Ana içeriğe atla

Avon Kadınlarıyla Tanışın.. Onları Çok Seveceksiniz..


   
Temmuz ayında Avon'da  Kibele Bölge Satış Şefi olarak atanmıştım.  Yeni görevime başlayalı 
henüz  bir ay olmuştu.   İşime ve yeni ekibime alışmaya çalışıyordum.. 
Marmara,  17 Ağustos  1999  günü feci şekilde sallandı..


Şefliğimin sınırları çok genişti.  Sarıyer'den  Karaköy'e..  Levent'ten  Fatih'e..  Zeytinburnu'ndan Çatalca'ya.. Bahçelievler'den  Esenyurt'a..  Bayrampaşa'dan Maslak'a,  Silivri'den Tekirdağ'a.. Çorlu'dan Kırklareli'ne.. 

Bu kocaman coğrafya'da depremin etkilerini yaşıyor, çaresizlik içinde ne yapacağımı bilemeden her gün mesaime başlıyordum.  İnsanlar korkudan sokaklardan eve girmiyor, parklarda ya da arabalarda yatıyorlardı.. Cep telefonları yoktu. İnsanlara ulaşabilmek için ancak adreslerine gitmek gerekiyordu. Daha yeni devraldığım Şefliğimdeki  bir çok çalışma arkadaşlarım da aynı korkuları yaşıyor, evlerine girmiyor, sokaklarda, arabalarda uyuyorlardı..

Bir ay önce benim olan bölgem Avcılar tanınmayacak haldeydi.  Benim görevim değişince bölgeme yönetici olarak Oya atanmıştı ama O'da ne yapacağını şaşırıyordu..  Genel Müdür'ümüz hemen arabasına atlayıp yanımıza gelmiş, bizimle birlikte bölgedeki temsilcileri ziyaret etmiş, bilgi almıştı. Odaklandığımız konu  "nasıl yardımcı olabiliriz?"  di..  O zaman Eczacıbaşı-Avon  olarak  "ne yapabiliriz?"  sorusuna direkt Genel Müdür odaklanıyor ve cevap aramaya çalışıyordu..  

Eczacıbaşı bu dönemde evleri hasar gören çalışanlarına karşılıksız maddi yardımlar yaparak hasarı en az etkiyle atlatmalarına destek olmuştu.  Türkiye'nin her yerinde bulunan satış ekibimizdeki bazı yöneticilerin evleri yıkılmış, ya da hasar görmüştü. Bunların da bölgeleri değiştirilmiş, bazıları İstanbul'a taşınmıştı. Şirketimiz yine bu kişiler için uzun süre karşılıksız ev kiralarını ödemişti..

Bölgemizde evleri yıkılan, çatlayan, devrilen kişiler parklarda, boş arazilerde kurulan çadırlarda yatıyordu.  Şirketimiz erzak yardımı göndermişti. Oya'yla birlikte ellerimizde torbalar çadırlar arasına girdiğimizde bir amcanın gözleri dolmuş ve  "gel hanım.. Bülent Eczacıbaşı bize yardım göndermiş" diye seslenmişti..  Bu anlar unutulacak gibi değildi.. Şirketimize hayrandık.. 

İşte bu olaylar silsilesi  "Gitmek mi zor? Kalmak mı?"  sorusuna cevap oluyor, şirketimize daha çok bağlanıyorduk.  Sonraki günlerde Oya kendi evi de hasarlı olduğu halde bölgedeki tüm evleri dolaşmış ve Temsilcilerimizi tek tek bulmuştu..  

Evler hasarlı olduğu halde korkmadan giriyor ve içerdeki insanlarla sohbet ediyor, hal hatır soruyordu..  Bana da  "Arda Hn. daha yeni görevi devraldım, bu ne şanssızlık!!"  diyordu..   "Ben de yeni bir görev aldım, seninle aynı durumdayım!"  diyordum,  birbirimizi teselli ediyorduk.  Depremde annemlerin evi de yıkılmış ve canları kurtulmuş olsa da bizim de ocağımıza ateş düşmüştü.. Üstelik benim yönetim alanım genişlemiş, hedeflerim çoğalmış, üstesinden gelmem gereken işe ait zorluklar 10 kat fazlalaşmıştı ve ekibim korkudan parklarda yatıyordu  :(

Görev aldığım süre içinde bu büyük depremin yanında büyük ekonomik krizlerle de boğuşmak zorunda kalmıştık.  Henüz bu kadar büyük bir coğrafyayı ve ekip yönetmeyi yeni öğreniyordum. Tüm bölgeleri dolaşmak bile bir plan istiyordu. Kocaman bölgelerim, kocaman hedeflerim ve kocaman bir ekibim vardı..  Büyükçekmece'de oturup tüm bu coğrafyaya her gün seyahat ediyordum. Sabah evden çıkıyor 8:00'de Sarıyer'de,  ertesi gün yine 08:00'de Lüleburgaz'da oluyordum..  O zamanlar daha sonra Türkiye'de bu tempoda çalışacağımı bilmiyordum..

