Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tutunamayan Biriyle Eczacıbaşı'ndan Avon'a..

Avon'da Bölge Satış Şefi olarak çalışıyordum. İşlerim çok yoğundu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi İstanbul'un Avrupa yakasındaki tüm ilçeler ve  Çatalca, Silivri, Tekirdağ, Çorlu, Kırklareli'nin de dahil olduğu  geniş bir alanda çalışıyor, büyük bir satış ekibini ve hedefini yönetiyordum. Depremin ardından  ailecek düzenimizi oturtmuş ve annemlerin yıkılan evlerine karşılık bizim yanımıza Mimaroba'ya yerleşmelerini sağlamıştık ama bu sefer de babamı kaybetmiştik. Babamın vefatı beni çok etkilemişti..  Neredeyse enerjimi tüketmiştim. Bu arada hızla kilo vermeye başlamıştım. Sindirim sistemim iyi çalışmıyor, hastalık ve ölüm korkusu üzerime yapışıyor, geceleri babam aklıma gelince burnumun direği sızlıyordu. Uğraştığımız şeylerin ne kadar boş olduğunu ve anlamsız olduğunu düşünüyordum, tutunamıyordum.. Sağlığımı düzene sokamayınca doktoruma gittim,  "sağlıklısın, tüm yaşadıkların psikolojik"  dedi.. Sindirimi düzene sokacak bir ilaç ver...

Çıraklık Dönemim.. Çınarcık'ta Bir Pansiyon, Aytepe'de Bir İstasyon..

Babam zaten otelcilikten geldiği için, yabancı dilinin olması, turistlerle mükemmel anlaşması ve eğlenceli kişiliği nedeniyle turizmi çok seviyor  ama patronlarla da uyuşamıyordu. Annemle ilk evlilik yıllarında  Ankara'da bu sektörde çalışmış ve çok iyi paralar kazanmış ama patron anlaşmazlıkları ve fikir uyuşmazlıkları nedeniyle bir çırpıda ayrılıvermişti.   Bu yıllarda daha ben doğmamıştım.. Daha sonra da İstanbul'a gelmiş ve Hilton'da uzun yıllar çalışmış ve oradan da emekli  olmuştu. Babam emekli olduktan sonra boş durmamış ve yeni iş alanları keşfetmeye ve girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Önce Antalya'da bir otele  yönetici olmuş, ama biz tatile çıkıp ta yanına gidene kadar  işi bırakıp geri dönmüştü. O zamanlar  ortaokuldaydım.. Patronun çok cimri olduğunu,  babam lekeli ve rengi dönmüş çarşafları değiştirmek gerektiğini söyleyince itiraz ettiğini, babamın da tüm çarşafları çaresiz boyamaya gönderdiğini  ve türlü hi...

Mustafa Koç

Mustafa Koç  ansızın aramızdan ayrıldı.  Acı haberi aldığımda gözlerim yaşarmıştı. Hiç bir anım olmamasına ve hakkında çok şey bilmememe rağmen  Türkiye'nin aydınlık yüzünü temsil eden bu adam için bir değerimizi kaybettik dememek elde değildi. Hamit'le birlikte Taksim'e gitmişken bir taziye bildirmeden dönmeyelim dedik ve Divan Oteli'nin yolunu tuttuk. Hava kararmaya başlamış, kar yağmaya devam ediyorken otelde uzun bir taziye kuyruğuyla karşılaştık. Böylesi bir taziyeyi ilk defa yaşıyordum. Otelin girişinden alt katına kadar kuyruk ilerliyordu. Takım elbiseli, kravatlı, paltolu beyler, saçları bakımlı şık giyimli kadınlar..  Siyasetçiler, sanatçılar, iş adamları ve biz.. Otelin giriş katında beklerken  etrafa bakıyor ve Gezi olayları sırasında otelin giriş katının gençlere açıldığını  ve  destek verildiğini hatırlıyorum. Burası otelin resepsiyonu.. içeri gaz bombası atılmışken..  Tavandan sarkan kırmızı kocaman ihtişamlı avizeler...

Kadınlar Günü

Suffragette..  Film  İstanbul'da bile çok az sinemada oynuyor.  Gümbürtüye giden bir çok şeyin arasında bu film de geçmişte verilen gerçek bir mücadeleyi anlattığı halde  eğlenceli filmlerin arasına maalesef girememiş.  Sakın siz de okumaktan sıkılıp yazımı yarıda bırakmayın..  Sizinle  çok enteresan şeyler paylaşacağım. Bizde  filmin adı  Diren   konulmuş. . ..   İngilizce'de   " Oy Hakkı"  a nlamına geliyor.  "Protesto yoluyla,  oy kullanma hakkını arayan kadın."    demek..   Film İngiltere'de  kadınların seçme-seçilme hakkı elde etmek için nasıl mücadele verdiklerini anlatıyor.  Aynı bizim gibi..  😓  Çok merak ettim bizde de böyle bir mücadele var mı acaba? diye Google'dan arayınca  Atatürk'ün bu şahane giyimli kadınlarla  fotoğraflarını buldum. İngiltere' yi arayınca mücadele eden kadın fotoğrafları, mücadelenin tarihi, resiml...

BABAN GİDERSE.. Aklın Gider, Canın Gider..

1999 Depreminde  annemlerin evinin yıkılmasıyla bir çok şeyimizi kaybetmiş olduk. Babamın gözlerindeki problem nedeniyle lupla okuduğu ve aşık olduğu kitaplar,  dergiler, ansiklopediler,     okuduğu kitaplardan çıkardığı notları, formülleri, denklemleri yazdığı sarı sayfalı kalın ciltli defterler,    tüm geçmişine ait siyah-beyaz fotoğraflar,   albümler,    anneme 40 yıl önce nişanlıyken yazdığı saçının telini istediği mektuplar..     tüm geçmişlerine ait hatıralar silinmişti..  Tüm hayatları boyunca  değer verilmiş,  her türlü koşullarda bile saklanmış,  biriktirilmiş her şey  yok olmuştu. Yine de sadece  “ Canınız Sağolsun”   diyorduk..  hepsi bu... Annem ve babam o yazı Avşa'da geçirdiler.  Bundan böyle bir deprem evi alacaklardı ama o yıllara yayılacaktı. Biz Mimaroba'da ilk yerleştiğimiz 2 oda salon evimizden 3 odalı daha geniş bir eve taşınmış ...