Ana içeriğe atla

Naka Island / Phuket'te Sıradışı Tatil



Taksi bizi Patong' taki otelimizden aldı. Adaya geçeceğimiz limana doğru yol almaya başladık. Yaklaşık 45 dakikalık bir yoldan sonra bir iskeleye geldik. Sahilde tum kayıklar karaya oturmuş.. sanırım deniz çekilmis...zaten bundan dolayı iskeleyi de çok uzun yapmışlar, yoksa motorlar yanaşamaz karaya oturur.



Soförümüz iskelede durdu, biz çantaları aldık ama soföre  "gel, gel .. gitme bizımle gel " diye işaret ettim..iyi yapmışım.. bu iskele değilmiş.. soför gitseydi bir daha taksi falan bulamazdık..  bizim soför sakin sakin etrafa bakınıyor..  motor bizi saat 11:00 de alacaktı.. tam 5 dakikamız var.. soföre biraz çabuk, 5 dakikamız var diyorum ama o çoookk sakinnn..

Biraz daha yol gidince bizim limanı buluyoruz. Burası bir yat limanı.. İskelede bir motor görüyoruz.. bizim adanın adı yazıyor.. sofor soruyor.. evet doğru yerdeyiz.. adımızı listeden kontrol edip bizi motora bındırıyor. Soför bizi motor iskeleden ayrılana kadar bekliyor, bakıyor..  ayrılırken O na el sallıyoruz ;))



Bu bir sürat motoru.. içinde sadece biz varız.. motor çalıstıktan sonra bize hemen birer buz gibi su veriyor, arkadan kokuyla ıslatılmış bembeyaz küçük havlularla ellerimizi siliyoruz..  Motor köpüklerini arkada bırakarak uçmaya başlıyor.. haydaaa..  nasıl şaşkınız ve mutluyuz.. iyi şeyler olacak galiba ;))

Motor 5 dakika sonra karşıdakı adanın iskelesıne yanaşıyor. Bizi iskelede 2 görevli bayan karşılıyor. Ses tonları çok yumuşak, yüzleri gülüyor.. hoşgeldiniz diyorlar.. Motordan çantalarımızı birileri alıp küçük arabaya  yerleştiriyor bız ıkı bayanla ılerlıyoruz.. Efendım bundan sonra bız sızınle ılgılenecegız. Benım adım......., arkadasımın adı.....Odanıza yerlesene kadar sıze eslık edecegız. Haydaaaa.... Hemen resepsıyona gıdıp anahtarları almayacak mıyız?  hep oyle olur!,,,



Bızım cantalardan ayrı bır arabaya bındırıyorlar.. bız ayrı bır kucuk arabaya bınıyoruz.. bızım arabayı kızlardan biri kullanıyor, hem kullanıyor hem adayı anlatıyor.. biraz ilerledikten sonra duruyoruz. Bir ritüel var.. tokmakla kocaman bir çana vuruyoruz..


Bu bizim adaya gelişimizi duyuruyor ;)) 2 kez vurulacak.. bundan sonra bileklerimize kendi hazırladıkları çiçek demetleri takıyorlar.. çiçek kokulu bir içecek ikram ediyorlar..  Şaşkınız...
Tekrar arabaya biniyoruz..


Yol boyunca giderken tesisi tanıtmaya devam ediyor.. burası havuz, burası deniz, burası SPA, burası lokantalar..  iki lokantası var biri Thai biri Grill..

İlerliyoruz.. Bisiklete binmeyi sever misiniz ?  diyor.. Eveeeetttt... iyi o zaman villanızın önünde size ait 2 bisiklet var!!!!..  haaa... burası otel değil di degil mi.. bir tatil köyü.... villa demesi normal..

Birazdan 42 numaralı bir kapıda duruyor. Evlerin etrafı uzun duvarlarla örülü, bu yüzden içleri görünmüyor, sadece giriş kapılarını görüyoruz ve kapı önündeki 2 bisikleti..





İçeri girmeden anlatmaya devam ediyor.  Bu bisikletler sizin, istediğiniz zaman kullanabilirsiniz..  Bir bisiklet parkur haritası yapmışlar, parkurları anlatıyorlar..  Ayrıca villanızın kapısında bir iple çekilen zil var ( bizim şu büyükbaş hayvanların boynuna  bağlanan çanlardan ).

Kapının girişinde bir oyuntuda  yuvarlak bir taş duruyor. Üzerinde iki göz resmi var.. Bu taşın gözleri açık resimlisi duruyorsa müsaitiz temizlik yapın..demek.. eğer arka taraftaki gözleri kapalı kısmı çevirip koyarsanız, uyuyoruz, müsait değiliz demektir.. kimse sizi rahatsız etmez..

