Ana içeriğe atla

Okumanın Yaşı Yok ! Denedim, Öğrendim :)




Ben Liseyi bitirdiğim yıl ilk girdiğim sınavda Üniversiteyi kazanmıştım.  Aynı zamanda çalışmaya da başladığım bu yıllarda hem çalışıp hem okuyarak 2 yıl okuluma devam etmiştim. 


1980'li yıllardaki siyasi olayların devamsızlığı arttırması, iş değişikliği, evlilik, taşınma, uzaklıklar, bir yıl içinde çocuğumun olması  nedenleri üst üste gelince  okula devam edemedim.
Öylece kalmıştı..

O yılları anlatan yazım için  tıklayın.. 

Bir gün bir   AF   haberini alacağım aklıma hiç gelmemiş ve hayal bile etmemiştim.   Bazen hayat beklemediğimiz şeyleri de karşımıza çıkarıyor ve   sanki   "sen bilirsin"  diyordu..
Tercih senin..  Acaba bu tercihler bir yol ayrımı mıdır?

Eczacıbaşı’nda çalışırken durumumu bilen bir arkadaşım gazetelerde bir habere rastladığını 12 Eylül döneminde öğrenci olanlara yönelik af çıktığını söyledi.  Bu afla öğrencilere   o dönemde bıraktıkları okullarına tekrar dönebilme şansı tanınıyordu. Yıl 1992.

Bu af haberini duyunca çok heyecanlandım.  Yeniden öğrenci olabilmek harikaydı..  ve artık giderek Üniversite girişlerinin zorlaştığı zamanlarda elde ettiğim bu hak yabana atılacak gibi değildi... 

Bu kadar zorluklarla elde edilen ayrıcalığı ben kazanmıştım.. Şimdi önüme çıkan fırsatı değerlendirmem gerekirdi.. Mademki bu hakkı elde etmişim değerlendirmeliydim.

Peki eskiden devam etmeme engel bir çok  nedenim varken  şimdi ne değişmişti de devam edecektim?   Hala evliydim, bir çocuğum,  bir işim var ve  mesafeler yine uzaktı.... SORUN DEĞİL.. tüm bunları düzene koyacak gücüm vardı artık..


  • Evliyim...  ben ne yapmak istiyorsam sonuna kadar destek gördüğüm bir eşim var.. 
  • Gürcan Ortaokula gidiyor.. Yuva, kreş konuları kalmadı..
  • Eczacıbaşı gibi kurumsal bir firmada çok mutlu çalıştığım bir işim var..  bana bu konuda destek olacaklarına eminim.. bir çözüm bulabiliriz :))
  • Ev, işyerim ve okul arasında mesafeler yine çok uzak... ama sorun değil  artık arabamız var ve kullanıyorum  :))
  • Okullarda olaylı dönemler çoktan kapandı.. J 

O zaman şimdi değilse ne zaman dedim.


O günlerde 32 yaşındaydım. Normal olarak öğrenci olacak yaştan çok uzaktaydım...
Oğlum o yıl 10 yaşındaydı ve  ortaokula başlamıştı..  İş hayatımda 15 yılımı tamamlamıştım.. :))

Yıllar geçmiş benim girdiğim yılda İTİA olan okulum Marmara Üniversitesi olmuştu. 12 Eylül döneminden sonra bir çok Akademi ve Fakülteyi Üniversiteler bünyesinde birleştirmişlerdi. Benim bölümüm olan İşletme Fakültesi Bahçelievler'deydi....



İlk önce durumumu öğrenmek için zaman kaybetmeden işyerimden 1-2 saat izin alıp doğruca okuluma gittim..  adresini öğrendim, buldum.. koridorlarda öğrenciler doluydu.. öğrenci işleri bölümüne girdim. İçimde bir heyecan..  Koca kadın okulda öğrenci gibi dolaşıyorum :))

Kalbim pıt pıt..  acaba olumlu bir cevap alabilecek miyim? Sanki sınav sonucunu şimdi alıyor gibiyim.. Memur benim adımla numaramı istedi. Eski kimliğimi uzattım,   soyadımın değiştiğini, evlendiğimi söyledim.. “bekleyin biraz”  dedi. O sırada neler oldu hiç hatırlamıyorum.. o kadar heyecanlıyım..  benim bilgilerimi buldu..

