Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hayatımızın Lego'sunu Oynadık..

Emlak Bankası'nın açık arttırmasından elimizde iki dükkanla eve dönmüştük.. Bizim her iki dükkanı ödeyecek gücümüz yoktu. Ancak vazgeçersek yatırdığımız muhammen bedel de yanacaktı. Bu tutar da küçümsenecek bir rakam değildi.. Öyle "vazgeçtik yakalım geçelim"  diyeceğimiz bir rakam değildi.. Hamit ilk olarak kendi paramızın üzerine arkadaşlardan, akrabalardan ne kadar para toplayabileceğini hesapladı.. İkinci dükkan için sağa sola arkadaşlara, tanıdıklara  "gelin bu dükkanı siz alın"  diye teklifte bulundu..  O zaman kuş uçmaz kervan geçmez bu yerleşim için kimse yatırımda gönüllü olmadı..  girişimlerimiz olumlu bir sonuç vermedi.. Emlak Bankası bize yaklaşık  BİR AY  sonra ödeme için gün verileceğini ve resmi  mektubun elimize geçmesinden itibaren sürenin başlayacağını söylemişti.  Biz düşünürken mektubun gelmesini hiç istemiyorduk.. BİR AY da ne yapılabilirdi? para nasıl bulunurdu? Kara kara düşünmeye başlamıştık.. Şimdi hayatımızın...

Evdeki Hesap Çarşıya Uymadı ...

Şenol Bey eşyalarını toplayıp Levent'e gitmiş, ben de Eczacıbaşı'nda yandaki fabrikaya geçmiştim.. Tüm çalışanları zaten tanıyordum ama onlarla birlikte hiç çalışmamıştım.. Koca koca kazanlarda mikrop üreten bir fabrikaydı..  antibiyotik hammaddesi üretiliyordu. Üretim tamamen  Eczacıbaşı'nin İlaç fabrikasına  yapılıyordu.  Bu nedenle organizasyonu küçüktü.   Çalışanlar ve yönetim kadrosunun çoğu neredeyse Mühendisti.. Ben burada çalışıyordum ama yöneticim yoktu. Bu fabrikada kimseye bağlı çalışmıyordum. Eczacıbaşı'nın yönetim anlayışıyla huzurlu bir şekilde çalışıyor olsam da artık kendimi geliştireceğim bir işim yoktu. Gidip geliyor, işimi yapıyor,  paramı alıyordum.. Üretim sürekli  Kalite Yönetim Sistemleri üzerinde çalışıyor,  ürün ve hizmetlerinin Uluslararası Standarda uygun olarak üretildiğini gösteren onayı alıyor ve kutlamalar yapılıyordu.. Yine böyle bir güzel günde ISO 9001 kalite belgesi alınmış... tüm personel ve iş...

Eyvah ! Her şey değişiyor...

Eczacıbaşı'nda yönetim değişikliği oluyordu. Benim Genel Müdürüm  Şenol Bey  Eczacıbaşı İlaç'a  Levent'e gidecek,  Yönetim Kurulu Üyesi ve Danışmanı olacaktı.   Emekliliği çoktan gelmiş ama görevine uzun süre devam etmişti. Eczacıbaşı'nda yönetim böyleydi..  Görev süresi bitip emekli olanlar Yönetim Kurulu'na alınıyor ve buradaki görevleri kurum içinde yine devam ediyordu..   Yani Eczacıbaşı kendisine yıllarca emek verenleri yine kurum içinde tutumaya devam ediyordu.. Şenol Bey'in  yerine ise yurt dışından yeni dönmüş olan Sedat Birol geçecekti. Sedat Bey geldiğinde bizim fabrikanın yanındaki  Eczacıbaşı'nın antibiyotik hammaddesi üreten şirketinde Genel Müdür olarak atanmıştı ve iki yıldır burada çalışıyordu.   Şimdi daha büyük bir şirkete Genel Müdür olacak ve her iki şirketi de yönetecekti..  Özgün Kimya antibiyotik üreten,  üretimde de yılların tecrübeli elemanlarının çalıştığı yönetimi küçük bir ...

Güngör Tuncel Benim Nikah Şahidimdi....

Benim iş yerimde çok sevdiğim, saygı duyduğum, bir çok güzel anı paylaştığım Güngör Bey'i kaybetmişiz.. Ne acı telefonda konuştuğumuz halde bir türlü yanına gidememiş olmam.. Ne acı sevdiklerimizin böyle ansızın gidivermesi..  Yine kalbimizi dolduran duygular kalbimizde kaldı..  yıllar sonra yine sevgimizi söylemek için   ya vermeye az bulduk ya da vakit olmadı ..                                                           ------------------------- Güngör Bey'le çalıştığım günler için   tıklayın..

Bir Makbuz Her Şeyi Değiştirdi..

Eczacıbaşı'ndaki bazı arkadaşlar yatırım için  bir kooperatife giriyorlardı.  Kağıthane'deki bu kooperatifin sahibi bizim işyerine de gidip geliyordu.   Gerekli peşinatımız vardı, taksitler de zaman içinde ödenebilirdi.. Nasılsa artık kendi evimizde oturuyorduk, kira ödemiyorduk.. Hamit'le konuştuk  "tamam girelim"  dedik.  Ben peşinatı yanıma alıp iş yerime gittim..  (Bankaları o zamanlar şimdiki gibi kullanmıyorduk)..  Kooperatifin sahibi geldi, şartları görüştük.. Her şey tamam. Bu son günü iyi değerlendirmek istiyorum çünkü günlerden Cuma ve ben izne ayrılıyorum. Pazartesi günü  ailecek Kemer'e tatile gidiyoruz :) Kooperatif sahibine paraları saydım.. her şey tamamdı..  (31 Ocak 2005 'ten önce bol sıfırlı paralarımız..) "Karşılığında bir makbuz vermeyecek misiniz?"  diye sorunca.  "Yanıma almadım, sonra veririm!" dedi..  Bunu kabul edemeyeceğimi, yola bu parayla çıktığında başına bir şey gelse paralar ç...

