Ana içeriğe atla

Hawaii ALOHA





Dunyanin tatil cenneti.. Hawaii..

Havaalanı bizi ALOHA çiçekli yazısıyla karşılıyor.  Eski kabilelerin şarkıları çalıyor.
Her yer pırıl pırıl.

Havaalanindan daha bavullarımızı almadan kendimizi dışarda buluyoruz. Güvenlik çıkışı falan yok. Yaaa bavulları alacaktık derken sokakta kalabalığin peşine takılıyoruz. Başka bir binaya gidiyoruz, bavullar bu binada.. biz gidene kadar gelmiş zaten.. bu havaalanı en kolay dışarı çıktığımız yer oluyor.

Otelimiz alana cok yakın. Havaalanından hemen otelimizi arıyoruz, shuttle geliyor, rahatca gidiyoruz. Ingilizce aksanları çok değişik ne söyledikleri zor anlaşılıyor. Burada yerleşik halk tamamen Çinli.

Otobuse binip Hawaii`nin en meshur plajina dogru otobüse binip, merakla ilerliyoruz. Giderken  havadan gecen otoyolun altindan gidiyoruz. Burada da var. Altından geçmek çok kötü, üstünüz beton yığını ve geniş olduğu için karanlık. Neyse ki uzun sürmüyor, bu yol adanın içine doğru ilerlerken biz sahile doğru gidiyoruz.

Waikiki Plaji buranın en meşhur yeri. Buraları anlatmak için bazen kelimeler kifayetsiz kalabilir.



Upuzun kumsallar,  yemyesil palmiyelerle birlikte sahil boyunca uzanıyor.  Cadde boyunca ultra lüks oteller sıra sıra.  İçeri herkes girebiliyor, plajında oturabiliyor. Bizim oteller gibi değil.  Zaten her şey parayla satıldığı için yabancıların girmesinde bir sorun yok.. Kapılarda güvenlik ve görevliler olmadığı için ;  sizi süzen, gelip gideni kollayan hiç kimse yok :) Bu şahane bir duygu. Tam bir özgürlük ve eşitlik.







Biz Sheraton Otelinden sahile geçtik. Daha caddeden içeri girerken bahçenin bir köşesinde, geniş alanda orkestra kurulmus, birazdan müzik yapacaklar.. Kocaman ağaçlar, yeşillikler.. Otelin yarısı açık alan yarısı bina.. son derece lüks.


Kumsala yayildigimizda "geldik yaaaa Hawaii deyiz."  dedik... Iliman bir suyu var, deniz kumluk, yer yer kayalıklar var.  Yüzebiliyorsunuz ama birazdan dalgalar başlıyor. Hafif de olsa dalgalar sörf için harika bir deneyim sunuyor. Herkesin altında bir sörf.. kimi sadece ayakta duruyor, kimi ayakta kürekle sörfü itiyor, kimi yüzükoyun yatmış oynuyor.. Kumsalda yüzlerce turist, Amerika'dan, Avrupa'dan, Uzakdoğu'dan.. Pazar günü olduğu icin yerli halk da var.. plajlar dolu..





Öyle bir yerleşim ve tatil beldesi ki : şöyle anlatabilirim..  Sahil ve kumsal boylu boyunca kilometrelerce uzanıyor.. hemen arkasında oteller.. bu otellerin tamamı 5 yıldızlı.. uzun boylu olmalari Miami 'de guzel görünmezken burada hiç yormuyor, çünkü hepsinin mimarisi bir hoş, doğayla çok iç içe.. otellerin hemen arkasında cadde.

 


Bu caddenin sağı solu mağazalar, yeme-içme yerleri, kafeler, hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu. Denizde güneşlenip, hemen odalarında hazırlanıp, arka caddede hayata katılıveriyorsunuz. Her şey derli toplu,  çok kolay ve her şey her yer lüks..





Caddelerde sürekli sağı solu açık, püfür püfür, dışı  çeşitli Hawaii desenlerini yansıtan, rengarenk tur otobüsleri dolaşıyor.



Hawaii' nin simgesi olan desenli gömlek, herkesin üzerinde.. Çalışanlar, turistler.. etraf rengarenk..  Bir tatil beldesi düşünün herkesi rengarenk yaprak ve çiçek desenleriyle giydiriyor. Kadınların saçlarına orkideler, çiçekli tokalar taktırıyor. :) Erkeklerin gömlekleri rengarenk desenlerle dolu.