“İkinci sınıftan bir dersiniz kalmış, onu verirseniz 3. Sınıftan devam edebilirsiniz”  dedi..
İnanmıyorum !!  peki bu ders hangisi?  “Ticaret Hukuku”.. “Peki nasıl vereceğim?”  “bütünlemeye kalan öğrencilerle birlikte Eylülde sınavlara gireceksiniz..  Oleeeeyyyy…Uçarak okuldan çıktım..

Okulu yarılamışım zaten J   Devam mecburiyeti ne olacak????

Okulda dolaşıp öğrencilerle de  konuştum,   Nasıl yaparım? dedim..  “Hiç sorun değil, mecburiyet var ama biz de devam etmiyoruz, yoklama yapılmıyor”  dediler.. Öğrenciler sabah okula gelip, etraftaki kafelere gidiyor ya da onlar da part- time çalışıyorlardı, bana cesaret verdiler.

Aslında yoklama yapılamamasının nedeni o zamanlar tüm öğrencileri alacak bir sınıfı ya da amfisi olmamasıydı. Sınıflar lise sınıflarından halliceydi, içinde aynı lisedeki gibi tahta sıralar vardı. Üniversitenin bu bölüme 60 öğrenci alması gerekirken 200 kişi alıyordu.  (Son yılların kontenjanı 231 öğrenci).. Öğrencilerin hepsi sınıfa gelmeye kalksa oturacak yer yoktu. .  Yoklama olmaması bana uyar, hatta beni desteklerdi J

Hemen heyecanla işime döndüm. İlk olarak durumumu paylaştığım arkadaşlarımla konuştum, heyecanla durumumu anlattm.. herkes çok sevindi. Şimdi sıra yöneticimle bu konuyu konuşmak...

Eczacıbaşı’ndaki Genel Müdür'üm  Şenol Bey’in yanına gidip masasının önündeki sandalyeye oturdum.. konuyu açıp okuldaki görüşmemi ve durumumu paylaştım. “Ben devam etmek istiyorum”  dedim...  Her konuda olduğu gibi ilgi gösterdi, sorular sordu..  O'nun da Üniversiteye devam eden iki kızı vardı..

Çok olumlu yaklaştı “peki nasıl devam edeceksin?”  diye sordu.. “Devam mecburiyeti var ama yoklama yapılmıyor, sadece sınavlara gidip geleceğim.. sınavlar için bile tam gün izin istemiyorum... sınav günleri   2-3 saatte gidip tekrar işime dönerim”  dedim.    “Valla işini aksatmadıktan sonra istediğin gibi git-gel”  dedi..

Allahım !  bazen şans kapıyı çalar ama sesini duymayız.. bazen şans kapıyı çalar hazır olmayız.. ama şimdi şans kapımı tekrar çalıyor ve ben hem kapının çaldığını duyuyorum hem de HAZIRIM.. sevincimi anlatamam..  Şenol Bey bu yaklaşımı göstermeseydi, her şey şimdiki gibi olur muydu?  

Bu anlattığım  konuşmadan  22 yıl sonra.. yıl 2014.. Bu Bayram Bodrum'da.. 
Şenol Bey'in evinde..  Teşekkürler.. :))





Hemen birkaç gün içinde tekrar okula gidip sınav tarihimi öğreniyorum.. Eğer bu sınavı veremezsem maalesef okuluma devam etme hakkımı yitiriyorum L Sınav bu dersten kalmış 2. Sınıf öğrencileriyle birlikte Eylül’de yapılacak. Yani aftan yararlanacaklara ayrı bir sınav yok..  öğrencilerle birlikte sınava gireceğim. 


Ticaret Hukuku kitabımı okuldan,  ders notlarını da  okulun karşısındaki fotokopiciden satın alıyorum.. sınava kadar iki-üç  ay var, nasıl heyecanlıyım.. Tam da yaz ve tatil dönemi.  Sanki bir roman okuyor gibi kitap sürekli elimde. Konu hukuk olduğu için ilgi de duyuyorum. Hiç unutmam o yaz Belekte bir kampa gitmiştik güneşlenirken benim elimde hukuk kitabı ! J  herhalde görenler beni bu yaşta avukat falan zaddediyorlardır J  öğrenci olacağım kimin aklına gelir?