Odanızın temizliği için gelindiğinde kapıdaki taşın gözleri açıksa bu çanı çalacaklar.. diyor.. giriş çıkışlarda bu ipin çekilmesiyle ucundaki zil villanın bahçesinde sallanıyor ;))  Allah allahhh....;))


Şu anda taş  "uyuyoruz"  diyor :))





Haydaaa...  bu zil, bu taş... gönlümüzü fethetti şimdiden.. daha kapıyı açmadık.. Kapıda bir tahta parcası var onu takınca kapı kapanıyor, köy evlerindeki gibi..

Kapımızı açıyor. Girişte hemen bizi kumlu bir alan karşılıyor.. Koca bir bahce.. icinde bir ev, bir havuz, havuzun önünde bir geniş sedirli oturma alanı, bir şadırvan stili dinlence alanı, bir güneşlenme alanı var ;))

Önü tamamen ağaçlık bir alan ve ilerde ufukta deniz görünüyor.. O anda gördüklerimden şaşkınım.. bu nedir böyle ? her şey doğal taştan, tahtadan..her yer naturel.. egzotik..

Ev ve tüm etraftaki her şey açık sarı bir taş ve sarı boyalı..  Odanın kapısını açıyor içeri giriyoruz.. Ortada koca bir yatak, tepesinde bir cibinlik, pencere önünde yer seviyesinde bir çalısma masası, buzdolabı, çay- kahve alet edavatları..  iyiiii çoookk güzel..





Odanın kocaman camından dışarısı görünüyor.. havuz ve yeşillikler..





Odanın tanıtımını yapıyor.. tek tek ne kadar çekmece varsa açıp içini anlatıyor.. bir çekmecede bir kesede dama taşları var.  "Dışarda oturma alanındaki sehpanın üzeri dama tahtasıdır, orada oynayabilirsiniz"   diyor ;))  odadaki müzik sistemini anlatıyor.. Unicef için bağışını anlatıyor. Bunların hepsini sakin sakin yapıyor, hiç acele bir konuşma ve hareket yok..

Odada işimiz bitince bir kapıyı açıyor..  aaaa dahası da var diyorum..  evin arkasına dolanıyoruz.. bu alan açık bir alan, ortada bir bahçe var, içinde bir ağaç..





 Arkaya dolanıyoruz tuvalet, hemen yanında  lavabolar.. karsısında açık bir dolap, yanında bir hamam, yanında tahta ve iplerle yapılmıs havlu askıları.. arkadan öne doğru dönüyoruz.. tekrar arka bahçedeyiz.. dışarda bir duş, bir gömme taş küvet.. sonra bu bölümü tamamen kapatan bir kapı. Kapıyı açın Güneşlenme alanı, havuz..  Bir dikdörtgen etrafına sıralanmıslar, ortada yeşillik ve bir ağaç..




Mükemmel bir plan.. öylece şaşkınlıkla bu kocaman eve bakınıyorum. Daha once böyle bir yerde hiç konaklamadım.. Sonra tekrar odaya giriyoruz. Görevli kızların sakın sakin her seyi gösterip anlattıkları bu rituel sona ermek üzere.. odada anahtarlar ve diğer işlemler tamamlanıyor, sorunuz var mı?  hayıırrr... dönüş uçağımızın saatini soruyorlar. Buna göre sizin için bir dönüş  planı yapacağız diyorlar ;))   İki ellerini birleştirip bizi selamlıyorlar, teşekkür ediyoruz.. neredeyse yarım saattir bizimleler..

Yıllardır bir çok yerde tatil yaptım.. ama bu karşılama ve yerleştirmenin tatil planının bu kadar özel olanını hiç yaşamadım.. Dönüş planımızı bile onlar yapacaklar, pes yani..

Bir çok mekan gördüm, değişik yerlerde kaldım, müstakil bir evde yaşadım ama böylesine müstakil bir ev ve plan görmedim.. Müstakil kelimesini yerleşimde daha çok apartman olmayan anlamında kullanırız.. tek başına demektir.. bahçe içinde olmayı hatırlatır..  ancak müstakil ne demek burada anladım..




Naka Island küçük bir ada. Bizim otel adanın küçük bir parçasında. Bize verdikleri haritalarda adada bir okul ve bir plaj daha görünüyor.. adanın arka tarafı ise tamamen ağaçlık, kıyısı yok.. motorla gidilebilir..

