Ana içeriğe atla

Gemiyle Bahamalar



Gemi rotamızda 3 tane Bahama adası var.  Nassau, Cococay, Key West. 

Tüm gece boyunca gemi yol kattetti, sabah saat 07:00 de Nassau' ya ulaşmıştı. Kalkıp bir baktık  limandayız. Kahvaltıdan sonra çıkışlar başladı.  İlk defa gemiden çıkıyorduk. Gemiye giriş ve çıkışlar çok kontrollü. Oda kartlarımız çıkarken güvenlik makinalarına basılıyor, böylelikle kim çıktı kim çıkmadı biliyorlar.

Gemiye Miami' den ilk binişimiz sırasındaki güvenlik işlemlerinden biri de bir fotoğrafımızı çekmeleri oldu. Bunu da ne yapacaklar? diye düşünmüştük. Simdi nerede kullanacaklarını anladık.


Kapıdan çıkarken ve girerken siz oda kartınızı güvenlik girişindeki makineye okuttuğunuzda görevlinin önündeki ekrana fotoğrafınız çıkıyor.

Görevli gemiye binenin siz olup olmadığını yüzünüze bakarak onaylıyor.

Adalardan gemiye iniş binişler çok kontrollü, Bahamalar'dan bu gemilere kaçak olarak binip Miami'ye ulaşmak,  kartını kaybeden birinin kartını bulup gemiye binmek çok kolay olurdu.


Çıkış için her kata uyarı yazmışlar 2.kattan çıkılacak ama her katta görevliler sırayla yönlendirme yapıyorlar, sıraya sokuyor herkesin asağıya bir anda inmesine engel oluyorlar. Kısa zamanda binlerce kişiyi indirmeyi başarıyorlar. Hiç kargaşa yok.

Gemiden çıkar çıkmaz adalılar motor turlarıyla sizi yolda karşılıyorlar. Nereye gidiyor? Atlantis adasına.  Kaç lira?  Bu tur  motorlarına binip püfür püfür adaya varıyoruz.






Atlantis ;  içinde  kocaman lüks bir otel bulunan, ünlülerin  gelip kaldığı kocaman bir ada.  



Atlantis Oteli giriş çıkışlarında güvenlik önlemi yok.  Kim gelirse içine girip dolaşabiliyor.

Hatta plaja kestirmeden geçmek için oteli kullanabiliyorsunuz. 


Otelin etrafında güzel mağazalar, kafeler sıralı. 
Halk Plajı tam da bu lüks otelin plajına komşu. 


İncecik kumlar,  geniş bir sahil ve 
karayı döven bir deniz.  


Bir güzel kumlara yayıldık, güneşlendik.
2014 yılının ilk deniz siftahını böylece  Şubat ayında yapmış olduk :)


Gemiye döndükten sonra hazırlanıp tekrar dışarı çıktık. Yemek saatine  kadar limanda yapılmış olan bir internete bağlanma bölümünde oyalandık. Gemide internet ücretli olduğundan çoğu kişi burayı kullandı. İnternet artık hayatımızın bir vazgeçilmezi, sevdiklerimizle aramızda köprü, uzakları yakın eden bir bağlantı.

Nassau' da aksam saat 18:00 'de her yer kapandı. Oysa gemi gece saat 23:00 'e kadar limanda kaldı. Yani ömürlerini para kazanmaya adamamışlar :)

Zaten bindiğimiz motorda etrafı anlatan dişleri dökülmüş bir zenci vardı.  "Yolculuk Amerikan saatine göre 30 dk sürecek, merak etmeyin Nassau saatine göre söylemedim. Eğer öyle söyleseydim 45 dk. derdim. Neden? bizim bir yere yetişmek için acelemiz yok ta ondan ;)) "  diyerek konuyu özetliyordu aslında.

Gece 23:00' te gemi biz  eğlencedeyken hiç haberimiz olmadan harekete geçmiş bile. 
Ertesi gün sabah yine erken bir saatte bu sefer Cococay' a yanaştık.