Görevim tam anlamıyla bana verilen  büyüme ve satış hedefimi gerçekleştirmekti.  Bir ekibin tamamı için (Avrupa yakasının tamamı + Tekirdağ + Çorlu + Lüleburgaz) hedef alıyordum. Daha sonra bu hedefi ben bölgelerime dağıtıyor, hangi bölgede ne büyüme olur? kim ne getirebilir? üzerine tahminler yapıp aynı zamanda adil bir dağıtım yapmaya ve herkesin hedefini gerçekleştirme potansiyeline uygun bir dağıtıma önem veriyordum. 

Bu yüzden bölgeleri dolaşıp önce herkesle birebir görüşme yapıp hedef üzerinde tartışıyor ve bu hedefi gerçekleştirmek için yapılması gereken eylemleri planlıyorduk. Yaptığımız anlaşmayı da bir "eylem planı" ile yazılı hale getirip imzalıyorduk.  Hedefler kampanya (bir ay) sonunda gerçekleşmeliydi.  Kampanya biter bitmez herkesin raporu çıkar.. bölgesine ait tüm rakamları bildirilirdi. Hemen zaman kaybetmeden tekrar bir araya gelir "hedef neydi? ne oldu?"  "eylem planları tam gerçekleşti mi?"  "nerede sorun yaşandı?" "şimdi neyi farklı yapmak gerekiyor?" konularında yine görüşür, yeni hedefler için yeni eylem planları yapardık.

Yani ömrümüz hedeflerimizi gerçekleştirmek için eylem planı yapmak, birlikte bu eylemlerde çalışmak, gözlemlemek, geri bildirim vermek, yeni plan yapmakla geçerdi. Şirkette uzun süre çalışabilmek için hedeflerin gerçekleşmesi gerekiyordu.. Bu yüzden yılda iki kez performans görüşmesi yapılır, hedefin gerisinde kalınmışsa "hangi yetkinlikler gelişmeli"  belirlenir, bunlar üzerine de eylem planı yapılırdı.  Örneğin yetkinlikler ;  Planlama, Problem Çözme, İletişim,  Kalite Odaklılık, Ticari Bilinç.. vb..  bir çok davranıştan oluşuyordu.. Bu konu çok uzun sürer.. en iyisi başka yazılara saklayalım :)

Şefliğimin adı Kibele'nin anlamı  mitolojide "Bereket ve Doğurganlık Tanrıçası" dır.  O yıllarda Türkiye'deki tüm satış ekiplerinin  isimleri mitolojiden seçilirdi.  Kibele,  Athena, Venüs, Artemis, Sedna, Selene, Hera,  İlyada..  Kampanya sonunda tüm Türkiye'deki bu Şeflikler başarıya göre sıralanırdı..   İlk üçte olmak harika, ortalarda olmak  ehhh.  sonuncu olmak berbat bir şeydi..

Hedefleri gerçekleştirmek üzere  ;  ekip  kurmak , işe almak - çıkarmak,  eğitmek,  geliştirmek, koçluk yapmak, performansı değerlendirmek  temel sorumluluğumuzdu..  Zaten satışın her kademesinde çalışan tüm arkadaşlarımın temel sorunlulukları aynıydı.. Çünkü hepimizin altında aynı sorumlulukla çalıştığımız bir ekip vardı. Ekipler ekipleri yönetiyordu. 

Bakın aşağıda bir klima elektrik bağlantı şeması var. 
İşte bizim de buna benzeyen  karmaşık yönetim şemalarımız vardı..  
Çizmeye kalksak kağıtlara sığmazdı :))  



Şöyle ekipçe herkesin bulunduğu bir resim yok sanırım. Bu resimde de eksikler var.. Zaten yıllar içinde öyle yeni eklenmeler oldu ve kalabalık olduk ki ; 
hangi yıl kimler vardı gerçekten karıştırıyorum :))


Kibele Şeflik Toplantısı
Yeni eylemlerin konuşulduğu,  ortak planların belirlendiği ayda bir yapılan rutin toplantı..



