Ana içeriğe atla

Yeniköy'den Erenköy'e Yeni Hayat



Erenköy'deki evimizin yapımı bitmişti. Büyük heyecanla bekliyorduk. Hamit arada sırada hem toplantılara katılıyor hem de evi görüp geliyordu.  Henüz Yeniköy'de oturuyorduk..

Yeniköy'deki evimiz 
Cephesi sadece bir salon penceresi büyüklüğünde :)





İlk defa kendi evimiz olacaktı.  O zamanlar şimdiki gibi büyük muteahhitler yoktu.. Kooperatifler kurulur, oralardan daire alınırdı..  Bu inşaatlar hep problemli olur, ya tamamlanmaz, ya malzeme eksik kullanılır ya da çok geç biterdi. Bir inşaatın bitmesi 10 yıla yayılırdı..


Bizim evimizde de müteahhit firma olan Soytaş çekilmiş ve binayı kooperatif devralmıştı.  .

Hamit biz evlenmeden önce bu kooperatife girmiş.. Ev tamamlandığında biz 7 yıllık evliydik. :)) İnşaat süresini siz düşünün ...  Kooperatife devredilince Hamit kooperatifin yönetimine girmiş ve hızlanmasına katkıda bulunmuştu..

Kooperatiflerde inşaat bitince  hangi dairenin kimin olacağına ilişkin kuralar çekilirdi..  Şimdi TOKİ'lerde de böyle sanırım.. Biz de aynı usulde dairemizi belirlemek için kuraya katıldık.  Maalesef Hamit'in çektiği kurada bize giriş katı çıktı.  Bu Hamit'in hiç hoşuna gitmemişti.. Akşam eve gelip bana anlatmıştı, değiştirmek için yollar arıyordu..

Sonunda ek bir ödeme yaparak en üst kattaki arkaya bakan daireyle değiş tokuş yapmıştı.  Bu aşamalarda ben hiç yoktum. O zamanlar bu işler boyumu aşıyordu sanırım..   Sonraki yıllarda bu konularda uzmanlaştım :))

Üst kattaki daireyle değişimi yapmıştık.. Artık  8. katta oturacaktık.. Aman ne yüksekti ??!! Biz şimdiye kadar böyle bir binada oturmamıştık..  Binamızın adı Huzur Apartmanı'ydı..

Dairemiz  2 oda bir salon yaklaşık 50 metrekareydi..

Bu küçücük dairenin kullanışlı hale getirilmesi için bazı ilaveler yapılması gerekiyordu.

Çünkü kapıdan girer girmez salona giriliyordu.. Ayakkabılar salonda çıkarılacaktı yani :))

Giriş bölümünü tamamen kendi projemizle ahşap bir dolap ve kapıyla böldük.  Sürgülü bir kapı taktırdık...

Buraya bir de portmanto yerleştirdik..
Daha sonraki yıllarda da tadilatlarımız devam etti..  Evin boyutlarını biraz olsun genişletmek için balkonları salona ve mutfağa ilave ettirdik..

Mutfaktaki dolapları değiştirmiştik.. Hamit bir ustaya ahşap mutfak dolapları yaptırmıştı.. Karaköy'den de tezgahın üzerine  daha yeni yeni çıkan kareli bir verzalit mutfak tezgahı  taktırmıştık.
Çok modern ve şahane görünüyordu..

Bu tezgaha da Vitra'dan  sütlü kahve seramik bir lavabo almıştık. Her şey o zamanlara göre modern, renk uyumlu ve yeniydi :))

Mutfakta sanırım en son boyacı çalışmıştı..  Heyecanla Hamit gidip bir gün kontrol etmişti.  Eve gelince bana anlatmıştı..  İçeri girer girmez şok olmuştu..  Bizim mutfak dolapları takıldığı yerden tezgahın üzerine düşmüş ve  hem canım tezgahı,  hem de lavaboyu kırmıştı.  Mutfak harabeye dönmüştü..