Cococay'i görünce aaa ne küçük bir kara parçası diyoruz. Bizim Adalar  gibi bile değil,  zaten haritalarda görünmüyor.  Tekrar güvenlik kontrolüyle dışarı çıkıyoruz. Çıkış kapısına havluları dizmişler,  "havlu almayı unutmayın" diyorlar.  Buradaki havlu olayı harika, ne kart var ne belli bir saattte iade.  Almayı unutanlar olmuştur diyerek çıkış kapısına kadar getirmişler ;)

Cococay  gemilerin turizme açtığı  bir tatil adası. İçinde belki sadece araziyi düzenleyen görevliler yaşıyordur, ev falan görünmüyor. Bu kara parçasının her tarafı bir koy. İçinde palmiyeler, güneşlenme sezlongları, hamaklar, barlar, tuvaletler, duşlar, başka bir koyda  su sporları..





Acaba güneşlenip denize girip gemiye mi döneceğiz ?   Biz denize girelim,  güneşlenelim, etrafı keşfedelim derken gemi ikramları kendini karada göstermeye başlamış bile.

Orta alanda canlı bir yerel orkestra güzel güzel müzikler çalarken, bir yandan çeşitli büfeler açılmış, gölgelerde oturma yerlerinde yemeye başlanmış.   Hamburger, sosis, salata,  Çin mutfağı, tavuk, et, meyveler, tatlılar, ekmekler, içecekler, dondurmalar..




Herkes self servis istediğini alıp tahta masalara kuruluyor, yiyen çöpünü kaldırıp atıyor, yerine başkası oturuyor.  Çöpler kutularda çok birikmesin diye büyük çöp torbalarıyla da yanınıza gelip toplama yapıyorlar.

Ortada binlerce tabak, plastik kaşık, çatal, bardak, peçete, yemek artığı olmalı, masalar çöp içinde olmalı, yerlerde peçeteler uçuşmalı..  Şöyle bir etrafa alıcı gözle bakıyoruz. Etrafta bir çöp yok ;))

Tüm adada gemi personeli çalışıyor, adada yasayan yerliler de tuvaletlerde ve  spor aletlerinde görülüyor. Gemi personelinin hepsi aynı desenli gömlek ve pantolonlu. Hepsinin ayakkabıları tertemiz boyalı. Hepsinin yakalarında bir rozet var, adı, görevi ve nereli olduğu yazıyor.


Gemi personeli adada tüm gün boyunca dolaşıyor  ve satış yapıyorlar.  Çeşitli içkiler, sodalar, meyve suları, bira, kola, ne isterseniz size getiriyorlar.  Bunlar için ekstra ücret hemen ceplerindeki ödeme aracıyla şıp diye oda kartınıza yazılıyor.




Spor aletlerinde jet-ski, kano, deniz üzerinde tırmanma ve tramplen var.  Kanoları tek tek değil, hepsini birden denize çıkarıp başlarında yönlendiren biriyle toplu olarak ayni güzergaha yönlendirdiler,

Bu  çok güzel bir görüntü verdi, ayrıca hepsi başka tarafa gitseydi kim onları toplayacaktı? harika değil mi..


Cankurtaran var, denizin kenarında değil, ortasında. Ne mantıklı.  Oturduğu yüksek platformun  hemen altında da motoru duruyor.  Su sporlarının yapıldığı bölgede herkesi kolaçan ediyor.

Bizimkiler gibi karada kumlar üzerinde değiller..

Bulduğumuz hamaklara kurulup, gözlerimizi hafif kapatıp,  palmiyelerin yapraklarından sızan güneşi seyrediyoruz.  Ne çabuk akşam oldu. Saat 17:30 da gemi buradan hareket edecek, toparlandık. Bizim gibi herkes harekete geçmiş, kimi gitmiş bile, kimi yola çıkmış, kimi de biraz daha kalalım modunda..

Bu adadan gemiye  motorla  gidip geliyoruz..  çünkü ada küçük, öyle koca gemilerin yanaşması için limanı yok, küçük motorlara uygun. Sırf gemi yanaşsın diye kocaman bir beton yığını yapmamışlar. Ayrıca bir gün ada bir geminin, ertesi gün başka bir geminin.. Ada sadece bir geminin yolcularını ağırlıyor.

Bu büyük  motorlar her yarim saatte bir gemiye gidip geldiler. Canınız sıkıldı dönün, sonra yine gelin, özgürsünüz, o kadar yani ;))



Bu motorlara iniş biniş de yine aynı düzen içinde, sırayla, izdiham olmadan, yine görevliler sayesinde düzenle yapılıyor.

