Ana içeriğe atla

Bir Güzel Hikaye : Eczacıbaşı



Erenköy'den işime gidip gelmeye devam ediyorum..  Ofisler değişti, fabrika kalabalılaştı, bir çok yeni kişi işe alındı..  Eczacıbaşı'nda 10. yılımı kutladım..  Ödülümü Şakir Eczacıbaşı'nın elinden aldım.. Bu benim için büyük bir onurdur..




Öyle bir ortamda çalışıyorduk ki.. gidip gelmeler, yollar sorun olmuyordu.. Mutluydum..
Çok iyi dostluklar kurmuştum..

Yılbaşı günlerinde akşam yılbaşını evimizde kutlamadan önce fabrikada  kutlardık..  Arkadaşlar bir odada toplaşır, şarkılar söyler eğlenirdik.. Aynı zamanda bir şeyler yer içerdik :) Böyle günlerde Hamit'te ofise gelir, kutlamaya dahil olurdu.. 

30 Aralık 1994...  Yılbaşı....




Fabrika Müdürü yöneticim Şenol Bey çok saygı duyduğum, anlayışlı, babacan, esprili, sıcak bir yöneticiydi.  Cumartesi günleri Şenol Bey çalışmazdı...  ancak çoğunlukla  1-2 saat uğrardı.. ne var ne yok bir kolaçan ederdi..

Bazen de kendisi Samsun'lu olduğu için  Cumartesi günlerinde  "Hamsi günü"  organize ederdi. Böyle bir Cumartesi günü  kilolarca hamsi aldırır, fabrikada çalışan tüm Karadenizli kadınlar mutfakta hamsi kızartma ve hamsili pilav, mısır ekmeği  yaparlardı. O gün herkes bu özel menüden yerdi. Bir şölen havasında geçerdi.


Eczacıbaşı'nın farkı buradaydı. Bütün bunlar kurumsal bir yapı içinde geleneksel ya da personel günü gibi yılda bir kez yapılan büyük organizasyonlar değildi. Gayet samimi, doğal, sıradışı ve çok sıcak geçerdi. O zamanlar Eczacıbaşı'nın diğer fabrikalarındaki üst düzey yöneticiler de çok sıcak, alçakgönüllü ve samimiydi.. Herkesle sohbet eder, birlikte aktiviteler yapar, birbirlerine çok takılırlardı. Onlar da  çok iyi arkadaştı.. 15-20 Yıldır birlikte çalışıyorlardı.. 


Cumartesi günleri Şenol Bey'in öğlene yakın uğraması hoşumuza giderdi. Zaten Cumartesi günleri Şenol Bey olmayınca benim de işim olmazdı. Çoğunlukla kitap okurdum.  Cumartesi sabahları ya biri işe gelirken taze ekmek, kaymak, bal getirir yemekhanede kendimize ziyafet çekerdik, ya da molaları uzatırdık..


Bir gün masamda kitap okurken gözlerim kapanmış, kitap masada üzerine başımı yaslamışım, Bir kapı tıkırtısı duydum ve başımı kaldırdım. Şenol Bey gelmiş odasının kapısını açıyor :(( Bana bakarak gülümsedi ve günaydın diyerek odasına girdi. vee  hiç bir şeyyy söylemedi. konusu bile olmadı... Utancımdan yüzüne bakamamıştım..


Şenol Bey lezzetli yemeğe çok düşkündü. Fabrikaya gelen yabancı ve özel misafirler için çok özel sofralar kurulurdu. Hemen aşçıbaşını çağırtır ve menü hakkında konuşur, nasıl pişireceğine ilişkin talimatlar verirdi. Yemekten sonra da geri bildirim seansı olurdu. Yine aşçıbaşını çağırır nasıl olması gerektiğini söylerdi.


Çok nüktedan biri olduğu için sohbetleri sırasında mutlaka konuya uygun bir fıkra anlatırdı. Odasından misafirleri olduğunda çoğu kez kahkaha yükselirdi. Fıkrayı konuya mükemmel şekilde bağlardı. Ben de odanın hemen yanı başında olduğumdan fıkralara gülerdim. Kapısı çok gizli bir şey olmadıkça kapanmazdı.


O zamanlar şimdiki gibi iş toplantıları olmazdı. Toplantı masası vardı ama çok nadir bir toplantı olurdu. Hep görüşmeler birebir yapılır işler yürürdü.  


Alt kattaki küçük markette acil tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabilirdik. Bakkal gibiydi. Büyük olanı Levent'teki fabrikadaydı. Burada beyaz eşyalar, fırınlar, ev eşyaları da bulunurdu. Üstelik piyasadan çok daha uygun fiyata ve taksitle alma imkanımız olurdu. Bunları hep Eczacıbaşı organize etmişti. Markette olmayan bir şey istediğimizde Levent'ten getirirlerdi.



Leyla ile markette..



