Ana içeriğe atla

Şans Kapıyı Çaldığında Hazır Olmalı...



Hayatta öyle dönemeçler vardır ki;  buralardan geçerken yaşamınızın nasıl değişeceğinin farkında değilsinizdir..  Yaşayıp bittikçe ancak değerlendirilir..  Bu dönemeçlerde   "doğru kararlar vermişim"
demek için bu yaşanmışlıkların mutluluk vermiş olması gerekir.

Bir şey başka bir şeye vesile olabilir.. Bir kişi sizin yön bulmanızda yardımcı olabilir.. Hayat tesadüflerle doludur.. Önemli olan şans kapıyı çaldığında hazır olmaktır.. Eğer kapının çaldığını duymazsanız, ya da bekle hazırlanayım derseniz.. geç kalmış olabilirsiniz..

Squibb’den ayrılmıştım, yaz gelmiş ve geçmişti, sonbahara yaklaşmıştık. Evde oturduğum günlerde yakınımda hiç kimsem olmadığından tek başımaydım. Gürcan vardı ama tüm gün sadece onunlaydım. Sadece 1,5 yaşındaki oğlumla konuşuyor geri kalan konuları kendi içimden konuşuyordum.. Ne bir arkadaşım, ne bir komşum ne de akrabalarım yanımdaydı.. Herkesler uzak kalıyordu. Günübirlik gidip gelinecek yerler değildi.. Hele o arabasız şartlarda..

Hamit “evde otur, sen çalışma”  demesine rağmen  artık böyle geçmeyeceğini ve çalışmaya ihtiyacım olduğunu hissediyordum.   Ne iş yapabilirdim?  Üniversite hayatım yarım kalmıştı, bir mesleğim yoktu. Unkapanı Dershanesi’nde kayıt memurluğu yapmış ofis makinalarını kullanmayı öğrenmiştim. Squibb’de de personel bölümünde çalışmıştım… tüm işi öğrenmiştim.. ama şimdi ha diyince iş bulmak kolay değildi.

Gazetede o günlerde Eczacıbaşı’nın bir ilanını gördüm. Sekreter arıyorlardı.  İstedikleri özellikleri karşılayabiliyordum. Ofis makinalarını kullanabilirdim. O zamanlar sekreterlik okulları vardı. Ben okulunu bitirmemiştim ama Unkapanı’ndan ciddi bir tecrübem vardı.  Sadece ofis makinalarının değil, rapidoların, aydınger kağıtlarının, mumlu kağıtların, IBM makinaların uzmanı olmuştum.  Eczacıbaşı’na müracaat ettim J

Aradan 1-2 hafta geçerken benim Squibb’te yöneticim olan, beni işe alan Müdürüm Doğan Bey beni aradı.  “Ben yeni bir işe girdim, iki fabrika yan yanayız.. Öteki fabrika da bana bağlı çalışacak ve tek başına yönetecek birini arıyorum, sen gelir misin? “  dedi..  Amanııınnnn…J


Squıbb'te çalışırken
Ayaktakiler.. soldan ikinci Doğan Bey.. dördüncü Ben.. 



Nasıl gelmem..  Hem de uçarak.. Ancak duruma bakar mısınız?  Ben Yeniköy’de oturuyorum, iş yeri Zeytinburnu’nda..  Servis var.. Mecidiyeköy’den.. Yeniköy’den yok..  OLSUN..

İş kolu benim daha önce çalıştığım gibi İlaç değil.. İlaç Fabrikaları tertemizdir, hijyendir.. Bu iş kolu tekstil L  ..  yani en pis iş kollarından biri.. tabii o zamanlar öyleydi.. şimdiki teknoloji ile durumunu bilmiyorum.. OLSUN..