Daha içine girmeden evdeki bu aksilikler bizi çok üzmüştü. Kırılan malzemelere bir sürü para ödemiştik. Bir daha alınacak, yapılacaktı :((  Ustalar suçu birbirlerinin üzerine attılar.. "ben yapmadım marangoz eksik tutturmuş"  "ben sağlam yaptım boyacı dolaba asılmış"  dediler.. olan bize oldu.. O zamanlar şimdiki gibi hakkımızı da arayamıyorduk sanırım..

Sonunda kendimiz yeniden yeni malzemelerle mutfağı tekrar yaptırdık, dolapların bazılarını tamir ettirdik.. Sonunda yine güzel oldu..



Salon zeminini gülkurusu boydan boya bukle bir halı ile kaplatmıştık..

Evde hiç kumaş perde kullanmamış, gri renkli ince jaluziler asmıştık..

Ev hazır olunca bir taşıma şirketi ile anlaştık ve 7 yıldır oturduğumuz evimize  ve  Yeniköy'e veda ettik..





İlk evimiz..  birlikteliğimizin ilk durağı.. yeni hayatımıza alıştığımız sokaklar.. bebeğimizi büyüttüğümüz odalar..  yürüyüşler yaptığımız sahil yolu..  kahvaltılar ettiğimiz Emirgan Korusu.. Vapurla gelen Hamit'i karşıladığımız iskeleler..   İstinye'de oturduğumuz çay bahçeleri..
Hepsine elveda diyerek bir sayfayı tamamen kapattık..  Başka bir hayata yelken açtık..




O zamanlar taşımada evden eve taşıma şirketleri yeniydi.. Daha çok kamyonlar ve hamallarla eşya taşınırdı.. Durumumuzu evlendiğimiz 8 yıl içinde iyi bir noktaya taşıyabilmişiz ki taşıma şirketiyle gidiyoruz :))



Eşyaların yüklenmesi öğlene kadar tamamlanınca soföre adres verip  "siz yola çıkın, biz geliyoruz" demiş ve aracı  önden göndermiştik..

Arkadan Hamit ve  Gürcan birlikte arabamıza binip Levent'e bir kebapçıya gitmiştik  :))  Taşınma arasında keyfimizi de hiç bozmamışız :))

Bu şirket sayesinde evimize kolaylıkla yerleşmiştik. Elbiselerimiz askılarda kendi dolaplarında taşınmış, sonra da kolayca yerleşmişti.

Zaten küçük bir evden yine küçük bir eve geçiyorduk.. Fazla eşyamız yoktu.. Her şey Kelebek mobilya ve modüler olduğu için kolay sökülüp takılıyordu..


Erenköy yılları tam da bizim 30' lu yaşlarımıza ulaştığımız yıllardı..

Kira ödemekten kurtulmuştuk. Kadıköy yakası dediğimiz bu bölgenin yabancısıydık,  çok iyi bilmiyorduk.   Ben ve Hamit işlerimize karşıya geçip gidecektik, benim yine servisim vardı.  Evden caddeye 150-200 metre yürüyor ve servise biniyordum..




Öncelikle Gürcan'ın okulunu halletmeliydik..   Göztepe'deki Semiha Şakir İlkokulu'na yazdırdık.

Kayıt sırasında odada bulunan bir öğretmen  "sizi bir yerden tanıyorum"  dedi..  Çalıştığım yerleri söyledim.. "Hayır"  dedi...  "Siz Bayrampaşa'da bulundunuz mu?"   Eveeettt...???!!!   "Ben sizin müzik öğretmeninizdim"  ...  İnanamadım.!!.

Benim ortaokuldan öğretmenim karşıma çıkmış ve yıllar sonra beni tanımıştı.   "Oğlunuzun da öğretmeni olacağım"  dedi..  Bu nasıl bir işti, ne tesadüftü.. Bir öğretmen hem benim hem de oğlumun öğretmeni olacaktı.. Bu ne hoş bir şeydi..