Bugün Bir Arkadaşı Kaybetmenin Derin Hüznünü Yaşadık..

 Hamit'in,  Nuri'nin,  Vedat'ın,  Murat'ın,  Mahmut'un   40 yıllık arkadaşı... Uzun zamandır  Hamit'i  camdan dışarı yüzünü çevirmiş, iç çeke çeke ağlarken  hiç  görmemiştim..  Tuğrul..   Her zaman sevecen gülüşün..   zekice esprilerin,   hayata yumuşak ve ılımlı bakışın,    umutsuzluğa düşmeyen kalender tavrın..  Hiç sesini yükseltmeden ve hiç sinirlenmeden kendini ifade edişin..   Gençlik anılarınızda yaşadığınız ve senin anlatımından   Bakırköy sahil,   Florya ,   Memduh Ün..   ve "Ne biçim lastik buuu" Hiç hafızalarımızdan silinmeyecek..  Seni çok özleyeceğiz.. Beklenmedik bir anda bizi  erkenden  hüzünlü bıraktın..  Mekanın Cennet olsun Canım Arkadaşım..

Kadının Şiddet Görmesini Bir Başka Kadın Engelleyebilir !

Kadının dövülmesi gereken haller : Yemeği yakması Kocasına karşılık vermesi Parayı lüzumsız yere harcaması Çocuklarının bakımını ihmal etmesi Cinsel ilişkiye girmeyi reddetmesi Söz dinlememe İzinsiz bir yere gitme Görüşme yasağına rağmen ailesiyle görüşme Dayak yiyen kadınların %64 ü  kadınların   dayağı hak eden  davranışlarda bulunduğunu kabul etmişler.. Mor Çatı'ya sığınan kadınların %45'i Balayı dönemi sonunda %1 i ilk çocuklarına hamileyken %10 unun ise doğumdan sonra  dayak yemişler, şiddete uğramışlar. Şiddetsiz bir kültür oluşturmak ??  mümkün mü??  Dayak yiyen kadınlar bunu terbiye olarak görürken.. onlar da kendi çocuklarını dövecekler.. Kuşaklar boyunca bu davranışın örneklenmesi Çocuğun bu kişileri rol model alması nedeniyle Dayak =  Terbiye olarak algılanmakta.. Ailenin Korunmasına Dayalı Kanun 'dan en çok Ege bölgesindeki kadınlar yararlanmış. 28 İlde ise kadınlar hiç dava açmamışlar..   Bu...

Sevgililer Günü..

Herkesin sevgisini istediği gibi ifade ettiği gün.. Eşe ya da sevgiliye verilen içinde sevgi mesajları, aşk şiirleri yazan kartlar.. Kalp şeklinde kutulara gizlenmiş hediyeler... Çikolatalar.. Çiçekler.. Baş başa yenilen yemekler.. Sevgiyi söyleme günü... Aslında çoğumuz   Behçet Necatigil 'in şiirindeki gibi yaşıyoruz..  O'nun bu şiiri benim hayatımın şiiridir. Bir çok kişi tarafından seslendirildiği halde hepsini dinlemiş ama bir türlü hiç bir versiyonu beğenmemişimdir.  Bu şiiri ancak herkesin kendi iç sesinin anlamlı okuyacağını bilirim. Şiir der ki ;  Bitmeyen işler yüzünden kendimizi tam olarak ifade edemedik, sevdiklerimizin yanında olamadık.  Hep geriye dönük keşkelerimiz oldu. Hele kaybettiklerimizin arkasından.. Henüz kaybetmediklerimiz için de nasılsa söyleriz daha çok zaman var diye düşünürüz.. Kim bilir en son ne zaman birine O'nu sevdiğimizi söyledik.. Ya da bize en son ne zaman söylendi? Aslında bir bakışımızla sevgimizi anla...

Bir Güzel Hikaye : Eczacıbaşı

Erenköy'den işime gidip gelmeye devam ediyorum..  Ofisler değişti, fabrika kalabalılaştı, bir çok yeni kişi işe alındı..  Eczacıbaşı'nda 10. yılımı kutladım..  Ödülümü Şakir Eczacıbaşı'nın elinden aldım.. Bu benim için büyük bir onurdur.. Öyle bir ortamda çalışıyorduk ki.. gidip gelmeler, yollar sorun olmuyordu.. Mutluydum.. Çok iyi dostluklar kurmuştum.. Yılbaşı günlerinde akşam yılbaşını evimizde kutlamadan önce fabrikada  kutlardık..  Arkadaşlar bir odada toplaşır, şarkılar söyler eğlenirdik.. Aynı zamanda bir şeyler yer içerdik :) Böyle günlerde Hamit'te ofise gelir, kutlamaya dahil olurdu..  30 Aralık 1994...  Yılbaşı.... Fabrika Müdürü yöneticim Şenol Bey çok saygı duyduğum, anlayışlı, babacan, esprili, sıcak bir yöneticiydi.  Cumartesi günleri Şenol Bey çalışmazdı...  ancak çoğunlukla  1-2 saat uğrardı.. ne var ne yok bir kolaçan ederdi.. Bazen de kendisi Samsun'lu olduğu için  Cumartesi günl...