Gürcan ne olacak?  Bir çocuğum var.  O’nu yerleştireceğimiz bir  Ana Okulu  buluyoruz ve Gürcan artık sabah gidip akşam dönüyor.  Henüz 1,5 yaşında..  O zaman  başladığı  Levent'te Emlak Kredi Bankası Bloklarındaki  Özel Fazilet Ana Okulu'nda  ilkokula başlayana kadar devam ediyor.. 

Hamit’in iş yeri Şişli’de arabamız da var.. Sabah akşam getirip götürüyor.   Gürcan’ın sabah kahvaltısı, altını bağlama, giydirme gibi tüm işlerini yapıyor, ben çok erken çıkıyorum.

Doğan Bey’le tekrar çalışabilmek inanılmaz güzel.. üstelik daha da fazla sorumluluk üstleniyorum.. işleri tek başıma yürüteceğim..  Doğan Bey yan fabrikada.. onlar dokuyorlar, biz boyuyoruz.

Üretimin içinde kenarda bir oda. İçinde bir tek ben varım. Fabrika toz içinde.. (tekstilden dolayı), üstelik bazı günler acayip kokuyor, boyanın rengine göre kokusu oluyor.. Siyah boya fecaatti.. Bu nedir deyince “zıkkım”  demişlerdi, “zıkkımın kökünü ye” derler ya bedduadır. Niye?  Berbat kokuyor da ondan.. OLSUN..

Ben iştahla gidip geliyorum, işlere alıştım, düzen kuruyorum sayılır.  İşçi alımları yapıyoruz. Ben ilan veriyorum, mülakatları Ustabaşı’lar yapıyor, işe alımlarını tamamlıyorum.  Talimatları Doğan Bey’den alıyorum.

Bir gün telefonum çalıyor. Aaaa  arayan Eczacıbaşı…  görüşmeye çağırıyorlar..  Onlara telefonda  “kusura bakmayın ben eski yöneticimle birlikte çalışmaya başladım”  iş aramıyorum diyorum, teşekkür edip kapatıyoruz.. hiç aklımda kalmıyor.. iki arada bir derede kalmış hissetmiyorum.. Doğan Bey beni çağırmış, onun yanında olmalıyım !!

Yeni işimde çalıştığım fabrikada başka yöneticiler de var. Özellikle çok karşılaştığım Üretim Müdürü.. Arada sırada işçi alımlarıyla ilgili benden bilgi alıyor, talimat veriyor ama ben hemen Doğan Bey’e danışıyorum..

Her sabah karanlıkta Yeniköy’den minibüsle Mecidiyeköy’e geliyor, oradan servise binip Zeytinburnu’na geliyordum..   Başlayalı sanırım iki ay olmuştu.. Günlerden bir gün yine Üretim Müdürü bana işçi alımlarıyla ilgili bir talimat verdi.. İki kişi daha alınacaktı.. Hemen Doğan Bey’i aradım  “Hayır dedi, alınmayacak”…  Konu uzadı gitti, Üretim Müdürü Doğan Bey’e söz geçiremiyor, bana sataşıyordu. ..  tamamen arada kalmıştım..  yönetim anlamında fabrikada işlerin iyi gitmediğini anladım. 

Ertesi gün  Doğan Bey gelip  “ver istifanı”  “yaz, yaz  Patron’a gidiyorum”  deyince bir de oturup istifamı yazdım, daha doğrusu Doğan Bey söyledi ben yazdım...  Bu istifayı patrona derdini anlatmak için kullanacaktı.. ama ben  zorlanıyordum, kafam karmakarışık olmuştu. Yaşım daha 22-23.. 

Bir-iki saat sonra gelip istifamı geri verdi, tamam dedi  “hallettim”… sen çalışmaya devam et, benim talimatlarım geçerli..  Bir kere gözüm korkmuştu.. hiç böyle bir ortamda çalışmamıştım. Üstelik.. Doğan Bey’in, böyle iyi kalpli bir adamın, Squibb gibi büyük kurumsal mis gibi bir firmadan sonra,  nasıl böyle insanlarla çalıştığına ve yaşadıklarına üzülüyordum.


