Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İlk Tatilin TREN Maceraları

İlk yurtdışı tatilimize 1985 yılında çıktık. Bundan tam 40 yıl önce.. o zamanlar Türkiye kapalı bir ekonomi.. ithalat diye bir kavram yok, burada üretip burada tüketiyoruz. Yabancı markaları ve elektrikli aletlerin markalarını duyuyoruz ama kullanamıyoruz, bizde yok.. Otobüslerimiz, ulaşım araçlarımızda otomasyon yok, biletçiler çalışıyor. Sirkeci ve Haydarpaşa tren garlarında 2-3 peron var.   En çok minibüsleri kullanıyoruz.  Şimdi bile birçok şeyi farklı görüp şaşırırken 40 yıl önce nelerin farklı olduğunu bile bilmiyorduk. Bu ilk seyahatimiz boyunca bilmediğimiz şeylerin üstesinden gelmemiz gerekti..  Tren garlarındaki makinalardan biletler aldık. Bize garip geliyordu.. makinalar çok zordu.. nereye gideceksen seçiyorsun, saati belirliyorsun, parayı denkleştiriyorsun, bileti alıyorsun.. Ne uzun süreçti.. Oysa bizim biletçilere söyle.. tamam.. Bir de makinaların dilini anlamak lazım, o ayrı dert. Bir gün Almanya'da Bonn'dan Hamburg'a gitmek üzere trene bindik...

İlk Yurtdışı Tatilimiz.. 20 Gün Avrupa..

Yıl 1985...  Bundan tam 40  yıl önce.. O zamanlar yurt dışı deyince akıllara sadece Almanya gelirdi.  Oranın adını da sadece iş için Almanya'ya gidenlerden biliyorduk. Şimdiki gibi gazetelerde yayınlanan sayfa sayfa turlar, geziler falan yoktu.  Yurt dışına çıkmak isterseniz.. siz bilirsiniz..  Uçak yok denecek kadar az kullanılıyordu, çünkü çok pahalıydı..İnternet yoktu..  Google yoktu :))  turizm siteleri, araba kiralamalar, internetten otel bulmalar, Google'dan haritaya bakmalar, gezi yorumları okumalar, Facebook'tan kim nereye gitmiş? nasıl yorum yapmış?  fotoğraflara bakmalar yoktu..  Şimdiki gibi akıllı cep telefonları da yoktu.. hatta akıllı olmayanlarının da keşfine daha 10 yıl vardı.. Eee peki bu şartlarda yurt dışı tatili de neyin nesi? dediğinizi duyar gibiyim :)) Daha Türkiye'nin bir çok yerini keşfetmemişken..  Henüz 4 yıllık evliyken.. Üstelik bütçemiz dar ve ne harcıyorsak yazdığımız dönemlerdeyken.. (Yeniköy yıllar...

Servisi Kaçırınca Tek Çare Otostop..

Eczacıbaşı Ayazağa Köyün'deydi.. yolları da şimdiki gibi değildi maalesef.  Şimdiki  Maslak'tan giriş eskiden küçük bir yoldu.  Bu yolun başında bir büfe ve taksi durağı vardı.  Bazı günlerde servisi kaçırdığımda minibüsle Maslak'a gelir buradan taksiye binerdim. Tabii taksi bulabilirsem!! Yeniköy'den Ayazağa Ayazağa'nın yolları o kadar bozuk ve çamur içindeydi ki ;  taksi sürücüleri   "abla arabayı yeni yıkadım, oraya girersem batarım"  der ve  o yollara girmezlerdi.  Yola girmek için de fazla para isterlerdi. Çaresizlikle yoldan geçen araçlara el ederdim. Bu yoldan kamyon çok geçerdi. Özellikle kömür kamyonları olurdu. Bir çok kez bu kamyonlara binerek işe gitmişliğim vardır. Hatta bir keresinde yine kömür kamyonuna binmiştim. (Kamyon yüksek olduğu için çok zor binerdim).. Söforün üzerinde bir şalvar, boynunda bir poşu vardı.  Şiveli konuşuyordu. Ben genellikle hemen çalıştığım yerden bahsederdim. Çünkü sabahın köründ...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Şans Kapıyı Çaldığında Hazır Olmalı...

Hayatta öyle dönemeçler vardır ki;  buralardan geçerken yaşamınızın nasıl değişeceğinin farkında değilsinizdir..  Yaşayıp bittikçe ancak değerlendirilir..  Bu dönemeçlerde   "doğru kararlar vermişim" demek için bu yaşanmışlıkların mutluluk vermiş olması gerekir. Bir şey başka bir şeye vesile olabilir.. Bir kişi sizin yön bulmanızda yardımcı olabilir.. Hayat tesadüflerle doludur.. Önemli olan şans kapıyı çaldığında hazır olmaktır.. Eğer kapının çaldığını duymazsanız, ya da bekle hazırlanayım derseniz.. geç kalmış olabilirsiniz.. Squibb’den ayrılmıştım, yaz gelmiş ve geçmişti, sonbahara yaklaşmıştık. Evde oturduğum günlerde yakınımda hiç kimsem olmadığından tek başımaydım. Gürcan vardı ama tüm gün sadece onunlaydım. Sadece 1,5 yaşındaki oğlumla konuşuyor geri kalan konuları kendi içimden konuşuyordum.. Ne bir arkadaşım, ne bir komşum ne de akrabalarım yanımdaydı.. Herkesler uzak kalıyordu. Günübirlik gidip gelinecek yerler değildi.. Hele o arabasız şartlarda....