Ana içeriğe atla

İlk Yıllar - Yeniköy Yılları


Yeniköy Yılları
1981-1988


Evlendiğimizde Yeniköy'de orta halli bir mahallede oturuyorduk.   
Sekiz yıl boyunca bu evde yaşadık.
İlk yıllar tamamen tasarrufa odaklıydık. Para biriktirmek için değil, geçinebilmek için..

Salondaki gaz sobasını işten gelince sadece akşamları yakıyor, çamaşırları sobanın bacasında kurutuyorduk.   Sadece bir odamız ısınıyordu.  Yatak odaları soğuk oluyordu. Zaten oturduğumuz odada da gaz sobası sönünce oda hemen soğuyordu.

Ben Suquibb İlaç Fabrikasında çalışıyordum.
Hamit'te evlendikten kısa süre sonra iş değişikliği ile Kelebek Mobilya'dan Banat Fırça'ya  Muhasebe Departmanına geçmişti. Satıştan muhasebeye ilk geçişiydi.  Hem evlilik hem de iş hayatında her ikimizde büyük değişimler yaşıyorduk.

Hamit'in bekarken girdiği Erenköy'deki kooperatife taksit ödüyorduk,  kiradaydık.. Üstelik evlendikten 10 ay sonra Gürcan doğmuştu..  Babam haberi duyunca  "ne aceleniz vardi  kızım, biraz evliliğinizi yaşasaydınız"  demişti de çok üzülmüştüm..   Evlenirken çocukla ilgili en küçük bir fikrimiz yoktu.. Hayat bizi sürüklüyordu.. Önüne geçmek için, kontrol edebilmek için var gücümüzle çalışıyorduk.

Gürcan'ın Doğmasına 3 ay kala



O zamanlar doğum izinleri doğumdan önce 45 gün doğumdan sonra 45 gün olarak kullanılırdı.  Doğumdan önce doktorlar mümkün olduğunca geç izne çıkarırlardı. Daha vaktin var derler, doğum öncesi iznini bir-iki hafta kullandırırlardı, kullanılmayan kısım yanardı, doğum sonrası iznine ilave edilmezdi.  Böylece SSK çalışana az para ödemiş olurdu :((

İzne ayrıldıktan sonra annem beni yanına almış ve doğumu beklemeye başlamıştık. O zamanlar bebek için hazırlıklar şimdiki gibi değildi.  Zıbınlar, kundaklar, alt bezleri vardı. Amerikan bezinden onlarca bez hazırlanır, naylon külotlarla desteklenirdi.  Kundak dönemiydi.

Birkaç zıbın, kundak ve tulumla hazırlık tamamlanmıştı.  Birçok şeyini elde dikmiştik.  Bebekler için ürün satan mağazalar ve ürün çeşidi çok kısıtlıydı..

Anneme yakın bir yerde  Çapa'da doğum yapabilmek için oranın hastası olmalıydım.  Tahlilllerim sırasında benimle ilgilenen doktor doğumun tarihini tahmin etmiş, eğer nöbetim olmazsa  doğumuna da ben girerim demişti. Doktorların hepsi  Cerrahpaşa  Tıp Fakültesi mezunu genç  doktorlardı.


9 Nisan'da Gürcan Çapa'da  Cuma günü saat  11:30'da dünyaya geldi..
Ben sabah hastaneye gittiğimde başka doktorlar vardı. Zeki Bey'i sordum.. "yok dediler, gece nöbeti vardı, bugün yok"... Çok üzüldüm..

1-2 saat içinde Zeki Bey yanıma geldi :))   Duydum doğuma gelmişsin.. bırakmam.. ben de doğuma gireceğim deyince iki doktorum oldu.  O sırada nöbette olan doktor da bırakıp gitmedi, sorumluluk ondaydı..

Yanımda hep sohbet ettiler..  cinsiyeti ne olacak?   o zamanlar çocuğun cinsiyeti bilinmez ancak doğumda öğrenilirdi. Ultrason gibi cihazlar yoktu.  İki gencecik doktor iddialara girdiler.. kız olacak, erkek olacak.. diye..  adı ne olacak?  "Zeki" olacak dedi doktorum..   Olmadı tabii.. ismi hazırdı..

Daha önce kahvaltı ederken gazetede futbolcu, basketbolcu takım isimlerine bakıyorduk.. en fazla erkek ismi gazetenin spor sayfalarındaydı..  Gürcan'ı böyle seçmiştik.. Kız olursa Zeynep olacaktı.

1982'den bu yana 32 yıl geçmiş.. Şimdi internetten doktorumu buldum.. Konya'da Başhekimlik yapmış.. Şimdilerde Gebze'deymiş..   Zeki Sayman Bey'in yaklaşımını, ilgisini, yakınlığını, özverisini hiç unutmadım..

Doğumdan sonra Çapa'nın koğuş stilindeki odalarında 15-20 yeni doğum yapan kadın  ile birlikte yan yana yataklarda yatıyorduk..

