Ana içeriğe atla

Yeni Zelanda



Yeni Zelanda Havayollarının uçağına bindikten sonra güvenlik filmi başladı. Hani bizde AtlasJet çocuklarla çevirmişti, harika bir filmdi. Burada da Hobbit` lerle çevirmişler. Hobbit`ler ucağa biniyor, türlü kural dışı şey yapıyorlar.  Sonra birbirlerini uyarıyorlar..  Son derece komik bir film olmuş. Peki neden Hobbit`ler?  Çünkü Yüzüklerin Efendisi filminin çekildiği yer  Yeni Zelanda..

Beklentimiz büyük.. Yemyeşil bir ülke, sıradışı bir coğrafya hayal ediyoruz.. Uçakta çok leziz bir akşam yemeği ve kahvaltı nın ardından Hawaii den Yeni Zelanda ya 8,5  saat süren bir yolculuk yapıyoruz. Gece  uçtuğumuz için problem yok.. Sabah erkenden havaalanındayız.  Otobüsü bulup hemen şehir merkezine geliyoruz.  Şoföre otelimizin adını söyleyince bize yardımcı oluyor,  en yakın yerde caddeden geçerken bizim oteli işaret ediyor ve  indiriyor..

Otelimiz çok merkezi. Odaya girince bir de bakıyoruz ki :  kocaman bir oda ve bir mutfak.. Mutfakta mikrodalga fırın, su ısıtıcısı, çaylar, kahveler, tabaklar, çatal-kaşıklar, buzdolabı.. Oooooo.. harika..

İlk bakışta pek bir şey vermeyen, siradan, biraz karanlık bir şehir.  Her gün dolaştıkça farklı bir özelliğini, farklı bir yerini keşfediyorsunuz.  Aşağıdaki resme bakarsanız ilk bakışta bir şey vermediği kesin.. Bir çok adadan oluşuyor.  Ülkenin tanıtımını yaparken tüm adaları görmeniz gerektiğini söylüyorlar.



Dosya:AucklandPano MC.jpg


Ülkenin doğal yapısı spor aktiviteleriyle pazarlanıyor.  Turizm de bunlar öne çıkıyor. Hepsi farklı yerlerde deniz görecekseniz  kişi başı 60 dolar verin götürelim.. Yok dağlara gidip kuşları böcekleri görecekseniz, trenle dolaştıralım.. o da kisi başi 45 dolar.. Köprüden atlayacaksanız 145 dolar.. Karşı adaya geçip bir göreyim derseniz, yarım saatlik yol gemiyle  11 dolar.. Daha uzaktaki 35 dolar..




İnsanin içi acıyor.. Turistlerin nasıl bedava her şey dahil tatil yaptıklarını, Bodrum da, Marmaris te nasıl tam günlük turlara bedava denilecek paralarla katıldıklarını, bir de üstüne teknede öğle yemeği dahil salata ile misss gibi balık yediklerini düşününce.. yok yok.. diyorum.. az gelişmişlik bu işte.. varlıklarının değerini bilememek.. ülkesini iyi pazarlayamamak, gelenleri iyi ağırlayamamak..


Dosya:Flag of New Zealand.svg

Yeni Zelanda Bayrağının sol köşesinde Ingiltere Bayrağı var. Paralarında Kraliçenin resmi  sokaklarında Kraliyet ailesindeki Prenslerin isimleri...



Trafik Ingiltere 'deki gibi soldan akıyor. O zaman hayırdır diyor insan.. Bu ülkeler bağımsızlar.. neden böyle? İngilizlerle işleri ne?





Bir zamanlar   "Britanya İmparatorluğu'nda güneş hiç batmaz"  denirmiş.  Dünya'nın her tarafında o kadar geniş toprakları varmış ki, birisinde mutlaka gün ışığı olurmuş.