Sınav günü çok heyecanlıyım, çünkü bu benim elime geçen tek şans.  Sınavın yapılacağı sınıfın kapısında beklerken aftan yararlanmak isteyen birkaç benim yaşımdaki beyle konuşuyoruz. Birisi fotoğrafçı olmuş. “derse çalıştınız mı?” diye soruyorum “Yooo. Ne çalışacağım,  olursa olur”  diyor..   İnsanların bir hedef koyduklarında sanki bunu pek de istemiyorlarmış gibi yapmalarının adı tembellik mi? yoksa o hedefi yeterince istememeleri mi?... şaşırıyorum ..  Onlar da bana soruyorlar  “evet çalıştım, ben devam etmek istiyorum”  diyorum..

Bu sınav  "bir şansımı deneyeyim"  denebilecek bir olay değil ki!.. test falan değil.. bayağı yazarak anlatmak  gerekiyor..   Şansını denemek onlar için ne anlama geliyor anlamıyorum.. kapıda bekleyen bu dersten ikmale kalmış 2. sınıf öğrencileri de var.. sınava birlikte gireceğiz..

Sınıfın kapısı açılıyor, herkes tek başına bir sıraya oturuyor. Heyecandan ölecek miyim acaba?
Hoca kürsüye geçiyor, sınav kağıtlarını dağıtıyor.. tepesine adımızı numaramızı yazıyoruz.. sorulara bakıyorum.. fena değil, sanki yapabilirim.. başlıyorum yazmaya..  sanki ilk iki sınıfı ben okumamışım gibi acemiyim..  şöyle mi yazsam, böyle mi yazsam?  Acaba uzun mu olur, kısa mı?  Acaba şu bilgiyi de ister mi? İstemez mi? Aklımdan neler geçiyor neler?  Her hocanın beklentisinin farklı olduğunu biliyorum ama ben hocayı tanımıyorum L

Yazmayı ve soruları yanıtlamayı bitirdim. Bitirenler kağıtlarını verip çıkıyorlar ama ben çıkamıyorum. Öylece bir kağıdıma bir hocaya bakarken beni görüyor.. “siz bitirdiniz galiba, verin okuyayım”  diyor L/)=/!  Yüzümün kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum, kalbim yerinden çıkacak.

Kalkıp kağıdımı çekinerek kürsüye bırakıyorum.  “Siz geçip oturun, hemen okuyayım”  diyor.  Ben sıraya tekrar oturup hocayı seyrediyorum. Yazdığım her satırın üzerini çiziyor. Hızlı hızlı kalemi kağıtta dolaştırıyor, o çizdikçe yanlışları çiziyor diye düşünüyorum. Birkaç dakika sonra bana dönüp “ geçmen için kaç lazım?”  diye soruyor.  “Geçer not kafi hocam diyorum”..  geçer not 50..   Hoca kürsüden sesleniyor  “sen çalışmışsın belli.. peki o zaman 65 aldın” diyor..  Teşekkürler, hem de binlerce teşekkürler  deyip  arabaya atladığım gibi işyerime dönüyorum. Artık bambaşka biriyim.. öğrenciyim..  havada uçuyorum, ayaklarım yere deymiyor.. müjdeli haberi herkesle paylaşıyorum..

Bundan sonra 3. Sınıftan devam edeceğim.  Okulların açılmasına sayılı gün var ..

Aldığım notu küçümsemeyin. Ticaret Hukuku dersim boş yere kalmamış.. O zamanlar İşletme'nin en baba dersiydi ve öğrencilerin korkulu rüyasıydı..

O zaman 32 yaşında,  11 yıldır evli,  10 yaşında bir çocuğu olan, 15 yıldır kesintisiz iş hayatında çalışan biriydim.  Bunların yanında  ÖĞRENCİ de olmuştum.. J





Hayallere, hedeflere sınır tanımadan, engel koymadan,  cesaretle atılmanın,  yaşama dört elle sarılmanın,  ilk adımları  başarmanın heyecanını yaşıyordum.  “Okulu bitirsen ne olacak?”  sorusuna henüz verecek cevabım yoktu.  Zaten  ne Hamit, ne ailem, ne de arkadaşlarım bu soruyu sormadılar..

Hamit beni destekleyen en önemli unsur oldu... çok sevindi. “Haydi bitir de birlikte ofis açıp çalışalım”  demişti.  Aynı okuldan mezun olacaktık..  Başlarken Hamit’e güveniyordum. Kendisi Mali Müşavir olarak İşletmenin bir çok dersini uyguluyordu, bana en iyi öğretmen  O olurdu, bilemediklerimi danışır, öğrenirdim.