Bu görevliler nedeniyle her şey çok güzel ilerliyor.  İnsanlar sırada aman hakkımı yediler, kaynak yaptılar, öne geçtiler diye düşünmüyor, hatta kuyrukla hiç ilgilenmiyor.  Çünkü onun işi tatil yapmak, kuyruğu düzene sokacak bir görevli zaten var ;))  bunlar ne hoş geliyor bir bilseniz.

Buralarda hayran olduğum şey bu ;  uyum, sistem ve düzen.

Bir keresinde gemiden Miami 'de inerken pasaport kontrolünde sıra bizdeyken görevli geldi ve bir bayanı benim önüme geçirdi, açıklamayı da görevli bana yaptı. Öne geçen bayan oralı bile olmadı.. "aman lütfen.. acelem var"  diye kimselere  kıvranmadı.


Görevli bana geldi ve "bu bayan Amerikan Havayollarında Hostes ve uçağına yetişmesi gerekli, görevi var, onu öne alıyorum" dedi .. işte budur.  "Elbette.. tabii ki.. buyrun"..




Hayran olmamak elde değil.. Biz böyle şeylere hiç alışık olmadığımız, her işimizi kendimiz hallettiğimiz, herkesle kavga edip, uyararak, düzeni sağlamaya çalıştığımız için acayip hoş geliyor.

Bu işlemler sırasında herkese adil olunduğunu hissediyorsunuz.  Huzuru bozacak hiç bir şey yok. Hiç strese girmiyorsunuz. Böylece dışarıya değil kendinize odaklanıp sohbet edebiliyorsunuz. Bundandır yabancıların etrafa bakmamaları. Bizimse gözümüz sağda soldadır..


Görevliler size yol göstermek için sizinle geliyor, makinada bilet alırken takıldığınızda biletinizi alıyor, havaalanında online işleminizi yapıyor, elinizdeki bilete bakıp sizi doğru sıraya yerleştiriyor. Her yerde yardım alacak, soru soracak, düzeni sağlayacak biri var.  Çoğu kuyruğa gireriz, çok sonra yanlış kuyrukta olduğumuzu anlar, diğerinde en sondan bir daha başlarız. Burada bu yanlışa kimse düşmez, daha kuyruğa girerken doğru olmasını sağlıyorlar.

Bizi gemiye taşıyan motor iki katli. Bir seferde 300 kişiyi taşıyor.  Tahta oturma sıraları var. Motor boşalırken öndeki sıralar boşalana kadar arkadakiler bekliyor. Her bir sıra boşalmadan arkadaki öne geçmiyor.  Üst kat boşalmadan alt kattan kimse çıkarılmıyor. Ondan sonra bu sistemler bir kültür haline geliyor.  İnsanın hayatı böyle geçince alışıyorsunuz.

Biri bir yerinize dokunsa hemen dönüp özür diliyor.  İnsanlar birbirleriyle çok kolay diyaloğa giriyorlar, hemen tanışıp  sohbet ediyorlar.  Bir gün geminin asansöründe bir bayan bana bakıp "saçının rengini çok beğendim"  dedi.  Hem çok hoşuma gitti, hem de çok şaşırdım, bu yaşıma geldim tanımadığım birinden iltifat almadım, hele asansörde. Onlar sa hemen birbirleriyle tanışmasalar da sohbete başlıyorlar, o kısa sürede bile espriler yapıp inip binerken gülüşüyorlar.

Nerede olursa olsun sıradışı bir iş yaparsanız işini yapan her kimse sizi uyarıyor. O sırada görevli olan kişi düzeni sağlarken sizden çekinmiyor, kendini rahatça ifade edip ne yapmanız gerektiğini söyleyip ciddi ciddi uyarıyor.

Hamit,  yemek yerken ekmek sepetini  uzatıp  "hangi çeşitten alırsınız" diye soran görevliye  "şunu alayım" derken  elini uzatıp ekmeği aldı.  Zenci görevli hemen  "lütfen elinizle almayın, bana söyleyin ben veririm, bu benim görevim"  dedi. Hem de ne rahatça, çekinmeden, güvenle.   Görevli diyorum çünkü hemen anlaşılıyor..  adam sadece su ve ekmek dağıtıyor.  Bardağınız boş, tabağınız ekmeksiz kalmıyor.    Ekmeklere elinizin değme ihtimaline karşı uyarı alıyorsunuz. Saygı duyuyoruz. Farklıyız ama güzel şeylere çabuk alışırız :)) 















En Popüler Yazılar

Miami de Hayat..