Nasıl olmasın.. Bakar mısınız!    İngiltere tarih boyunca bir çok ülkede sömürgeler oluşturmuş.  Bu uzak ülkelere gidebilmiş çünkü..  Dünya' da ilk kez buharlı gemileri yapmış..

Kaptan James Cook Pasifik Okyanusunda cirit atmış. Bir çok adayı ilk defa olmasa da keşfetmiş ve yönetimi altına almış.

Britanya İmparatorluğu..

Dünya'nın her tarafındaki topraklarında güneş hiç batmaz tabiiki.. 


Dosya:Commonwealth of Nations.svg


İngiltere Krallığı  bu ülkeler üzerindeki  sömürgesini yıllarca sürdürmüş.  Bundan dolayı da  buralarda büyük iz bırakmış.  Ülkeler bağımsızlıklarını elde ettikleri halde Kraliçe II. Elizabeth`e bağlılıkları devam ediyor.

Aynı zamanda bu ülkeleri kendine bağladığında İngiltere`den de milyonlarca İngiliz  buralara göç etmiş. Bu yüzden buralarda bir çok İngiliz yaşıyor.   Öyle mahalleleri var ki dolaştığınızda kendinizi İngiltere' de sanırsınız.  Kültürler farklı ülkelere taşınmış, birleşmiş.. Ingilizce tüm bu ülkelere yayılmış..  Hatta Amerika`nın  bir çok eyaleti de bağımsızlığını İngiltere İmparatorluğu'ndan kazandığı için Amerika kıtasına da İngilizce böyle yerleşmiş.

Sadece dil yayılmamış, spor da gelmiş. İngilizlerin çok sevdiği ve onlara ait olan futbol, kriket, tenis, golf  buraların da sporu olmuş.  Yeşil sahalarda  Yeni Zelanda'da hep kızlı-erkekli karışık futbol takımları görmek, kriket sahalarında oynayan bir çok takımı seyretmek mümkün.. çok yaygın.. 




Ayrıca  Yeni Zelanda' da ve Avustralya 'da trafik İngiltere'deki gibi soldan akıyor, direksiyonlar terste..  İngiltere Krallığına bağlı tüm ülkelerde böyle sanırım. Kıbrıs'ta da olduğu gibi.. 

Ülkeler daha sonra bağımsızlıklarını kazanınca kopmamışlar..  kendi istekleri ile İngiltere ile İngiliz Milletler Topluluğu oluşturmuşlar.  Karşılıklı ekonomik ilişkilerini geliştirmişler. Birleşik Krallık bu ülkelerin sembolik en üst düzey yöneticisi olarak kalmış. Bu yüzden paralarında hala II. Elizabeth resmi var.  Paralarının arkasında da Yeni Zelanda hayvanlar aleminin değerini ve çeşitliliğini gösteriyorlar..  Düşünsenize paranın ön tarafında bir Kraliçe resmi var, arkada yine çok değerli varlıklar :))




O zaman insan düşünüyor...  zamanında sömürge olup bugün kalkınmış ve refah içinde ülkeler olmaları mı daha iyi?  yoksa bağımsızlık savaşı verip, şu anda ekonomisini ve siyasetini bataktan çıkaramayan  ülkelerden olmak mı iyi?  bilemiyorum..  Buralara bakıyorum.. bu konuları çoktan halletmişler, başka boyutlara geçmişler.. zamanında köle olarak bu topraklarda çalışmış nesillerin çocukları olan zenciler, uzak doğulular şu anda çok iyi şartlardaki ülkelerde yaşıyorlar.

Tüm milletlerden insan bir arada yaşıyor, eğitim görüyor, tüm imkanlardan faydalanıyor. Yeni Zelanda' da İngilizler, Uzak Doğulular, Hintliler, Çinliler..  Hepsi kendi kültürlerini de yaşatıyorlar. Lokantaları, mağazaları, kendi ana dilleri, mahalleleri..

Bir hastane binası. pırıl pırıl..




