Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Amerika Yerlileri ve Arşivleri

Yeni kıta.. birilerine yeni umutlar ve fırsatlar sunarken birilerini de hızla dönüştürmüş.. yok etmiş.. Önce çocuklardan başlanmış.. İşte o asimilasyon süreci ; ABD’nin  Avrupa'dan  yoğun göç aldığı dönemde Amerikan yerlilerinin kültürel değerlerinin yükseltilmes i olarak tanımlanan bir asimilasyon süreci yaşanmış.  Bu dönemde  ABD Kızılderili yatılı okulları  bu kültürel  asimilasyonda  en etkili odaklardan biri olmuş. Edindiğim bilgiye göre ;   Hristiyan grupların da desteğiyle asimilasyon görevi gören okullarda özellikle yerli çocuklara eğitim veriliyormuş.  Okuma- yazma ve temel aritmetik haricinde teknik okul şeklinde müfredata sahip olan kurum aynı zamanda tarımsal üretim alanında da çocukların becerilerini geliştirmeye yönelikmiş... Öğrenciler bu zorunlu tarımsal çalışmalar sırasında bölge ekonomisi için ucuz iş gücü de sağlamaktaymış Pensilvanya 'da bir yatılı okul.. Kızılderili olmaktan Batılı olmaya yolculuk.. ...

Neden Geziyoruz?

Aradan 3 yıl geçtikten sonra Amerika yeniden gündeme geldi.  Üç yıl oraları özlemek için aslında uzun bir süre. Bizim gündemi düşünürsek bir an önce oksijen alabileceğimiz bir havaya kavuşmak, biraz uzaklaşmak, farklı bir kültüre entegre olmak, yaşam standartlarımızı değiştirmek, kurallara, insanlara, sisteme uyum sağlamak müthiş iyi geliyor. Bu yüzden uzun olmalıydı.  Dünya turumuzda  Amerika kıtasında bir ay kalmıştık ancak bu Güney Amerika'yı da kapsıyordu.  Bir daha gider miyiz?  diye düşündük..  Evet.. Evet.. Evet.. Hatta bu sefer görmediğimiz başka yerleri de eklemeliydik.. Elimizde Amerika'nın bize  "istediğin zaman gel. "  dediği  10 yıllık vizemiz bize göz kırpıyordu. Böyle uzun süreli seyahatleri planlayacak ve gerçekleştirecek fiziksel gücü de iyi kullanmak gerekiyor. Bu yüzden zamanlamalar çok önemli.. Hayal ettiklerimizi gerçekleştirmek için eş zamanlı bir çok şeye ihtiyaç var.  Zaman, para, sağlık, istek, ...

Tutunamayan Biriyle Eczacıbaşı'ndan Avon'a..

Avon'da Bölge Satış Şefi olarak çalışıyordum. İşlerim çok yoğundu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi İstanbul'un Avrupa yakasındaki tüm ilçeler ve  Çatalca, Silivri, Tekirdağ, Çorlu, Kırklareli'nin de dahil olduğu  geniş bir alanda çalışıyor, büyük bir satış ekibini ve hedefini yönetiyordum. Depremin ardından  ailecek düzenimizi oturtmuş ve annemlerin yıkılan evlerine karşılık bizim yanımıza Mimaroba'ya yerleşmelerini sağlamıştık ama bu sefer de babamı kaybetmiştik. Babamın vefatı beni çok etkilemişti..  Neredeyse enerjimi tüketmiştim. Bu arada hızla kilo vermeye başlamıştım. Sindirim sistemim iyi çalışmıyor, hastalık ve ölüm korkusu üzerime yapışıyor, geceleri babam aklıma gelince burnumun direği sızlıyordu. Uğraştığımız şeylerin ne kadar boş olduğunu ve anlamsız olduğunu düşünüyordum, tutunamıyordum.. Sağlığımı düzene sokamayınca doktoruma gittim,  "sağlıklısın, tüm yaşadıkların psikolojik"  dedi.. Sindirimi düzene sokacak bir ilaç ver...