Gürcan 3 kilo 100 gram ağırlığında, 51 santim boyunda doğdu. Aman yarabbim ne küçüktü.. ilk yanıma yatırdıklarında gerçekten inanması zordu.. bu oyuncak benimdi..  hastanede başımda bekleyen kimsem yoktu..  Ziyaret gününü bekleyeceklerdi.. kimse içeri alınmıyordu.  Şimdiki gibi çocuklar annelerin yanında yatmıyordu, bakım için uzun süre götürülüyor, özel bebek odalarında yatıyorlardı.  Ancak camekandan görülebiliyordu..  Şimdilerde bebeklerin kendini toparlayamamış annenin sürekli yanında olmasını,  bu yeni dünyaya alışmaya çalışan  miniklerin ziyaretçi kalabalığı altında tutulmalarını anlayamıyorum.

Ziyaret gününü bekleyene kadar hastabakıcı ile Hamit'e notlar gönderiyor,  her akşam iş çıkışı hastane bahçesine gelip bize merakla ve özlemle bakan Hamit'e Gürcan'ı pencereden gösteriyordum..  O zamanlar şimdiki gibi ertesi gün taburcu olmuyor 3-4 gün hastanede kalıyorduk..

Doğumdan sonra işe başlayana kadar annemde kaldık.  45 gün sonra da işe başladım. Yani 1,5 ay.. sadece bu kadar..  Şimdiki gibi izin süresinin sonuna eklenen yıllık izinler, ücretsiz izinler falan yoktu..

İşyerimde doğumdan sonra işe başladığımda bana sunulan hediyeyi ve hazırladıkları kartı 32 yıldır saklıyorum..:))



Abim ben evlendikten bir hafta sonra evlenmişti.  Evden peş peşe çıkmıştık.. Çocuklarımız da peşpeşe oldu.. Aileye birden bire 2 torun girmişti..  Gürcan ve Özgür..

Meliha da Eczacı olduğu için annem haftada birkaç gün hem Özgür'e hem de Gürcan'a  birlikte bakıyordu.. İkiz çocuk bakar gibiydi..  Zor günlerdi..


Özgür ve Gürcan 2 yaşında Avşa'da..




O zamanlar Levent'teki Squibb fabrikasının bahçesinden karşıya Eczacıbaşı'na bakar imrenirdim.. Orada kreş vardı.. Bizim sayımız azdı, orada daha fazla kadın çalışıyordu.. Kadınlar sabahları çocuklarını kucaklarına alır, fabrikanın bahçesindeki kreşe getirirlerdi. Süt izinlerinde, öğle tatillerinde hep çocuklarının yanında olurlar, çocukların tüm masrafları, mamalar, bezler Eczacıbaşı tarafından karşılanırdı. Akşam olunca servislerle evlerine giderlerdi. İmrenirdim..

Gürcan doğduktan sonra 1 yıl annem baktı.. . Ben çalışıyordum.. Annem bende kalacak koşullar olmadığı için kendi evinde bakıyordu. Her hafta sonu Bayrampaşa'dan Yeniköy'e otobüslerle Gürcan'ı ve eşyalarını elimizde taşıyor, Pazar geceleri yine Bayrampaşa'ya anneme teslim ediyorduk. Bu geliş gidişlerde otobüslerde tıklım tıkış ter içinde kalıyor, Gürcan her geliş gidişte hasta oluyordu. Annem de "bakamayacaksanız götürmeyin" diyordu.. Ne zor günlerdi..  Ulaşım da çok zor olduğu için bir kaç vasıta değiştirip gidebiliyorduk.  Bazen de biz Bayrampaşa'da kalıyorduk. Ya da sadece ben gidiyordum.. Öyle zor bir üçgendeydik ki ...  Annem Bayrampaşa'da ben Yeniköy'de, işim Levent'te..

 Gürcan 1 yaşında..




O zamanlar bu ayrılıklar için işyerimde çalışırken  duygularımı küçük bir kağıda şu satırlarla yazmışım..

Canım benim Gürcan'ım            Canım benim Gürcan'ım
Sevgi selim..                             Gözlerimin sevinci
Ayrılıkların en zoru                    Birtanecik güzelim..
Bizimki Canım benim..               Duyguların en yücesi
                                               Bizimki canım benim..



Hamit Banat Fırça'da Muhasebe Müdürlüğü'ne atanmıştı. Bu görevindeyken  iş yerinden geri ödemeli kredi kullanıp   2. el bir Murat 124 almıştık.  O zamanlar banka kredisi diye bir şey yoktu.  Bir şey alınacaksa akrabalardan, iş yerimizden borç isterdik.  Bu borçlar genellikle yakınlardan Cumhuriyet altını, şirketten nakit para olurdu..  Belli bir sürede geri öderdik..Şimdi kooperatife ve şirkete borcumuz vardı..

Araba hayatımızı kolaylaştırmıştı..



Aldığımız arabayı Hamit sürekli bir yerlere çarpıyor, neredeyse ayda bir tamirciye gidip kaporta boyanıyordu. O zamanlar arabalar paslanır,  evler gibi sürekli  oto boyacılarında boyanırdı.  Renkleri değişirdi.. Bizimki sarıydı..