Buraya gelmeden görmeden önce Yeni Zelanda gözümde bambaşka bir coğrafyaydı.  Doğası sıradışı olmalıydı. Tüm dünyaya adını böyle duyurduğunu, ülkesini farklı yönleriyle dünyaya pazarladığını gördüm. Çok stratejikler..  Elbette doğal güzelliklerinin hepsini görmem mümkün değil, koca ülke.. ama bizim coğrafyamızı yaşamış görmüş birinin şaşırması pek mümkün değil..

Tüm gençliği ülkelerine çekmişler.. Onlarca üniversite ve kolej var. Ben başka bir yerde bu kadar öğrenci görmedim, her yer genç kaynıyor. İngilizler, Araplar, Hintliler, Çinliler.. Ülkeler gençleri kendilerine çekmek için takla atarken Yeni Zelanda ülkede öne çıkardığı özellikleriyle bu işi çoktan halletmiş.  Tanıtımlarında  Yeni Zelanda Üniversiteleri öğrenciye bağımsız çalışma ve araştırma yapma yeteneği kazandırmak için çalışır... demisler..  Okullar çok guzel..

Avustralya'da da öyleydi..  Bir koca binanın her katında farklı bir üniversite vardı. Charles Darwin Universitesi adı ne kadar ciddi değil mi? Bir de web sitesine girip bakın.. oraya kaydolup hemen okumak istersiniz..  





Auckland şehir merkezini iş dünyasına, turizme ve öğrencilere tahsis etmişler. Bankaların yüksek binaları, dükkanlar, yeme-içme yerleri, okullar, yurtlar, öğrenci evleri.. Hepsi bir arada ve merkezdeler.  Buralarda  hiç ev yok. Evler daha merkezin etrafına dağılmış, müstakil, tek katlı.. Merkez öğrencilerin..

Bizim de otelimiz merkezde olduğu için çok fazla gözlem yapma şansımız oldu. Cuma gecesini görmelisiniz. Caddelerden akın akın gruplar halinde gençler geliyor. Kızlı erkekli.. kızlar süslenmiş.. şarkılar söylemeler, bağırmalar, caddelere oturmalar.. Koloni halinde yaşıyorlar..  Tüm ülke gençlerin aksiyonlarıyla dolu. Etrafta ne polis var ne onlara karışan..  Saat  22:00 den sonra fast-food' cular dolup taşıyor.  24 saat açıklar. Hepsinde internet bedava.. günlük belli bir MB kullanım hakkı veriyorlar.. . Bir sürü free internet kabini yapılmış.. Gençler saatlerce free olan yerlerde oturuyorlar.





Köprüden atlama, denizde kayak yapma, dağcılık, en yüksek binadan atlama, en yüksek binanın tepesinde yürüyüş yapma, iki ipin ortasında havaya fırlatılma... ne kadar kanınızı donduracak şey varsa burada.

Burada en yüksek binayı kule olarak yapmışlar. SkyTower.. Bu kuleden atlayabilir, üzerinde yürüyebilirsiniz. Sizi askılarla bağlıyorlar, yürüyorsunuz..





Bu kuleyi Auckland`ın simgesi yapmışlar ... Başka bir özelliği yok. İçinde restoran var. 

Kulenin yanındaki ışıklı dikmeden sallanan iplerle bir kabinde sizi bağlayıp 360 derece döndürüyorlar. Sanırım iplerin ucunda uzaya fırlatıldığınızı zannedersiniz, çok korkunç.




Buralar turist dolu.. Hepsi tur programlarına katılıyor, önerilen aktiviteleri yapıyorlar.. Birine şahit olduk.. Denizde hız motoruna binip tur atılacak. Kisi basi 50 dolar. Büyükçe bir motor, 20 kişi falan alır. Bir turist kafilesi binecek. Öyle bir seremoni yapıyorlar ki, sanırsınız birazdan Yüzüklerin Efendisi filmi çevrilecek..