Sahilde iki tane birbirine akan havuz var. İcinden ağaçlar çıkmıs, tüm güneşlenme sezlongları havuzun içinde.. havuzun içi taş kaplı.. burada seramik falan göremiyorsunuz.. o zaman insan farkları çok iyi hissediyor..



Upuzun incecik kumdan bir kumsalı var. Güneşlenme sezlongları, semsiyeler dizili ama fazla değil.. Çünkü bu tesiste 62 ev var. Onların da bir kısmı dolu değil.. Benim tahminim adada 30 aile ya var ya yok.. bir de çalışanlar..

Her yer sakin, hiç bir yerden çıt çıkmıyor.. sadece dalga ve kuş sesleri var..  Söylemeyi unuttum.. dolaba bir de plaj çantası koymuşlar, onu kullanacakmışız ;))  kocaman.. baktım büyük, herhelde havluları götüreceğiz dedim.. sahile inince sezlongların üzerin  rulo yapılıp dizilmis havluları gördüm ;))

Öyle havlu kartı ver ... havluyu al, akşam geri getir falan yok..  Biz oturmadan hemen bir genç görevli yanımızda bitiyor, havluyu bizim için sezlonga seriyor..




Biraz sonra koca bir şişe soğuk su ve iki bardak geliyor..  Aaaaa diyoruz bu nasıl şey böyle.. herkes etrafınızda hizmet ediyor..  Sahilde kanolar, yelken, paletler, gözlükler var, alabiliyorsunuz.. bir tahta kalın ipli salıncak, bir hamak...

Sahilin hemen arkasında iki lokanta..  mesafe çok yakın.. Sahilde güneşlenirken kalkıp yemek yemeğe gitmek ne zor gelir.. git duş al, giyin, yürü, yürü, yürü,, kuyruklara gir, dolan dolan...

Burada bunlar yok..  sahilde otururken kalkmak istemezseniz menü size geliyor, siparişiniz sahile hazırlanıyor. Hemen uzun bir sehpa geliyor.. üzerinde yiyorsunuz ;)) ne rahat anlatamam.. bunlar ne küçük detaylar ama hepsini özlemişiz, hiç bunu yaşamamışız..





Öğleden sonra evimizin havuzundayız.. güneş batmak üzere.. kapının ipi çekiliyor, zil çalıyor.. kapının dışındakı taşın gözleri açık ;))

Oda görevlisi kadın geliyor, içeri house- keeping diye seslenerek giriyor.. Allah allah diyorum oda temiz, daha bugün geldik, niye geldi acaba? öylece güneşlenirken dışardan merakla bakıyoruz..

Önce yatağın bembeyaz cibinliklerini tek tek indiriyor, yatağın kenarına bez terliklerimizi bir havlu üzerine yerleştiriyor. Yorganın her iki kenarını kıvırıp üzerine yeşil yapraktan elde yapılmış birer çiçek bırakıyor..




Soğutulmuş su şişelerini baş uçlarına yerleştiriyor.. Gece lambalarını yakıyor.. Katlamalı perdeleri tek tek indiriyor. Arkaya dolaşan koridordaki sarı taşlar üzerine mumlar yakıyor.. bir pencerenin önündeki tütsüyü tutuşturuyor, etrafa kokular saçılıyor.. bahçenin gece lambalarını yakıyor..

Veeeeee... küçük bir kavanoz kurabiye bırakıyor... ;)))

Bu resim karşısında gerçekten şaşkınız.. yok artık modundayız..  hemen bir kahve yapıp kurabiyelerimizle bir günbatımı keyfi yapıyoruz..

İlk günden vurulmus vaziyetteyiz.. büyülenmişiz sanki..

Hamit çok doğru bir tesbit yapıyor..  "insan diyor elini nereye koyacağını şaşırıyor.. şuraya mı koysam buraya mı koysam... güzelliğin sonu yok, insanoğlu da bir o kadar doyumsuz."..

Gerçekten öyle.. nereye otursam diye düşündüğü bir an :))





Akşam gayet sakin.. iki lokantanın birinde yerel Thai yemekleri,  diğerinde ızgara balık ve et.. Bunlar açık havada, kapalı klimalı alanlarda değil.  Çatıları çalıdan ahşaptan...  ve tepede dönen serinletici vantilatörler..

Daha kapıda karşılanıp masanıza kadar eşlik ediliyor. Karşılama yine Thai selamı iki el birleşik, kafa hafif öne eğiliyor... yumuşak ve kelime sonlarını uzatarak hoşgeldiniiiz  selamlamaları..  Masalar çok zevkli hazırlanmış. Garson genç hemen gelip kumaş peçeteleri açıp kucağımıza seriyor.  Hemen buzz gibi su geliyor ve yumuşak seramik fincanlara doluyor..




