Ana içeriğe atla

Antakya bize "Kim Olursan Ol Gel" dedi..


Adana'daki eğitimden sonra ayrılmıyoruz ve hafta sonu için Antakya turu yapıyoruz.
Bizim birlikte mutlu olmamız için bir yerlere gitmemiz ya da dolaşmamız gerekmiyor. Birlikte olsak yeter..saatlerce konuşabiliriz..
Birlikte olmak için önemli işlerimizi erteleyebilir, birlikte kalabilir, birbirimizin giysilerini giyebiliriz..
 Herkes birbirinin kardeşidir, arkadaşıdır, can yoldaşıdır, sırdaşıdır, bunun yanında iş arkadaşıdır :)


Ayrılmayalım.. eğitimden sonra Adana'dan ayrılıp birşeyler yapalım...Antakya'ya gidelim :))
Tur Liderimiz Nalan.. nereler gezilecek? nerede kalınacak?   hepsini ayarlamış..
Otantik bir yerde kalıyoruz. Bir odada iki kat var.. içerden merdivenli..
Üst katta bir kişi, aşağıda iki kişi kalıyor.

İlk gün gezilecek yerleri dolaşıp, muhteşem yemekler yiyip, akşam ne yapalım diye düşünüyoruz. Antakya'nın daha önce iki kez konakladığım, bana göre en güzel oteline gitmeye karar veriyoruz. Bu sefer orada konaklamıyoruz ama oturup iç avlusunda bir kahve içeriz diye düşünüyoruz.


Savon  Otele gidiyoruz.  Avlusunda kına gecesi yapılıyor. Masalar düğün masası gibi hazırlanmış, ortada dans ediliyor.  Kenarda duran bir yuvarlak boş masaya  "oturabilir miyiz?"  deyince buyur ediliyoruz.
Geceye davetliymişiz gibi eğlenmeye başlıyoruz.. (Biz sadece kahve içiyoruz)..




Gece bitince otelde bir gezinti yapıyoruz. Biz merdivenlerden aşağı inerken Damat adayı yukarı çıkıyor. Bu geceye bizim davetsiz misafir olduğumuzu söylüyoruz. "Ne demek başım üstünde yeriniz var" diyor.  Eğlenceye katılmadan önceki oturalım, yok oturmayalım ayıp olur  tartışmalarımız boşa çıkıyor.

Otelin resepsiyonunda resim çektirirken her bir pozda öyle çok gülüyoruz ki:  otelde çalışan bir bey "Allah sizi güldürmeden alıkoymasın.. Bunca zamandır burada çalışıyorum, böyle neşeli bir grup görmedim" diyor :))

Ertesi gün Pazar.. Bir gencin tavsiyesiyle "Kiliseye gidin..çok eğlenceli gitar bile çalıyorlar " deyince kiliseye gitmeye karar verip,  merak ediyoruz.. Pazar sabahı erkenden hazırız.. ara sokakları da dolaştıktan sonra kilisede en ön sıraya diziliyoruz.

Bizden başka 7-8 kişi daha var. Power Point 'te hazırlanmış, inanışlarını anlatan bir slayt gösterisi izleyip aynı anda piyano ve gitar dinliyoruz. Herkes kendi içinden kendi duasını ediyor..  Sunum bir saat sürmüştür sanırım.. Merakla ve ilgiyle izledik. 

Papaz (bu arada Uzakdoğu'dan gelmiş, çok genç).. Bitiminde bir haftalık kilise planını açıklıyor.. 
Yabancı dil kursu, alt katta hobi salonu ve diğer aktivitelerin günlerini yayınlıyor. 
Konuşma bitince hepimizi alt kata ikram için davet ettiklerini söylüyor. 

Hep birlikte, diğer vaaz dinleyenlerle alt kata geçiyoruz. Büyükçe bir salon.. Bize kek ve çay ikram ediliyor. Oturmak için koltuklar, duvarda bir kütüphane, çeşitli kutu oyunları ve birkaç masa var.
Garibimize gidiyor, herşeyi inceliyoruz..

Antakya'da gittiğimiz otelde davetli olmadığımız halde Kına Gecesinde misafir edildik. Ertesi gün de bir Kilise'de Müslüman olmamıza rağmen misafir edildik..
İşte bu anlarda insanın kucak açmasının değerini, ön yargılar ve klişeler olmadığında nasıl şaşırtan şeyler yaşadığımızı gördük.. derin düşüncelere daldık.. aramızda birçok şeyi tartıştık.. 

Mevlana'nın dediği gibi :
"Gel, gel, gel...Ne olursan ol gel.. Kim olursan ol gel... Tövbeni yüz kere bozmuş olsan da gel..."
Bu çağrıyı yapan da katılanın da sanırım birçok hikayesi olacaktır.