Herkese giysileri ıslanmasın diye birer siyah upuzun rüzgarlık, bunun üzerine bir yelek, kafaya şapka, gözlere siyah gözlük.. Herkes giydiriliyor. Motora binmeden önce görevli ne yapılacağını, ne yapılmayacağını açıklıyor. Sırayla bindiriyor. Bu arada tek tek biniliyor çünkü fotoğrafçı bu ilginç kılıkla herkesin resmini çekiyor.  Motor kalktıktan sonra yüzünü limana dönüyor, bir de topluca eller havada resim :))  Turizmden nasıl gelir elde edilir, nasıl organize edilir.. buralardan ders almamız lazım..

Burası pahalı bir ülke. Yeni Zelanda Doları Amerikan Dolarıyla aynı. Giyim kuşam, yeme-içme bize göre çok pahalı. Bir sişe kola 3,99  dolar.. yani bizim paramızla 12 lira.  Yiyecek içecek daha çok uzak doğu mutfağı. Her yerde suşiler dolu.. Bol soslar içinde yüzen yemekler bizi hiç açmıyor.  Ahh diyoruz.. Los Angeles' ta, Hawaii 'de yediğimiz Uzakdoğu yemekleri nerdeeeeee....

Uzak Doğu kültürü dünyanın büyük bir kısmını fethetmiş. Amerika' nın batısındakı eyaletlerde uzak doğulu çok. Yeni Zelanda' da, Avustralya' da.. her yerdeler ve sokaklarda çoğunlukta görünüyorlar.  Yeni Zelanda'da gençler akşamları türlü taşkınlıklar yaparken onlar geceleri hiç sokaklarda değiller..

Buralarda çoğunlukla ofislerde, kurum giriş kapılarında, üniversitelerde  sigara içilmez uyarıları var.  Çünkü burada toplum Amerika' dan daha fazla sigara içiyor.  Ben Amerika' da hiç sigara içen görmedim. Ama burada öyle değil.. sadece tütün satan dükkanlar var. Bazı gençleri sigara sararken gördüm :(  yürürken kadınların elinde sigara, yerlerde izmaritler.. Çok karmaşık kültürlerden gençlerin bir arada olması da bazı şeyleri tetikliyor olabilir.




Yine gençlere yönelik müzik dükkanları çok fazla. Elektronik orglar, gitarlar, bateriler..
kasetler, DVD ler..kulaklıklar, ses sistemleri..




İkinci el giyim eşyası dükkanları var.  Elbiseler, kazaklar, çantalar, ayakkabılar, gece elbiseleri.. gençler alışveriş yapıyorlar :)  Çoğu parça 10 dolar.



Buradaki SkyTower binasının yanında yer alan otelin bir kumarhanesi var.
Olmaz böyle şey.. Ben bu kadar büyük bir kumarhane görmedim. 




İki kat, koca bir alana yayılmış, içerisi kalabalık, neredeyse her masa, her makine dolu.. Öyle girişte bir kontrol yok.  Burada kolayca kocaman kapıdan içeri girdik.  İçerde hep turistler var,  hiç genç görmedim, öğrenciler yok :)

Kumarhanenin üst katında daha büyük oynayan kişiler için masalar açılmış. Hep poker oynanıyor.. İçerde içki ve yemek var ama hepsi paralı. Garsondan bir şey isteyin hemen tahsilatını yapıyor. Bizim Kıbrıs'takiler gibi ekmek elden su gölden değil.. İçkiler çok pahalı değil ama bedava da değil.. Böyle para kazanıyorlar..

Zamanında Çanakkale savaşı için ülkemize gelen İngiliz ordusunda savaşan Yeni Zellandalı askerlerin bir izine rastlamadım.  Acaba Yeni Zelanda Savas Müzesi'nde var mıdır diye gittik ama müze saat beşte kapanmış.. baktık kapılar açık yine de bilet alıp içeri girdik..