Bir yılbaşı çekilişi yapmıştık. 20-30 kişi birbirimize hediye alacaktık. Bir alt ve üst harcama limiti belirledik ve bizim marketten hediye  seçme şartı getirdik. Nasıl eğlendik anlatamam, Gülmekten gözlerimizden yaşlar gelmişti. Kafasında hiç saçı olmayan Sezai'ye saç tarağı çıkmış, Depo Sorumlusu Hakkı Bey  bir litre ayçiçek yağını kapmış, ben de bir paket sosis ile yeni yıla girmiştim :))

Eczacıbaşı Serum Fabrikası daha sonra Hastane Ürünleri A.Ş. oldu ve Genel Müdürü de yine Şenol Bey oldu. Diğer bölümler de faaliyete geçti, Müdürlükler oluşturuldu. Mali İşler, İnsan Kaynakları, Satın Alma, Üretim, Kalite Kontrol, Bakım-Onarım, Üretim Planlama gibi bölümlerde bir çok Müdür görev yapmaya başladı. 


Kadrolar kalabalıklaştı, arkadaşlarımdan birçoğu bu Müdürlüklere atandılar.  Ofis bölümlere ayrıldı. Benim oturduğum alana Dış Ticaret'le ilgilenen bir arkadaşım geldi. Yine de kocaman bir alanda oturuyorduk. 





Tam karşımızda büyük bir konferans salonumuz vardı. Bu salonda kutlamalar yapılır, işçilere eğitimler verilir, gelen misafirlere bilgi aktarılırdı. Çoğunlukla üniversitelerden öğrenciler gezilere gelirlerdi. Fabrikada üretimi inceler sonra da Eczacıbaşı'nın duayeni Suphi Ayvaz'dan bilgi alırlardı.

Biz de personel olarak bir çok eğitim almıştık. O zamanlar daha çok üretime ilişkin eğitimler vardı. Hijyen eğitimleri.. ya da ilk yardım eğitimleri sık verilirdi.  Hijyen konusu çok ilgimi çeker, Suphi Bey de harika anlatırdı. Mikropları ve hayatımızdaki yerlerini dikkatle dinlerdim.


Benim masam bu odanın karşısındaydı. 1986 yılında yaptğım karakalem resimler 
hep Cumartesi günlerinin eseridir :))  

Oturduğum yerden salonun girişini resmetmiştim. 



Kara kalem resimlerimden biri..


Laboratuvarlarda üretilen serumlar küçük cam kaplara eklenir ve mikrop üreyip üremediği kontrol edilirdi. Bu işlem için laborantlar astronot gibi giyinir, özel odalara girerlerdi. 
İşleri hep mikropların cinsleriyle olurdu. 
Serum zaten hastaya  hem de damar yoluyla verildiği için çok hassas kontrolleri vardı.  


Başka bir bölümde de tavşanlara serum enjekte edilir ve ateşleri ölçülürdü. Eğer ateşleri çıkarsa serum incelemeye alınırdı. Her parti üretim için bu işlemler tekrarlanırdı. Tavşanlar bir tahta boyunduruk içinde öylece beklerlerdi,  serum yemekten şişmanlamışlardı. Her birinin çizelgeleri ve dinlenme süreleri vardı.  Ateşleri ölçülürdü. Ateşleri çıkıyorsa  o parti ürün  "pirojen"   (ateş yükseltici) olarak tanımlanırdı.. 

Daha sonraları çoğu  ilaç ve  kozmetik sektöründe hayvanlar üzerindeki testlere son verildi..



Aynı işlemler fareler için de yapılır, fareleri bir sepet içinden alıp eldivenleriyle öylece tutar kuyruklarından enjeksiyon  yaparlardı. .  
Biz camın arkasından içeriyi korkuyla seyrederdik..


Fareler bir çok deneysel çalışmada hala kullanılıyor.. Uzaya bile gönderildiler.. 

Bir çok serum çeşidi vardı. Çeşitli oranlarda Dextroz, İzotonik Sodyum Klorür, Laktatlı Ringer en çok üretilenlerdi. Su, Reverse Osmos, hammadde, dolum, şişe, torba, set, sterilizasyon, ambalaj, karantina en çok kullanılan kelimelerdi.. 

Eczacıbaşı'nın basketbol okulu Levent'teki fabrikanın arkasındaydı.  Pazar günleri  Gürcan'ı bu okula götürüyorduk.  Sanırım 5-6 yaşındaydı. Çok küçüktü ama belki sever diye başlatmıştık. Bir iş yerinin hemen yanı başında bu spor salonu harikaydı. Eczacıbaşı Basketbol Takımı da burada antreman yapardı. Takımın şampiyonluk gibi önemli maçlarında bizim fabrikadan da otobüsler kalkar, anonslar yapılır, isteyenler işi paydos eder, maça giderdi.. Biz de hiç kaçırmadan maçlara gider, tezahürat yapardık. 

Takımın bir çok şampiyonluğu vardı. Peşpeşe  1976-77-78-80-81-82-88-89  yıllarında 8 kez şampiyon olmuştu, 1988'de bir de Cumhurbaşkanlığı kupasını almıştı. Maalesef daha sonra kulüp faaliyetine son verdi.. 