O zaman kurumsal ve kurumsal olmayan, profesyonel yönetimlerin nasıl işlediği hakkında iyi bir tecrübe kazanmıştım..  Hemen ertesi gün   Eczacıbaşı’nı aradım.  “İlanınıza olumsuz cevap vermiştim ama eğer arayışınız devam ediyorsa lütfen beni değerlendirmeye alın”  dedim..  Bu ani bir karardı. Yaşananlardan sonra uzun süre orada kalamazdım..

Birkaç gün sonra masamdaki telefonum çaldı.. merakla bekliyordum..  arayan Eczacıbaşı İlaç'ın Personel Müdürü'nün asistanıydı..  görüşmeye çağırıyorlardı..  Ollleeeyyyy... J  O zamanlar Eczacıbaşı İlaç hayallerimi süsleyen yer. Tam karşısında 2 yıl çalışıp hep iç geçirdiğim.. hayal edemeyeceğim yer.. Türkiye’nin en iyisi..

Personel Müdürü o zamanlar Ruhi Keklikoğlu..   Tecrübeli, vakur, tonton..  Hayatıma yol vermiş birisidir.   Bu ilk işe alımla  Ruhi Bey Eczacıbaşı’nda 12 muhteşem yıl geçirmemi sağlamış oldu..

Mülakatta bana sordu  “neden önce bize hayır deyip sonra fikir değiştirdin?”  dedi.. İlaç sektörü olması ve aralıklı birlikte yaptıkları sektör toplantıları nedeniyle karşılıklı iki fabrikanın Personel Müdürleri  tanışırdı.  O’na yeni işimden Doğan Bey’e olan bağlılığımdan  “hayır”  dediğimi, ama uzun vadeli bir iş seçeneği olmayacağını gördüğümden de  “fikir değiştirdiğimi”  söyledim.  Kafasını sallayıp onayladı.. sanırım bu bağlılık hoşuna gitmişti..  Mülakatın diğer aşamalarını da bir sonraki görüşmede tamamladık.

İkinci görüşme için çağırdıklarında Doğan Bey’e Eczacıbaşı görüşmelerimle ilgili nasıl ilerlediğimi anlattım.. üzülmekle birlikte anlayışla karşıladı, yaşadıklarımdan da üzüntü duyduğunu, kendisinin de uzun süre burada kalmayacağını belirtti.... hayırlısı olsun.. GİT.. dedi.. 

İkinci görüşmede Ruhi Bey bana işin detaylarını anlattı. İşim  Eczacıbaşı İlaç Levent’te değil, Ayazağa’da kurulan ve yeni faaliyete geçen Serum Fabrikası’ndaydı. Bu fabrikaya tüm alımlar yeni yapılıyor, bina henüz tamamlanıyor ve mobilyalar geliyordu. 

Birlikte çalışacağım kişi Fabrika Müdürü Şenol Alanyurt olacaktı. Aslında mutlaka  O’nun da bir mülakat yapması gerekliydi ama şu sıralar çok yoğundu..  Daha sonra öğrendiğime göre Şenol Bey Ruhi Bey’e   “sen beğendiysen benim için de tamamdır”  demişti..

Çalışma saatlerinin değişik olduğunu, fabrikadaki tüm çalışanların işçi servisleriyle gelip gittiğini ve vardiya usulu çalışıldığından memurların da  07:00- 15:00  saatlerinde çalıştıklarını belirtti.

Her gün eksik çalışıldığından Cumartesi günleri de iş günüydü ve yine aynı saatlerde çalışılacaktı. Ben Unkapanı Dersanesi’nde haftanın her günü işe gitmeye sadece Perşembe günleri izin kullanmaya alışıktım. Bu yüzden hiç sorun değildi. Zaten Eczacıbaşı’nın kapısını aralamışken bunu mu dert edecektim !!