Yine strateji belirlenmiş, ekip hücum halinde..


Kibele'nin ağır topları öyle mi? böyle mi yapalım?  diye tartışıyorlar..





Etiler, Levent, Kuştepe, Zeytinburnu, Florya, Merter, Çatalca,  Lüleburgaz, Tekirdağ, Çorlu'da değişik yapıda temsilcileri tanıyordum.  Farklı kadın profillerini, değişik yaş gruplarını, ekonomik düzey, eğitim farklılıklarını çok sert yaşamaya başlamıştım. Bir gün Etiler'de, bir gün Gültepe'de.. bir gün Florya'da, bir gün Zeytinburnu'nda çalışıyordum.




Kadınları evlerinde ziyaret ediyor, sohbet ediyor, hayallerini öğreniyor, onlara bunu gerçekleştirmeleri için yol gösteriyorduk. Sohbetlerimizde tüm aile sırlarıyla tanışıyor ve onları destekliyor, moral veriyor, arkalarında duruyorduk..

Kimi kadınların evi tertemiz, kiminin taze pişmiş yemek kokulu, kiminin darmadağınık ve pisti.. Kimi tertemiz giyinir karşılar, kimi pijamayla kapıyı açar, kimi de ailesinden saklanırdı.. Ne çok kadın tanıyorduk..  Kimi hayatını değiştirmek için çabasını ortaya koyarken kimi "ben yapamam" deyip yan yatıyor, kimi eşinden izin alamıyor, kimi de çalışıyor diye dayak yiyordu..

Kiminin hayali çocuğuna süt almak, kiminin hayali arabasını değiştirmek, kiminin okulunu tamamlamak, kiminin bir iş sahibi olmak, aileye katkı sağlamak.. kiminin de pazar alışverişini karşılayabilmekti.. Onların azmini gördükçe biz de güçleniyorduk..  Öyle değişik hikayeler dinliyorduk ki, bazen kendimizi kötü hissediyorduk.

Komşu hanımın eşi ölmüş bir kız çocukla dul kalmış. Üst komşu kızı almış, kendi çocuklarıyla birlikte mis gibi 5 yıldır büyütüyor..  Başka biri bir keçinin annesi ölünce yavru beslensin diye keçiyi evine getirmiş, besliyor.. altına da prima bez bağlamış.. keçi evde dolaşıyor :))

Bu yüzden Avon kadınlarıyla tanışın..  Kahkaha atan, gülümseyen, canlı-enerjik, 
sorunlara hep bir çözümü olan, yılmayan, yıkılmayan bu kadınları çok seveceksiniz..

İşe bağlanmamızın ve uzun uzun çok mutlu çalışmamızın nedeninin ; tüm bu kadınların hepsine değmiş, hikayelerini dinlemiş  ve onlara bir şeyleri değiştirme gücü vermiş olmamızdan kaynaklandığını biliyorum.


Kibele  Şefliği  Türkiye Birincisi olmuş,  Sarıyer'de eğlencenin dibine vurmuşuz  :))




Yıllarca kopmayan dostlukların temelleri hep birlikte atıldı.. Harcadığımız emek çok büyüktü..
Aramızda ne  zorlanlamalar,  kırgınlıklar,   yanlış anlamalar,  ne iç çekişler yaşanmıştır..

Herkes birbirini tanır.. bakışını, tepkisini, niyetini, fikrini  bilir.. 
Kimse içten pazarlıklı değildir.. Hep birlikte gülünür, hep birlikte gözlerimiz dolar..

  Hayatlarımızda bir çok değişim olmuş, farklı yerlere savrulmuşuz..  ama bakar mısınız.. 
Bu yaz başındaki buluşmamız..   16 Yıl geçmiş.   birlikte ne mutluyuz anlatamam..  
Hele anılarımız....   anlat anlat bitmez..   :))   

Hele  Hülya  ve Hale  anlatırsa dinlemeye doyamazsınız :)) 
















Yorumlar

  1. ahhh 17 ağustosu hiç sormayın Oya ile hep hasarlı binalara girerdik insanlar evine davet eder bizde evin içinde tereddütle girer evdeki çatlak duvarlara bakardık ya şimdi deprem olsa ne yaparız diye düşünür koşar adımlarla binalardan çıkardık :( işimiz aşırı stres yüklü ama bir o kadar da keyifliydi insanların aile hayatını bile bilirdik.bizde anı çok yaz yaz anlat anlat bitmez tükenmez :)yeni buluşma ne zaman?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...