Sipariş vermek kolay değil,,  çünkü menü bize tamamen yabancı.. iyice incelemek gerekiyor.. bu yüzden ben sahildeyken menülerin hepsini istedim.. güneşlenirken hepsini inceledim.. ;)) hazırız yani..

Sadece yemek seçmek yetmiyor, sosları da seçmek lazım.. Et ya da balığın yanına ne koyulacak onu da seçmeniz lazım..  yine de çok yardımcı oluyorlar, fikirlerini söylüyor, öneride bulunuyorlar..

Yemek yine çok sakin, etrafta yemek yiyen 10-15 kadar çift var. Herkes sohbet ediyor, şarap içiyor.. Garsonların pantolonları kısa paça, önlerinde kısa bir önlük var..  bir örnek parmak arası terlik giyiyorlar, tertemizler..

Akşam yemeğinden sonra herkes evine çekiliyor.. Biz tahta kapıyı açar açmaz zifiri karanlığın içine giriyoruz.. Bahçedeki bir ağacın altında ve oturma alanında loş ışıklar var ama bu karşıdaki ağaçlık alanı ve onun arkasındaki karanlık denizi aydınlatmıyor..  tam bir kara boşluk..





Karşıdakı adalarda bir tek ışık yanmaz mı.. biz denizlerimizde bir boşluğa bakmayız, hep karşıda bir-iki ışık olur!...   hayır burada yok..  sonsuz bir karanlık...  ben hemen içeri giriyorum.. Allah'tan perdeler kapalı, dışarısı görünmüyor..

Arka taraftaki banyoya geçerken taşların üzerindeki mumlar hala yanıyor.. bu alanda koridorun sağı solu cam yerine sadece sinek telleriyle kaplı, dışarı çıkıyor hissi yaşıyor, dışardaki tüm sesleri duyuyorsunuz..  bu alanda ara bahçeler var.. yer yer uzun uzun bitkiler dikmişler.. gece bu bitkilerin kalın yaprakları birbirine sürtüp hışırdıyor.. odadan duyulmuyor ama koridora çıkınca bu ses başka yerden geliyor sanıyorsunuz ;))

Bahçede çoğu alan  dökülen yapraklarla kaplı, tamamen doğal bırakılmış.. Bahçeye girer ve yürürken akşamları tek tük kücük kertenkelelerin  hışırtıları duyuluyor.. ;))  bazen de onları kaçarken  görebiliyorsunuz..

Gece dışarda oturmaya kalktığımızda küçük sinekler pek rahat vermiyor.  Bayağı ısırıyorlar.. sinek kovucu bir yakı koymuşlar bir kiremit balkabağı içinde duruyor ama biz hiç yakmadık, gece bahçede hiç oturmadık..

Sabah evin keyfini çıkarmak için dışardaki oturma alanında yer minderinde sabah kahvaltımızı yapalım keyif olsun deyip oda servisine sipariş verdik. Kapıdaki taşın gözlerini açtık..





Biraz sonra oda servisi geldi.. elinde koca bir kapaklı sepet.. önce bizi selamladı, günaydın dedi... sonra bize hic sormadan oturma alanındaki yer minderinin üzerine çömeldi, uzun sehpaya sepetinden çıkardığı peçeteleri, tabakları, çatal kaşığı yerleştirdi, siparişlerimizi yerleştirdi.. masayı hazırladı..   öylece bakakaldım..

O zaman  bir işin yapılmasının değil, yapılış şeklinin insanı daha çok mutlu ettiğini anladım..

Akşamüstü güneş etkisini kaybettikten sonra kapımızın önünde duran bize ait bisikletlere atlayıp adayı keşfe çıktık. Uzunca bır süre çıkış yolunu bulamayıp tesisin içinde dolandık.. sonra yolu bulduk..

Dar bir yol.. önce beton bir yol iken daha sonra ağaçlarn arasında toprak bir yola dönüştü..  toprak yolda da ağaç kökleri, taşlar.. tam bir surviver..

Ağaçlar sıklaştı, yemyeşil kocaman ağaçların gölgesinde daracık bir yolda uzunca bir süre gittik. Arada bir motosikletle giden gelenlere rastladık. Nereye varacağımızı bilmeden ilerledik. Planımız diğer taraftaki plaja varmaktı..