Spor işleriyle Şakir Eczacıbaşı ilgilenirdi. Şakir Bey'in Genel Müdürlüğü, İcra Kurulu Başkanlığı'nın yanında en önemli işi spor ve sanatla ilgilenmekti.  Eczacıbaşı'ndaki tüm üst düzey yöneticiler kulüplerin yönetiminde de  rol alırlardı..  Ne şahane değil mi hem bir işin yöneticisi hem de spor kulübünün bir üyesi.. sorumlusu, yöneticisi.. olmak.. 


Takımın Yöneticisi Seffet  Özbay ortada.. aynı zamanda Eczacıbaşı İlaç Genel Müdürü'ydü..


Bakın bu resimde Eczacıbaşı-Vitra Şampiyon.. Resimde Eczacıbaşı  CEO'su  (yerde oturan)  Erdal Karamercan,  Genel Müdürleri,  Sağlık Grubu Başkanı, Sporcular, Yönticiler,  Patron Faruk Eczacıbaşı  bir aradalar.. Bu harika..


Şakir Bey  aynı zamanda  önemli bir fotoğraf sanatçısıydı.  Eczacıbaşı'nın o yıllardaki ajanda takvimleri bir fotoğraf koleksiyonuydu. Her yıl farklı bir konu işlenirdi ve en ünlü fotoğraf sanatçılarının resimlerine yer verilirdi.  Ajandalar tüm çalışanlara dağıtılırdı.. Hepsi harikaydı..


O zamanlar hem Nejat hem de Şakir Eczacıbaşı'nın sağlıklı günleriydi.  
Her ikisiyle de karşılaşma ve tanıma fırsatım oldu. 


Nejat Eczacıbaşı bir keresinde kimseye haber vermeden fabrikaya gelmişti. Koşar adımlarla yukarı çıkıp Şenol Bey'e selam vermiş ve yine  "hiç rahatsız olmayın"  diyerek yine koşar adımlarla ofisler, üretim, yemekhane, tuvaletler dahil uçarak dolaşmıştı. 

Öyle hızlıydı ki, ne bekçiler bize, ne de biz diğer bölümlere haber verememiştik... herkes peşinden gitmek istiyor ama O  "Aman siz işinize dönün,  hiç gerek yok"  diyordu.. tek başına dolaştı..  Günün bilançosunu sonra bir araya gelip konuştuk. 


Birinin çöp kutusuna atılmış beyaz kağıtlara  "Bunların arkasını da kullanın evladım"  demiş,  bir diğerine saksının altına koyduğu kağıt için  "Evladım matbaadan çıkmış kağıtlar daha değerlidir, daha yüksek maliyetlidir, onun yerine başka bir şey  kullanın" demişti.. Hepimiz nelere dikkat ettiğini görüp şaşırmıştık. Koskoca patron ufacık bir kağıdı kolluyordu.. Bu öğütler bende yıllar boyunca alışkanlık haline gelmiştir.

Başka bir sefer de geldiğinde elinde bir maket vardı. Maketteki bina O'nun hayaliydi. Levent'teki fabrika yerine yapılacak olan Kanyon Alışveriş Merkezi'nin planı  üzerinde çalışılıyordu.  Seyyar küçük bir maketi getirmiş fikir paylaşıyordu.  İlaç şehir dışına taşınacaktı, çok heyecanlıydı. 

Nejat Eczacıbaşı  çalışanlar olarak hep hayranlığımızı kazanmış bir patrondu.  Sağlığına çok dikkat eder, sabahları saat 5'te evinin havuzunda yüzer, öğlenleri odasında bir saat kestirir, sağlıklı beslenirdi.  Düşmesi kötü bir talihti.. 










Öldüğünde cenazesi Levent'teki Fabrikanın bahçesine getirildi. Ben de oradaydım.  İşçiler binanın pencerelerinden sarkmış, tabutunun üzerine pencerelerden karanfiller yağdırmışlardı.. 

Bu karanfilleri görünce ağlamıştım.. Cenazede Vehbi Koç'un da çok yaşlandığını, üzerindeki kazağı yardımcısının çıkarıp giydirdiğini görmüştüm..

Eczacıbaşı'nda  12 yıl çalıştım... 5  yıl ve katlarındaki kıdemi olan personel için kutlamalar yapılır, özel ikramiyeler verilirdi.  Benim 10. Yılımda yakama üzerinde Eczacıbaşı yazan altın rozetimi Şakir Eczacıbaşı  takmış ve tebrik etmişti. 

Şakir Eczacıbaşı ile 10. Yılımda


Sadece iş yapmıyordum..  Gözlemliyor, öğreniyor, sanatla, sporla ilgileniyor, hayatım boyunca taşıyacağım arkadaşlıklar ediniyor, Cumartesi günleri kitap okuyor, çizim yapıyor, her gün  saat 15:00 ten sonra geziyor, dolaşıyordum. Eczacıbaşı yılları gençlikten olgunluğa doğru yola çıktığım yıllardı. 

Her şey gibi şirketler de değişiyordu.. 


Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...