Henuz Miami deyiz. Gemiden indikten sonra otelimize yerlesiyoruz. Bu sefer Miami nin Beach denilen caddelerinde otobusle bir tur atiyoruz. Miami beach en luks otellerin bulundugu ince uzun bir ada parcasi, turistik bolge. Fakat bu bolgede dolasirken denizi goremiyorsunuz. BIr tarafta oteller denizi tamamen kapatmislar, diger tarafinda da mahalleler. Aslida dogasinda arada nehirler, ve goller olan bu bolgede dogal guzellikleri farkedemiyorsunuz, cunku sehirin icinde kaybolmus. .  Sahil seridinde uzun ve genis bir kumsali var ancak ogleden sonra uzun otellerin golgesinde kaliyor.  Kumsalin hemen yanibasinda sahili zapteden bu oteller hic sevimli gorunmuyor. Mimari yapisi ve buyuklukleri bIr sehir goruntusu veriyor.  Okyanus oldugu icin dalgali. Tatil yapilacak bir yer mi?  bu kadar unlu buraya neden geliyor bilemedim.. Hele buralara gelmeden once bizim de unlulerin buralarda oldugunu okuyunca tekrar dusundum.. Neden kendi ulkemizi bu kadar ...

"Yeni bir iş" sanıyordum.. Bulduğum "Yeni Hayatımdı".. Eczacıbaşı-Avon..

Ofiste günler birbirine benziyor, her ay her işlem aynı sırayla defalarca tekrarlanarak yapılıyordu.. Her ay yazar kasa fişleri geliyor, sisteme giriliyor,  KDV beyannameleri hazırlanıyor,  SSK primleri hesaplanıyor, işe giriş-çıkışlar yapılıyor , vb...vb... Her ay birbirini tekrarlayan bu işler daha sona 3 aylık tekrarlanan işler, sonra yıllık tekrarlanan işler olarak sürekli dönüyordu..  İşe kattığım hiç bir farklılık yoktu.. bu rutin benim işim olamazdı.. Bütün bu işler sabır işiydi.. büyük dikkat gerektiriyor, hata kabul etmiyordu..  En küçük hatada müşteriler ya da Devlet kapıya dayanıyordu.. Yaptığım her işi sahiplenmem nedeniyle devamsızlık yapmıyordum ama galiba ben Hamit gibi Mali Müşavir olmak istemiyordum.. Benim Devlet'le işim olmazdı.. !! Eczacıbaşı'nda İnsan Kaynakları'nda çalışan  bir arkadaşımız  bir gün bizim ofise uğramıştı, sohbet ediyorduk..  Ben tüm bu fikirlerimden bahsettim, gelecekte ne yapacağımı tam kestiremiyordu...

Amerika'da Gundelik Hayat

Avrupa'nin neresine gidersek gidelim bir mutfak yabancılığı çekiliyor.  Çoğu kez damak tadımız tutmuyor!  ne yiyeceğimizi bilemiyor, hep bilindik fast food dükkanlarını arıyorduk. Yeme icme konusu buralarda çok güzel..  Miami de bir tavukçuda yedik, sosları harika, çünkü Meksika lokantası.  Dallas BBQ leri, İtalyan Pizzaları, Uzakdoğu mutfakları, makarnalar, hamburgerler, patates kızartmaları, salatalar.. Bunların  her biri  nasıl bir yerde yerseniz yiyin hep aynı fiyat.  Oturduğunuz mekana gore değişmiyor. Hesap geldiğinde bahşiş öyle hesap pusulasının arasına sıkıştırılan bir şey değil. Açıkça hesap pusulasına yazıp kartınızdan çektiriyorsunuz.  Garsonlar yemeğiniz bitene kadar en az 2-3 kez gelip "her şey yolunda mı " diye soruyorlar. Çok ilgililer, gerçekten hak ediyorlar. Aşağıdaki hesap dökümünde görüleceği gibi bahşiş miktarını siz belirliyorsunuz. %15 Normal, %18 Great,  %20'ye  WOW  diyorlar :) Kola s...

Patronum Gülay Başaran..