İçeride  "100 Yıl önce Moda Fotoğrafçılığı"  konusunda bir sergi vardı. Bu da değişik bir deneyim oldu. Gayet bakımlı giyimli bayanlar beyaz örtülü masalara oturmuşlar hem bir şeyler yiyiyorlar hem de beyaz şarap içip sohbet ediyorlardı.

Müze binasının içindeki avluda bir Cafe..   
İçeri girmeden önce katılımcılar burada oturdular.  




İçeride 1960'larda  çekilmis moda fotoğrafları var.  Birazdan herkes yandaki salonda toplanıyor. Ortada koltuklar etrafinda sandalyeler.. herkes oturuyor. Bir Moda fotoğrafçısı konuk olarak gelmiş,  bir film hazırlamış onu gösteriyor. Film çok esprili herkes gülüyor..

Film bitince bir konuşma yapacak, söyleşi var..  



Çok hoşuma gidiyor. Ortam şahane..  Müze akşam olmuş kapanmamış, farklı kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapıyor, insanları yediriyor, içiriyor, ortam çay bahçesi değil, bildiğiniz 5 yıldızlı otel gibi..

------------

Auckland Dünya'nın en yaşanabilir şehirleri arasına girmiş..

The Economist'in Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri 2011 (İlk 10)[1]
ŞehirÜlkeDerece
1Melbourne Avustralya97.5
2Viyana Avusturya97.4
3Vancouver Kanada97.3
4Toronto Kanada97.2
5Calgary Kanada96.6
6Sidney Avustralya96.1
7Helsinki Finlandiya96.0
8Perth Avustralya95.9
9Adelaide Avustralya95.9
10Auckland Yeni Zelanda95.7

---------

Dışarda kocaman yemyeşil bir park. Dümdüz..... burası yanardağların lavlarından oluşmuş. Zaten Yeni Zelanda denizin içinden fışkıran  yanardağların püskürttüğü toprakların üzerinde kurulu.. Bu park ta dümdüz bir alan. Gençlerin spor alanı. Birçok kişi takımlar halinde kriket oynuyor. Daha ilerde kızlı erkekli karışık takımlarda futbol oynanıyor, güneş çekildikçe etraf kalabalıklaşıyor.




Yolumuzun üzerinde Auckland Universitesi var, içeri giriyoruz.  Gençler kapalı salonlarda spor yapıyorlar. Kimi ping-pong oynuyor kimi boks antremanı yapıyor.. Çok büyük bir salonda da gençler müzik eşliğinde dans edip spor yapıyorlar. Hareketleri onlara gösteren kız da çok genç. Sanki bir aerobik salonu. İçerde yüksek volüm müzik çalıyor.





Öğrenciler değişik kıyafetler giymişler. Sıra dışılar. Kimi papyon takmış, kimi peruk.. :))  O zaman hep düşünüyorum, biz sıradan olanı seviyoruz, formayı, bir örnek olmayı.. Eğitim sistemimiz böyle.. Halbuki buralar farklılıklarla dolu.. ve herkes birbirine hoşgörülü, kimse kimseye karışmıyor' dönüp bakmıyor.. 

Gençler yemek yerken çok gürültü yapıyorlar.. gülüyor, bağırıyor, yüksek sesle konuşuyorlar. Biri de çıkıp   "yaaa.. kesin gürültüyü kafamızı şişirdiniz"  demiyor. Dönüp bakarsanız da hemen özür diliyorlar.. Konuşmaya yüksek volüm alışan bu gençler seslerini çıkarmaktan hiç korkmuyorlar.

O zaman düşünüyorum, biz ses çıkarmamaya ne kadar özen gösteririz..  aman konuştuklarım duyulmasın, sesim fazla yankılanmasın, dikkat çekmeyelim..  ne gam... buralarda herkes özgürce şarkısını söylüyor..







































En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...