Ben de acele ehliyet almalıydım..  arabayı bir kaç kez kullanarak öğrendim ve ehliyetimi aldım.

O zamanlar ehliyet almak için arabaya trafik polisleri oturur, talimat verirlerdi.. "Şimdi trafiğe çıkın".. (Maslak'ta olurdu)..   O sırada sinyal vermezseniz yandınız.. ehliyet başka sefere kalırdı... Ya da  trafikte giderken "bas bas gaza bas hızlan, üçe tak, dörde tak.."  derlerdi.. sonra da "niye bastın? bak burada hız sınırı var"  diyerek "başka sefere yine denersin, daha çok çalış"  deyip vermezlerdi.  Çok zordu.. Yine de ilk sınavda ehliyetimi almanın gururunu yaşamıştım.. hatta Hamit beni ve arabayı almaya gelecekti ne de olsa ehliyetim henüz elimde değildi.. ama ben o ehliyeti almanın heyecanıyla arabaya atladığım gibi Hamit'i beklemeden işyerime kadar arabayla gitmiştim..

Yeniköy o zamanlar çok yokluk yeriydi. Oturduğumuz mahalle yüksekte olduğundan hep sular kesilir 1-2 gün gelmediği olurdu. Sususuzluk çok zordu. O zamanlar su kesintileri doğaldı. Evde hep bidonlara, kovalara su doldurur kesintiye hazırlıklı olurduk.  Mutfakta, banyoda ayrı su stokları bulunurdu. Elimizi musluğa atar, fısssssss.. sesini çok duyardık.. musluktan genellikle hava gelirdi..

Yine bu sıralarda su kesildiği bir gün musluklardan birini açık unutmuşuz.  Su kesikken musluk açık kalmış, gece de sular gelmiş.. Sabah kalktığımızda tüm ev su içindeydi.  Hemen suyu  giderlerden kendimiz akıttık..  Yerler tahta parke.. üzerine basınca cılk cılk su çıkıyordu..  Suyu çekebildiğimiz kadar sildik.. Hemen bir şey olmamış gibi giyinip işe gittik :)) Parkeler suyu çekmişti. Çekince de hepsi şişti.. Bizim salon engebeli bir araziye benzedi :))  Kapı kapanmıyor, koltuklar üzerinde dengesiz duruyor, sallanıyordu..

Gelen parkeci yüksek bir fiyat biçince o yoklukta inmesini beklemekten başka çaremiz kalmamıştı.. Parkeci hava sıcaklığına göre birkaç ayda iner demişti..  Biz sabırla o yazı parkelerin yavaş yavaş kuruyup inmesini bekleyerek geçirmiştik.  Hepsi indikten sonra sadece bir parke parçası yerine oturmamış, onu da çıkarmış, halının altına saklamıştık.

Taakii ev sahibimiz halıyı kaldırana kadar :))   Nasıl yani?  dediğinizi duyar gibiyim.. Bizim ev sahibi biraz antikaydı..  Biz tatildeyken kendisindeki yedek anahtarla eve girip pencereleri yağlı boya yapmış.. Bizim haberimiz yok..   Tabii halı kirlenmesin diye katlamış.. Bir de ne görsün parke  eksik.. Biz dönünce ondan hesap soracağımıza O bizden hesap sormuştu..  Bu kiracılık günleri bizim ev sahibi olmamızda bizi çok tetiklemişti..Bir an önce bu evden kurtulmak istiyorduk..  ama 8 yıl oturduk.. öyle kolay olmadı..

Bir deftere ne harcadıysak yazıyorduk. Geleceğimize yatırım yapmak için bütçe oluşturmamız şarttı. Hamit işe giderken arabayı kullanıyor ama mahalleden tanıdık birkaç kişiyi de ücret karşılığında Şişli'ye taşıyordu.  Kooperatif evinde sürekli sorunlar çıkıyor, tamamlanması uzuyordu. Sonunda müteahhit firma inşaattan çekilip kooperatife devretmişti. Hamit Yönetime girdi ve işi hızlandırdı.

Benimse işim iyi gitmiyordu.  Squibb  İlaç Fabrikası  kapatılıp Fako İlaçlarına devroluyordu.  Ben buradan emekli olurum dediğim işyerim kapanıyordu.  Yöneticilerim bir bir işten ayrılıyordu..

Şimdi düşündüğümde en zorlu günleri o ilk yıllarda atlattığımızı görüyorum..  Sanki hayatımızı kurmak, kendimize iyi bir hayat oluşturmak için sınırlarımızı zorluyorduk, hala değişiyor gelişiyorduk.
Henüz ben 22 yaşındaydım Hamit 32.    Gürcan ise hayatımıza yeni doğmuştu....

Bundan sonra 3 kişi birlikte mücadele edecektik.. 




Yeniköy'deki evimizin balkonunda 32 yıl önce..




Yorumlar

En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...