Her nereye baksanız inanılmaz güzel.. hediyelik dükkanları muhteşem.. neler yapmışlar, ne ince işçilikler.. ne ucuz.. . Yani turistler hem denize giriyor, hem yiyip içiyor, hem de alışveriş yapıyorlar.. Tatil deyince insanın aklına gelecek her şey var.


 


Burada günesin batışını seyretmek harika.. Denizin üzeri gün boyunca zaten yakamozlu, gece denizin üzeri muhteşem oldu.. Bir banka oturup batıncaya kadar seyrettik.. Doğanın tam içinde hissetmek böyle bir şey. Çok güçlü.. Kocaman okyanus, dev ağaçlar, kumsal, yemyeşil kırlar..

Ağaçların altı, çimenlerin üzeri akşamüstü gençlerle doluyor. Cesitli jimnastik hareketleri ve oyunlar oynuyorlar. Buralarda esas spor sörf olduğundan sanırım, dengeyle ilgili, artistik hareketlerle ilgili bir çok spor yapıyorlar. Bir ağacın gölgesine oturup saatlerce onları seyrettik.. Bir sirk cambazı gibiler.. spor okulundan gelmişler, saatlerce artistik denge hareketleri yaptılar..



Başka bir yerdeki ormanda piknik yapanlar, onların ötesinde  voleybol oynayanlar, onların ötesinde ağaçlara gerdikleri iplerde yürüyenler.. Onun ötesinde labut çevirenler..hulahop çevirenler.. bir de yaylı bir top çeviriyorlar onun adını bilmiyorum,  az da olsa futbol oynayanlar..

Buralarda her yerde sörf kiralanabiliyor. Sahilde sörf saati 10 dolar. Arka sokakta 5 dolar. Sörf dolu, bir çok çeşidi rengi var..  Tahtayi alan üzerinde ayakta duruyor.. hepsi bu.. duramayan da üzerine yatıyor.. aslında çok eğlenceli.. deniz derin olmadigi için inip binmek te çok kolay.. Spor yapmak için bir şey satın almanıza gerek yok, burada her şey kiralık.. balık adam elbiseleri, paletler, gözlükler, sörfler, bisikletler... tüm Amerika da böyle..bu yüzden gençler kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Bu yüzden Hawaii sörfte şampiyonlar yetiştirmiş..

Akşam olunca caddeler ışıklarını yakıyor. Yol kenarlarında  meşaleler yanıyor. İnanılmaz bir görüntü.... Caddeler insan dolu.. Mağazalar gece boyunca açık, hiç biri kapanmıyor.. barlar dolu.. Her yer çok güzel, yollar, ağaçlar, kafeler, her yer ışıklandırılmış. Nereye baksanız içiniz gidiyor.


Öyle şaka değil.. Pasifik Okyanusu'nun ortasında, yanardağlardan oluşmuş adaların üzerindeyiz. :))   Ancak Hawaii' de öyle güzel girintili çıkıntılı kıyılar oluşmuş ki, okyanus kıyısındaki ülkelerdeki gibi değil.. deniz daha sakin ve rengi daha güzel, daha sıcak.. Yer altından, suyun dibinden çıkan lavlar etrafa yayıldıkça buraya hayat vermiş. Fışkıran topraklar üzerinde yeşillikler, tarım arazileri oluşmuş, hayvan çeşitliliği artmıs.

Hawaii 'ye girerken uçakta bir beyan dolduruyorsunuz. Yanınızda meyve, sebze, et, canlı hayvan götürüyor musunuz? diye..  Bu yüzden daha havaalanında yanımızda yiyecek meyve falan varsa tüketiyoruz.. yoksa çöpe..  hem beyan alıyorlar, hem kontrol ediyorlar.. türleri korumak için önlem alıyorlarmış.

Hawaii 'de Uzakdoğulu insan çok fazla. Onların mutfakları da cok yaygın. Allah Allah buralara nereden gelmişler diyoruz. Çünkü Hawaii Amerika 'nın eyaleti. Herkes değişik şiveyle de olsa İngilizce konusuyor. Adadaki Uzakdoğu' lular yıllar önce şeker kamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere adaya getirilmiş.  Çin 'den, Japonya'dan, Portekiz'den gelenler olmuş.  Daha sonra Kore ve Filipinler'den ve Avrupa 'dan da göçmenler gelmiş. Bir çok ülkenin vatandaşından oluşan bir kültür çeşitliliği gelişmiş.