Yaşadığımız şey bir şehrin sokaklarında dolaşmak, binalarını seyretmek, resmini çekmekten farklıydı..
 Ben içine çeken, dahil eden, benimle konuşan şehirleri  ve bu şehirlerin kim olursan ol gel.. çağrısını seviyorum.. ancak böyle anlayabiliyorum.. bütün hikayeler de böyle çıkıyor..

Sonra dönüp resmimize baktığımda  insanlara, şehirlere, durumlara cesaretle yaklaşan, hem giden hem de kim olursan ol gel.. diyen  arkadaşlarımı seyrediyorum. Onları bu yüzden çok seviyorum..

Gezimiz bitince kendimize ödül veriyoruz... Birlikte "Atom"  içiyoruz :))
Yine hayat paylaşınca güzel.. Hem de çook güzelll...






Yorumlar

  1. ben hala hergece sırf sizi görebilmek adına facebooka giriyorum.iyiki varsınız.ekolüm ablam canım müdürüm benim(banu)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

PHUKET ! Sen Bize Ne Yaşattın Öyle?

Phuket 2014 yılında yaptığımız Dünya Seyahatine imzasını atmıştı. Patong sahilinde yaşadığımız keşmekeş ve memnuniyetsizlik üzerine "Acaba gitmesek mi?" dediğimiz Naka Island ile bizi şaşırtmış ve sıra dışı bir turizm anlayışı ile sonunda "İyi ki geldik, biz ne yaşadık böyle" dedirtmişti. Bu ikici gidişimiz pek de heyecan verici değildi. Yine de doğal güzellikler vaat eden adalarını görecek olmamız değişik geldi. Otelimizden sabah erkenden çıkıp yarım saatlik bir yolculuktan sonra Phuket'in güzel marinasına ulaştık.   Marinanın adı Royal Phuket Marina. Marinaya bir tabela asmışlar "Bu marina Asya'nın ilk ve tek karbonsuz marinasıdır" diyor. Bu da bana çok enteresan geldi. Arkamızda öyle yazıyor :) Elektrik kablolarının binlercesinin direklerde sallandığı, çevresel düzenlemelerin en alt seviyelerde olduğu bu coğrafyada ilginç bir yaklaşımdı. Sonra bunun ne anlama geldiğini merak ettim. Deni...

Corona Virüs'ün Cruise Seyahati

Tarihte gemi ile yaşanan facialar çoktur.  Titanik :  1912 Yılında daha ilk seferinde buz dağına çarparak, çarpma anından itibaren 2 saat 40 dakikada 1514 kişi ile sulara gömülmüştü. Sonra ortaya çıktı ki ; gemide kurtarma için yeterli filika yoktu. Oysa gemi en ileri teknolojilerle üretilmişti ve batmaz gemi olarak anılıyordu, battı. Struma : 1941'de İkinci Dünya Savaşı sırasında 790 Romanya Yahudisi katliamdan canlarını kurtarmak için kiraladıkları bir kömür gemisiyle Filistin'e gitmek üzere yola çıktılar. Geminin motoru arıza yapınca Sarayburnu açıklarına demirledi.  9 Hafta boyunca yolcusunu indirmesine izin verilmediği için öylece kaldı. Karadan motorlarla gemiye yiyecek ve giyecek yardımları yapıldı. Motoru tamir edilemeyince Karadeniz'e çektirildi ve burada Sovyet denizaltısı tarafından patlatılarak batırıldı. Bu gemiler  acizlikler, ihmaller ve kasıtlarla anıldı. Şu günlerde dünyayı ayaklandıran Corona virüs salgınının bir parçası olan Diamond Princess...

Alper Gezeravcı'dan Önce Ben Varım

Bugünlerde TV'lerde sürekli haber ve reklam dolaşıyor. Tarihimizde ilk defa bir Türk astronot uzay mekiği ile araştırmalar yapmak üzere araştırma ekibine katıldı. Mekiğin fırlatma anında meydanlara çadırlar kuruldu, sahnelerden yayın yapıldı ve canlı olarak hep birlikte geriye sayıldı.  Yapılan konuşmalar, Türkiye'nin teknoloji hamlesi, TRT'de spikerin NASA bekle bizi geliyoruz babında söylemlerini görünce ben Türkiye'den bir uzay mekiği gidiyor sanmıştım. Meğer her şey aynı giden bizim astronotmuş. Bu da gurur tabii, bravo Alper.. Ancak bundan yaklaşık 5-6 yıl evvel ben de NASA'da astronot olmuş, uzay mekiği simulatörüne binmiştim. Uzun zamandır bu hikayemi anlatmak istemiştim ama olmadı. Şimdi tam zamanı diyerek tekrar hatıralarıma geri döndüm. Uzay mekiğinin fırlatıldığı Cape Caneveral uzay üssü, aynı zamanda binlerce insanın içini dolaştığı bir müze. Müze demek de haksızlık olur çünkü burada hem geçmiş hem gelecek var.  Sabah erken saatlerde girip akşama kadar b...