Hamit kendi işini açıp Mali Müşavir olduktan sonraki
 "Meslekte 20. Yıl Onur Ödülü"  nü alırken..
Bu Onur Ödülü'nü aldığı yıl 40 yıllık iş hayatını sonlandırdı.. :)) 


Aftan yararlanıp okula döndüğüm yıllarda  Hamit özel şirketlerde Muhasebe, Finans Müdürü olarak çalışıyordu..  Beni yetiştirir, öğretir...   diye düşünüyordum.. 

Bu düşünce ve duygularla okulum başladı. Okula devam etmediğim için sadece vize ve finallere girecektim. Bu nedenle sınav tarihlerini alıyordum. Okulda bir çok tek dönemlik ders vardı. Bunlar birinci dönemde verilecek, ikinci dönemde başka dersler alınacaktı.

Dönemin tüm kitaplarını aldım.


3. Sınıf Derslerim
Bankacılık ve Hukuku,  Üretim Yönetimi,  Ticaret Hukuku,  Pazarlama İlkeleri,  İşletme Finansmanı, Maliyet Muhasebesi,  İş Hukuku,  Personel Yönetimi,  Banka ve Sigorta Muhasebesi,  Vergi Hukuku

Öğrenciler derslerde tuttukları notları fotokopicilere sattıkları için ara sıra gidip ders notlarını da satın alıp dönüyordum. İş çıkışlarında evdeki yemek hazırlığı bitip işlerimi yoluna koyduktan sonra ders çalışıyordum. Mutfak masasına yayılıyor, gece herkes yattıktan sonra daha verimli çalışıyordum. Bazı günler bu çalışmalar gece yarılarına kadar uzuyordu.

Hamit bana yardımcı olur.. diye düşünmüştüm ama heyhaaattt… hiç de düşündüğüm gibi olmadı.  

Maliyet Muhasebesi, Finansman, Üretim Yönetimi dersleriyle ilgili  bir soru sorduğumda  her seferinde “yaaa biz bunları böyle uygulamıyoruz... bunları hesaplamanın farklı yöntemleri var.".   "Yaaa ne olur sen bana buradakini öğretsen"  dediğimde de, valla ben bunları bilmem" diyordu.. Bu anlamda Hamit’ten hiç yararlanamadım.

Bazen işyerimde İşletme, İstatistik okumuş arkadaşlarıma soruları gösteriyordum ama onlar da “valla unutmuşuz” ya da “hiç hatırlamıyoruz”  diyorlardı.

Bu hesap-kitap derslerinde  öğrencilerin ders notları  elimde  olduğu halde anlamam mümkün olmuyordu. Bazı problemler için yöntemler vardı ama formülleri çözemiyordum.. Kendimi çok zorluyordum, üzerinde düşünüyor, bir mantık yürütmeye çalışıyordum. Okuldan da soracak hiç arkadaşım yoktu.. Derslere hiç gitmiyordum ki... 

Tüm bu hesaplı, problemli derslerde de anlatımlı soruların değeri 5-10 puanken, problemler  15-20 puan ediyordu. Geçebilmek için laf anlatmak değil problem çözmek gerekiyordu.

İşte bir sınav kağıdım.. Üretim Yönetimi Sınavı..






Bir gece saatlerce üzerinde çalıştıktan sonra simplex yöntemin nasıl uygulandığını çözdüm ve sonucu buldum. O gece o andaki sevincimi anlatamam. Sanki büyük bir yükten kurtulmuştum, uçuyordum.... Problemi çözmek ne kadar da kolaydı artık..

Çözdüğüm kağıdı bile yıllarca sakladım :))  Bu belki de hayattaki en büyük başarılarınız nedir? sorusuna verilecek cevaplardandır :))



Çözüm


Bu dersten 65 alarak geçmişim.. Ne büyük başarı..  :))

3. Sınıfın tüm derslerinde en düşük notla geçtiğim ders Ticaret Hukuku / Kıymetli Evrak = 50
En yüksek notla geçtiğim ders İşletme Finansmanı =  75

75 aldığım İşletme Finansmanı dersinde  ben hocadan ikinci kağıdı istediğimde, öğrenciler bana kağıtlarını sallayarak  "bizimkini alabilirsiniz"  dediler..  Kağıtlar bomboştu, kalem oynatamıyorlardı.. Bense ikinci kağıdı istiyordum.. Olacak iş değildi :))













En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...