Farklılıklar bir arada yaşamışlar. Ortak dil olarak Ingilizce 'yi öğrenmisler ve kullanmışlar. O zamanlar 350.00 kişi tarlalarda çalışmak için gelmiş. 1959 yılında Amerika nın en son eyaleti olmuş..

Dosya:Flag of Hawaii.svg

Ancak adanın tarihindeki Büyük Britanyalılar nedeniyle Amerikan eyaleti olmasına ragmen kendi bayrağında hala İngiliz Bayragini taşıyor. Ne ilginç değil mi?



Buralara gelince şunu gördüm ki :  bu kıtalarda Amerika dahil binlerce göçmen vatandas birlikte yaşıyor.  Portekizli, Çinli, Japon, Filipinli, İspanyol, Italyan..  Farklı dilleri, dinleri, kültürleri ile birlikte uyum ve anlayış içinde yaşamayı becermişler.  Muhteşem bir ekonomi çeviriyorlar.

James Cook Hawaii'yi ilk Avrupalılara açan denizci.. Haritada Pasifikte yeni keşifler bulmak için nasıl dolaştığı görülüyor.  Hikayesinin sonunda da Hawaii'liler tarafından öldürülüyor. Anıt mezarı da burada..






Son gece dolaşırken ayrılık acısı düşüyor insanın içine.. Bir rüya bitecek diyorsunuz ve beklentiniz diğer ülkelerde giderek büyüyor :))  Ancak James Cook' un fethettiği diğer adalarıda görme sansımız olacak..  Yeni Zellanda, Avustralya..

Japonların ve Çinlilerin buralara yerleşmesi nedeniyle ABC denilen marketler her sokak başında. Ürünler inci gibi dizili, rengarenk, nasıl güzel el işleri, ne çeşitli ürünleri var.. İnsan mağazalardan gözünü alamıyor. Yiyecek içecekler çok makul fiyatlara..  Otobüs biletini bile günlük 2,5 dolara alıyorsunuz tüm gün geçerli..

Buralara gelen herkese mutlaka bir Hawaii ürünü satıyorlar. Üzeri Hawaii desenli T-shirtler 4 dolar. Hawaii desenli erkek gömlekleri 18 dolar. Tum turistler Hawaii kıyafetleri icinde.. Kadınların saçlarında Hawaii çiçekli tokalar, boyunlarında çiçek demetlerinden kolyeler, Hawaii desenli parmak arası terlikler,  çiçek ve palmiye desenli elbiseler.. İşte diyoruz turizm bu. Bir tatil cenneti böyle yaratılır..

Sahil boyunca piknik alanları, gölgelikler, oturma yerleri var. Piknik bir çok ülkede çok yaygın.. İnsanlar sezlong ve sandalyelerini sırtlarında taşıyorlar. Bu saldalyeler özel üretilmiş omuz askıları var, arkalarında da eşya koyma cepleri.. herkesin elinde bir yiyecek çantası soğutucu.. sandalyelerini açmışlar bir ağacın altında gel keyfim gel.. ortada bir tane kağıt parcası yok, her yer tertemiz..

Nasil kıskandımmm anlatamam..  İşte daha önce bahsettiğim insana yaşam alanı sağlayan şehirler.. Tüm şehir sizin.. her şeyiyle sizi ağırlıyor..  Sabah ılık ve güneşli bir havaya uyanıyorsunuz, sizi hiç terletmiyor, aksam üşütmüyor, nem yok..

Neyi görsek fotografini cekmek istiyoruz.  Hawaii nin niye boyle uzak olduğuna üzülüyoruz.. Biz Los Angeles`tan uçağa bindik.  yolculuk 8,5 saat sürdü.  Turkiye den gitsek nerdeyse iki katı.. Dunyanın bir ucu denir ya öyle.. 

Hawaii bizi büyüledi..  Havaalanında uçağa binerken bile koridorun sadece yarısı cam..  yarısı açık hava.. dışarı bakınca uçağımız görünüyor.  Dışardaki havayı hissediyorsunuz.. Öyle kapalı koridorlar yok..  yani sonuna kadar tatil..  :))  Uçakta bizi Yeni Zellanda' nın  mor çiçek desenli gömlekli, saçları topuzlu hostesleri karşılıyor. Bu yüzden yabancılık çekmiyoruz :))

Hele uçağa bindiğimizde New Zealand Havayolları'nın gösterdiği güvenlik filmi bize ayrılık acısını unutturuveriyor..:))   Böylece Hawaii'den gülümseyerek ayrılıyoruz..


