz bazılarının özgeçmişleri için tıklayın  ve lütfen kendi işleri yanında yaptıkları görevlere bir bakın..  Güvernör resim ve özgeçmişleri için  tıklayın



Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...