Sonunda birkaç derme çatma evin arasından geçip, tavukları kovalayıp denizi gördük..  Bu bir balıkçı koyu.. birkaç ev var.. denizde balıkçı kayıkları.. yine çoook uzun bir iskele..






Aslında harika bir doğası var ama balıkçı köylüleri çok dağınık.. her yerde çöpler, eşyalar.. dağınık... karmakarışık...  Kumsalı ve arkadaki yemyeşil tepeleriyle turistik olacak bu alan hiç te iç açıcı değil.. güneş batıyor.. harika bir manzara var.. plajın ilersinde güneş semsiyeleri görünüyor.. gündüzleri buraya gezi motorlarını getiriyorlarmıs..




İste diyorum.. bizim Naka da yaşadığımız da aynı ada.. burası da aynı adada... doğa aynı..dağlar, denizler, kumsal... aynı..  eskilerin bir lafı vardır.. bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur diye... aynen öyle.. insan bu güzelliklerin ziyanına çok üzülüyor..

Biz geri dönerken bir balıkçı yolun kenarında yıkanıyor... yüzünü sabunlamıs ama uzaktan boyamış zannetmiştim ;)) bembeyaz.. yolun kenarındaki tulumbadan su çekiyor.. Selamlaşıyoruz.. o kendi dilinden selam veriyor, biz Merhabaaa diyoruz.. O' nun haline gülüyoruz.. bazı evlerin önlerinde yer yaygılarında oturuyorlar, her şey dağınık, evlerin etrafı eşya dolu..

O zaman küçük bir adada küçük bir rüya yaşadığımızı anlıyoruz..

Tüm kaldığımız 4 gün boyunca ritüeller devam ediyor.. El üstünde tutuluyoruz..
Kanoyla denize açıldığımızda görevli çocukla birlikte Hamit'e Kaptan Cook adını takıyoruz ;)) gidene kadar öyle kalıyor..


Aksam üstü resimler çekiyoruz, dolaşıyoruz.. hep teşekkür ediyoruz..




Gideceğimiz günden bir gün önce odamıza mektup gelmiş. Yarın sizi 12:00' de odanızdan alacağız. 12:15 resepsiyon işlemleri, 12:30 iskeleden motora biniş, 13:00' de taksiyle hava alanına gidiş... hepsini ayarlamışlar.. biz hiç düşünmüyoruz ;))

Ertesi gün sabah denizin keyfini çıkarıp, güneşlenip hazırlanıyoruz.. Saat 12:00 de almaya geliyorlar.. işlemleri tamamlayıp iskeleye gidiyoruz. Bu sefer koca çana tokmakla sadece bir kere veda vuruşu yaptırıyorlar. Adaya gittiğimizi duyuruyoruz.. çantalarımızı görevli kızlar motora kadar taşıyorlar.

Biz motora binince ellerini birleştirip eğilip selamlıyor, sonra el sallıyorlar, biz de onlara teşekkür edip el sallıyoruz.. .. Motorda yine sadece biz varız.. motor çalışıyor ve arkasında köpükler bırakarak hızla uzaklaşıyor.

Hayatımda ilk defa bir tatil dönüşünde motorda gözlerimden yaşlar süzülüyor.. kendimi daha çok ağlamamak için zor tutuyorum..  Hamit le birbirimize sarılıyoruz..

Karşı kıyıya vardığımızda yine görevli gençler çantalarımızı sırtlarına takıp bizi taksiye kadar götürüyorlar. Taksimiz hazır bekliyor..  Oda numaranız 42 miy di?  evet.. tamam sizin taksiniz efendim.. taksiye oda numarası bildirmişler.. kapılar açılıyor.. bizi yerleştiriyorlar.. yine selamlıyorlar, teşekkür ediyoruz, el sallıyoruz ;))

Soför nereye? diye sormadan nereye gideceğini bilerek ilerliyor..

Naka Island ...  unutulmaz bir deneyim...  naturel bir tesis,  doğal bitki örtüsü, taşlar, ağaçlar, ipler, bisikletler, havuzlar, yemekler, mumlar,  tütsüler, ipli kapı çanı, uyuyan ve açık gözlü taş, sepetli oda servisi, hız motorları, kertenkeleler..sonsuz karanlık, balıkçı koyu, salıncak, hamak, kano, plajda soğuk şişede sular, fotoğraflar..

Karşılama, uğurlama.. hizmet.. selamlama.. aksam ritüelleri.. mumlar..kokular..

Yazıyı bitirecek bir cümle bulamıyorum..  sadece içimden teşekkür etmek geliyor.. tüm bu yaşadıklarım için.. hem de binlerce kere..































En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...