Bu blogdaki popüler yayınlar

PHUKET ! Sen Bize Ne Yaşattın Öyle?

Phuket 2014 yılında yaptığımız Dünya Seyahatine imzasını atmıştı. Patong sahilinde yaşadığımız keşmekeş ve memnuniyetsizlik üzerine "Acaba gitmesek mi?" dediğimiz Naka Island ile bizi şaşırtmış ve sıra dışı bir turizm anlayışı ile sonunda "İyi ki geldik, biz ne yaşadık böyle" dedirtmişti. Bu ikici gidişimiz pek de heyecan verici değildi. Yine de doğal güzellikler vaat eden adalarını görecek olmamız değişik geldi. Otelimizden sabah erkenden çıkıp yarım saatlik bir yolculuktan sonra Phuket'in güzel marinasına ulaştık.   Marinanın adı Royal Phuket Marina. Marinaya bir tabela asmışlar "Bu marina Asya'nın ilk ve tek karbonsuz marinasıdır" diyor. Bu da bana çok enteresan geldi. Arkamızda öyle yazıyor :) Elektrik kablolarının binlercesinin direklerde sallandığı, çevresel düzenlemelerin en alt seviyelerde olduğu bu coğrafyada ilginç bir yaklaşımdı. Sonra bunun ne anlama geldiğini merak ettim. Deni...

Corona Virüs'ün Cruise Seyahati

Tarihte gemi ile yaşanan facialar çoktur.  Titanik :  1912 Yılında daha ilk seferinde buz dağına çarparak, çarpma anından itibaren 2 saat 40 dakikada 1514 kişi ile sulara gömülmüştü. Sonra ortaya çıktı ki ; gemide kurtarma için yeterli filika yoktu. Oysa gemi en ileri teknolojilerle üretilmişti ve batmaz gemi olarak anılıyordu, battı. Struma : 1941'de İkinci Dünya Savaşı sırasında 790 Romanya Yahudisi katliamdan canlarını kurtarmak için kiraladıkları bir kömür gemisiyle Filistin'e gitmek üzere yola çıktılar. Geminin motoru arıza yapınca Sarayburnu açıklarına demirledi.  9 Hafta boyunca yolcusunu indirmesine izin verilmediği için öylece kaldı. Karadan motorlarla gemiye yiyecek ve giyecek yardımları yapıldı. Motoru tamir edilemeyince Karadeniz'e çektirildi ve burada Sovyet denizaltısı tarafından patlatılarak batırıldı. Bu gemiler  acizlikler, ihmaller ve kasıtlarla anıldı. Şu günlerde dünyayı ayaklandıran Corona virüs salgınının bir parçası olan Diamond Princess...

Alper Gezeravcı'dan Önce Ben Varım

Bugünlerde TV'lerde sürekli haber ve reklam dolaşıyor. Tarihimizde ilk defa bir Türk astronot uzay mekiği ile araştırmalar yapmak üzere araştırma ekibine katıldı. Mekiğin fırlatma anında meydanlara çadırlar kuruldu, sahnelerden yayın yapıldı ve canlı olarak hep birlikte geriye sayıldı.  Yapılan konuşmalar, Türkiye'nin teknoloji hamlesi, TRT'de spikerin NASA bekle bizi geliyoruz babında söylemlerini görünce ben Türkiye'den bir uzay mekiği gidiyor sanmıştım. Meğer her şey aynı giden bizim astronotmuş. Bu da gurur tabii, bravo Alper.. Ancak bundan yaklaşık 5-6 yıl evvel ben de NASA'da astronot olmuş, uzay mekiği simulatörüne binmiştim. Uzun zamandır bu hikayemi anlatmak istemiştim ama olmadı. Şimdi tam zamanı diyerek tekrar hatıralarıma geri döndüm. Uzay mekiğinin fırlatıldığı Cape Caneveral uzay üssü, aynı zamanda binlerce insanın içini dolaştığı bir müze. Müze demek de haksızlık olur çünkü burada hem geçmiş hem gelecek var.  Sabah erken saatlerde girip akşama kadar b...