Ücretimi, haklarımı söyledi ve işe başlama tarihimi belirtti..  Burada da sendika vardı. Üç ayda bir ikramiyemiz, kömür yardımı, ayakkabı yardımı, her gün yarım kilo yoğurt J  İşçiler her gün yesin diye dağıtılırdı ama çoğunlukla herkes hakkını biriktirir eve haftalık toptan götürürdü.. senelerce evimizden yoğurt eksik olmadı..

Servis vardı. Hem de Yeniköy’den J Oleeeyyy…  o gün eve nasıl geldim bilmiyorum.. Çok heyecanlıydım.. Yeni bina, yeni mobilyalar, yeni personel, yeni yöneticim, yeni işim J J

Böylece hayatımın en önemli dönüm noktalarından birinde hangi yoldan gideceğime karar vermiş oldum.  Doğan Bey’i geride bırakmış, ayrılmıştım ama ikimiz de bu sonuçtan mutluyduk.

Ben Doğan Bey’in izini birkaç telefon görüşmesinden sonra kaybettim.   Aradan yıllaaaaarrrr geçti.. 16 yıl sonra Avon’da çalışırken Avcılar’da arkadaşlarla saha araştırması yapıyorduk.  Bir apartmandaki kapıları çalarken bir hanım bizi içeri davet etti, biz de onu temsilci olarak kayıt ettik. Sohbet ederken eskiden Eyüp’te oturduğunu söyledi. Ben de “benim de eski yöneticim oralarda oturuyordu”  sohbeti başlatınca bu hanımın Doğan Bey’in halasının kızı olduğu ortaya çıktı..  İnanamadım.. Allahım karşıma neler çıkarıyorsun?

Hemen telefonunu aldım.  Doğan Bey Zorlu’da  İnsan Kaynakları Direktörü olmuştu. Zorlu zaten benim bölgemdeydi, Avcılar’da..  Hemen ilk fırsat bulduğumda yanımda birlikte çalıştığım arkadaşım Hale’yle ziyaretine gittim.  O’nu gördüm, sarıldım.. Bizi yanına alıp tüm binayı gezdirdi, Zorlu’nun spor salonlarını, kafeteryasını gezdik.. Artık iş hayatından çekileceğini söyledi, emekli olmak istiyordu..

Doğan Bey benim iş hayatımda elimden tutmuş, yön vermiş, tavsiyelerde bulunmuş çok önemli bir kişidir. Kendisiyle 2 yıl çalışmış olsam da o dönemde önemli yol ayrımlarına varmam hep onun sayesindedir.  Squibb’den ayrılmamı istemiş, sonra bana yeni işinde yanında fırsat vermiş, uçmak istediğimde de yol vermiştir.

Benim iş hayatımın başındaki bu yıllarda  şansım hep tecrübeli ve profesyonel kişilerin karşıma çıkması olmuştur.  Bu aşamadan sonra zaten hep uzun yıllar çalıştım.  Eczacıbaşı 12 yıl.. Avon 15 yıl..

Böylelikle hep karşıdan baktığım Eczacıbaşı'na girmiş, hayallerimi gerçekleştirmiştim. Bundan sonra işe dört elle sarılmak, bir an önce öğrenmek, şirketi tanımak, yöneticimin bir dediğini iki etmemek gerekiyordu..




Bu dönemde hayatımda her şey yeniden başlıyordu.. Yeni iş, yeni fabrika,  yeni yöneticim,  yeni arkadaşlar, yeni tecrübeler..  bunlara adım atarken  üniversiteyi 2. sınıfta yarım bırakmıştım.. Kiradaydık, arabamızı yeni almıştık, kooperatif evimize taksit ödüyorduk.. evliydim,  1,5 yaşında bir çocuğum, 6 yıllık iş tecrübem vardı ve sadece 23 yaşındaydım..

Yine bir Cuma günü Zeytinburnu'ndaki boya fabrikasından ayrıldım ve Pazartesi günü Eczacıbaşı'nda sadece yeni işime değil, yeni hayatıma başladım..


Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...