Gürcan  bu ilkokulda  2. sınıfa giderken  öğretmenimizden çok güzel mandolin çalmayı öğrenmişti..

İlkokul  1. sınıfta bir mandolin korosu kurulmuştu..  Gülhane Parkı'nda bir konser vermişlerdi.. Biz de seyircilerdik.. Tüm sınıf bir aradayken Gürcan onlardan bir adım yana ayrılmış, kendi başına solo yapıyordu.. sanki sahnede sadece o vardı..:))  Çaldığı mandolin değil de sanki bir gitardı.. ayağıyla da tempo yapıp sallanıyordu..   Daha o zamandan  Rock seveceği belliymiş :))


Yıllar sonra gitara ve müziğe duyduğu ilgi böyle mi başladı acaba?  





Yeniköy'den sonra Erenköy'de hayat bize çok canlı gelmişti.  Üç katlı evden sonra 9 katlı bir apartmanda oturmaya başladık.. Eski bir binadan ve sokaktan modern ve yeni yapılarla dolu bir sokağa geldik.. Çarşı, pazar hemen caddenin ucundaydı.. Büyük marketlere yürüyerek gidiyorduk.. Artık asansör kullanıyorduk.. Yeniköy'deki gaz sobamız yerine artık kaloriferle ısınacaktık..

Eski evimizde aidat yoktu, burada her ay aidat ödeyecektik.. Eski evimizde bir yönetici yoktu, ev sahibi vardı.. Şimdiyse apartmanın bir yöneticisi olacaktı.  Eski evimizde bir duvar dibine park ediyorken, burada otoparkımıza park edecektik.

Bu arada arabamızı değiştirmiş Renault 12 bir sıfır araba almıştık.. 
34 ASF 24 plakasını tüm bizi tanıyanlar ezbere bilirdi..  





Bu sıralarda Hamit  Banat'tan ayrılmış farklı işlere girip  çıkıyordu..  Mert Teknik,  Oyak Menkul Değerler,    Vega Denetim (Profilo'yu denetliyorlardı),   gibi  firmalarda  kısa sürelerle çalışıyordu..

Bulduğu işlerde Mali İşler Müdürü olarak çalışıyor ama tatmin olmuyordu.. Bilgi ve tecrübesini kullanacağı bir kapasitede çalışmadığından yakınıyor, "ben burada uzun süre çalışamam" diyerek ayrılıyordu..

Biz karı-koca hiç mutlu olmadığımız işlerde çalışmadık. Birbirimizi de hep bu konuda destekledik..
Bu değişimler sırasında sıkıntı yaşamıyorduk çünkü borcumuz yoktu ve para biriktiriyorduk.. Biz tutumlu bir aileydik.. Sağa sola boş yere para harcamaz ama tatillere, gezmeye  her zaman bütçe ayırırdık..

Hamit Erenköy'e taşındığımız ilk yıllarda hemen kendi işini kurmak üzere harekete geçti. Bundan böyle bir muhasebe ofisi kurarak Mali Müşavir olarak çalışacaktı, kendi işinin patronu olacaktı..

Mali Müşavir olarak belgesini aldı. Ofisi  Beyoğlu'nda Tünel Geçit İş Hanı'ndaydı..

Bu tarihi bina tam da Tünel çıkış kapısının karşısındadır.. Çok eskiden bir otelmiş.



Ofisin pencereleri binanın arka tarafındaki avluya bakardı. 
Şimdi bu avluda çok güzel yeme-içme yerleri açıldı..




Böylece ilk müşterilerini bulmaya ve kendine yeni bir hayat kurmaya başladı. Aynı zamanda Güneş Sigorta Acentesi de olarak ikinci bir işle destekledi..  Profesyonel olarak çeşitli şirketlerde çalışmış, mesleki açıdan kendini geliştirmiş ve doyuma ulaşmıştı.. Bir atak yapmanın tam zamanıydı..

Bu başlangıçtan sonra  25 yıl boyunca kendi işinde çalıştı..