Çıraklık Dönemim.. Çınarcık'ta Bir Pansiyon, Aytepe'de Bir İstasyon..

Babam zaten otelcilikten geldiği için, yabancı dilinin olması, turistlerle mükemmel anlaşması ve eğlenceli kişiliği nedeniyle turizmi çok seviyor  ama patronlarla da uyuşamıyordu. Annemle ilk evlilik yıllarında  Ankara'da bu sektörde çalışmış ve çok iyi paralar kazanmış ama patron anlaşmazlıkları ve fikir uyuşmazlıkları nedeniyle bir çırpıda ayrılıvermişti.   Bu yıllarda daha ben doğmamıştım.. Daha sonra da İstanbul'a gelmiş ve Hilton'da uzun yıllar çalışmış ve oradan da emekli  olmuştu. Babam emekli olduktan sonra boş durmamış ve yeni iş alanları keşfetmeye ve girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Önce Antalya'da bir otele  yönetici olmuş, ama biz tatile çıkıp ta yanına gidene kadar  işi bırakıp geri dönmüştü. O zamanlar  ortaokuldaydım.. Patronun çok cimri olduğunu,  babam lekeli ve rengi dönmüş çarşafları değiştirmek gerektiğini söyleyince itiraz ettiğini, babamın da tüm çarşafları çaresiz boyamaya gönderdiğini  ve türlü hi...

Mustafa Koç

Mustafa Koç  ansızın aramızdan ayrıldı.  Acı haberi aldığımda gözlerim yaşarmıştı. Hiç bir anım olmamasına ve hakkında çok şey bilmememe rağmen  Türkiye'nin aydınlık yüzünü temsil eden bu adam için bir değerimizi kaybettik dememek elde değildi. Hamit'le birlikte Taksim'e gitmişken bir taziye bildirmeden dönmeyelim dedik ve Divan Oteli'nin yolunu tuttuk. Hava kararmaya başlamış, kar yağmaya devam ediyorken otelde uzun bir taziye kuyruğuyla karşılaştık. Böylesi bir taziyeyi ilk defa yaşıyordum. Otelin girişinden alt katına kadar kuyruk ilerliyordu. Takım elbiseli, kravatlı, paltolu beyler, saçları bakımlı şık giyimli kadınlar..  Siyasetçiler, sanatçılar, iş adamları ve biz.. Otelin giriş katında beklerken  etrafa bakıyor ve Gezi olayları sırasında otelin giriş katının gençlere açıldığını  ve  destek verildiğini hatırlıyorum. Burası otelin resepsiyonu.. içeri gaz bombası atılmışken..  Tavandan sarkan kırmızı kocaman ihtişamlı avizeler...

Kadınlar Günü

Suffragette..  Film  İstanbul'da bile çok az sinemada oynuyor.  Gümbürtüye giden bir çok şeyin arasında bu film de geçmişte verilen gerçek bir mücadeleyi anlattığı halde  eğlenceli filmlerin arasına maalesef girememiş.  Sakın siz de okumaktan sıkılıp yazımı yarıda bırakmayın..  Sizinle  çok enteresan şeyler paylaşacağım. Bizde  filmin adı  Diren   konulmuş. . ..   İngilizce'de   " Oy Hakkı"  a nlamına geliyor.  "Protesto yoluyla,  oy kullanma hakkını arayan kadın."    demek..   Film İngiltere'de  kadınların seçme-seçilme hakkı elde etmek için nasıl mücadele verdiklerini anlatıyor.  Aynı bizim gibi..  😓  Çok merak ettim bizde de böyle bir mücadele var mı acaba? diye Google'dan arayınca  Atatürk'ün bu şahane giyimli kadınlarla  fotoğraflarını buldum. İngiltere' yi arayınca mücadele eden kadın fotoğrafları, mücadelenin tarihi, resiml...