Bu yüzden  tam da o sıralarda Üniversiteye geri döndüğümde beni desteklemiş ve "mezun ol, beraber çalışırız, sen de Mali Müşavir olursun"  demişti..  Birlikte çalışmayı hep çok istedi.. Bir dönem bu isteğine kavuştu, birlikte de çalıştık..

Eczacıbaşı'na   Erenköy'den  servisle gidip-geliyordum. Sabah erken gittiğimiz için serviste hep uyurdum.. Hem sabahları hem de akşam dönüşlerinde en az bir saat süreli uyku harika gelirdi..

Ayazağa'dan  Erenköy'e  trafik şimdiki gibi  sıkışık olmasa da her yere uğradığı için yol uzun sürerdi.. Bazen arkadaşlar  "geldik Arda Hn." diyerek beni uyandırılar kendimi acele aşağıya atardım.. Bir keresinde yine aşağıya atladım etrafa bakındım benim durağım değildi.. Herkes kahkahalarla gülüyordu, şaka şaka :))  diyorlardı..

Bu yıllar boyunca servis kaçırma hikayelerim ve zorluklarım oldu.
"Servisi kaçırınca tek çare otostop"  yazım için  tıklayın.. 

Erenköy'de eski evimizde olmayan bir yenilik vardı.. Burada ilk defa yanımızdaki dairede oturan aile komşumuz oldu.. Gürcan yaşında bir oğulları ve küçük bir kızları vardı.. Nezahat & Alim bizim uzun yıllar boyunca dostumuz oldu.. Oğulları Barış,  Gürcan'ın en iyi arkadaşıydı..

Akşamları kapıları tıklar birbirimize oturmaya giderdik.  Evimizde güzel bir şey pişmişse paylaşır, bir tabak götürürdük..  Birlikte tatillere çıkardık..  Alim'le birlikte apartmanda yöneticilik bile yapmışlığımız var..  Bana hep   "Başkan"  diye hitap etmesi bundandır :))


Çalıştığım için akşamları ertesi günün yemeğini yapardım. Bazen eksik malzeme olur hemen kapılarını tıklatır isterdim.. Bir keresinde soğan lazım olmuştu.. Alim kapıyı açtı  "soğan var mı?" deyince  "hadi kızım manav kapandı"  diye beni kovaladı, bacadan girdim :))

Nezahat geleceği şahane okurdu.. Onunla bir kahve içenler söylediklerini asla unutmazlar ve nasıl bir bir çıktığını hayretle izlerlerdi.. Bir hikayeyi bir anısını olan biteni detaylı şekilde ve geniş kelime haznesi ve benzetmelerle anlatırdı. Bu detaylı anlatıma Alim   "Outo reverse " derdi :))  Ben anlatımına bayılırdım.. Nezahat' in anlattıklarını detaylı şekilde gözümde canlandırabilirdim.

Nezahat ve Alim bizim tüm arkadaşlarımızı tanıdılar, birlikte tatiller yapıp,  yılbaşılar kutladık.. Üzüntümüze sevincimize, karar süreçlerimize ortak oldular..

Ne hoş insanın komşularının  arkadaşı olması.. Bu yıllarda başlayan komşuluklarımız  her taşındığımız evde yeni komşularla devam etti.. Öyle şanslıydık ki ; tüm komşularımızı kaybetmeden yıllarca görüşmeye devam ettik..

"Ev alma komşu al"   diye boşuna dememişler.. 




Erenköy bizim hızlı koştuğumuz yıllardı..  

Ne istediğini daha iyi anlamak.. Bir hayat kurmaya çalışmak..,  Tutunmak için mücadele etmek, Kendini tanımak ve gerçekleştirmek,  bunu yaparken aynı zamanda.çocuğunu yetiştirmek,..,

Ortak hedefler belirlemek, yeni kararlar almak,..
Hayatına giren bir çok değişim sürecinin üstesinden gelmek...

Biz bunların hepsini o yıllarda yaşadık..




En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...