Patron deyince aklımıza hemen iş yerinin sahibi gelir..  Gülay Başaran  bir şirket sahibi değildir ama kesinlikle patrondur..  Zaten ünvanlar öyle değil midir?  her ünvanın içini çalışan kendi doldurur, değerini kendi belirler.. Tam da bu yüzden Gülay Hn. a  PATRON  demeyi seçiyorum.. Avon'daki işime başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra birlikte çalışmaya başladık ve tam 13 yıl  O'nun direkt bağlı ekibindeydim.. Tüm bu  yıllar boyunca temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Tempo demekle neyi anlatmak istedim ? Patronum Gülay Başaran sabahları beş civarı kalkar, hazırlanır, yola çıkar, şirketin kapısını mesaiden bir saat önce   6,5 - 7  gibi açar.. Günlük değil haftalık değil yıllık planla çalışır. Ajandası herkese açıktır. Masanızda bilgisayarınızdan O'nun ajandasına girip baktığınızda içinizi bir umutsuzluk kaplar.. Görüşülecek boş 5 dakika yoktur.. Tek çare ya sabah 7'de ofise gelip kimseler kapmadan görüşmek ya da öğle yemeğini ...

Dünya Seyahati Planı

2014 yılına büyük bir planla başlıyoruz.   Bir yıldır bu plan içindeyiz. “DÜNYA SEYAHATİ” Geçen yıldan bu yana düşündüğümüz ama çalışırken zaman ayıramamak yüzünden gerçekleştiremediğimiz hayalimiz. Böyle bir seyahat bir haftada yapılamayacağına göre çalışan birinin böyle bir hayal kurması pek de mümkün olmuyor. Şimdi araştırdıkça bir çok gencin meslek hayatlarına ara verip “şimdi değilse ne zaman?” diyerek Dünya seyahatine çıktığını 7-8 ay çok az bir bütçeyle Dünyayı dolaştığını görüyorum. Ancak bunu gerçekleştirebilen çok az genç var. Bu tamamen istemekle ilgili sanırım. Yeterli isteği olanlar hiç bir engel tanımıyorlar. Tam bir yıl önce 2013 Yılının başında bu hayali kurmaya ve canlandırmaya başladık. Öncelikle bu fikri Çeşme Sheraton aklımıza koydu. Nasıl mı?  Geçen yıl bir promosyon yaptı. Çeşme Sheraton’da 30 gün Junior Suite konaklayan misafirlerine  bir Dünya Seyahati   hediye ettiğini duyurdu.   İşleri bir kenara koyunca...

Eczacıbaşı'nda Yeni Hayat

Fabrikaya geldiğimde çok şaşırmıştım. Bahçe içinde kocaman modern bir bina.. girişte solda kocaman bir yemekhane, ortada resepsiyon.. Üst katta her yer halı döşeli, açık kocaman bir alan,  hiç duvar yok, masalar aralardaki dolaplarla bölünmüş. O zamanlar kocaman bu katta sanırım 5 kişi çalışıyorduk. Sonraki yıllarda departmanlar kurulunca 5 kişi çalıştığımız alan yaklaşık 50 kişinin çalıştığı bir kat haline dönüştü.. Fabrikada serum üretiliyordu. Üretim yeni yeni başlıyordu. Fabrika binası kocamandı, üretimin yanında kocaman bir depo, bakım-onarım bölümü, kimya laboratuvarı, mikrobiyoloji laboratuvarları,  test hayvanları (tavşan ve fareler),   kocaman bir konferans salonu, personel için alışveriş yapabilsinler diye küçük bir market.. Çalışanlar işçiler, laborantlar, kimyagerler, mühendisler.. Fabrikada sadece üretim yapılıyordu, ilk  zamanlar diğer departmanlar yoktu. Yönetim kadrosu Eczacıbaşı İlaç'tan gelmişti ama alt kadrolar tamamen yeni kurulmuştu....

Samatya'da Unutulmayan Filmler

Samatya  bizim genellikle iş yemekleri yediğimiz güzel bir mekandır. Misafirlerimizi ağırlamak için bu eski yerleşim yerini çok severim.  Bir çok filme ev sahipliği yapmış bir mekandır. " İkinci Bahar ” dizisi;   Samatya’da  yaşayan insanları, komşulukları, dar gelirli yaşamları, küçük sıkıntıları, büyük hayalleri ve sıcak insan dokusuyla biçimlenen mahalle kültürünü anlatır. Develi'nin tam karşısında Ali Haydar Usta'nın yeri var.  Bu mekan   "İkinci Bahar"  filminin çekildiği mekan..  Bu dükkanın duvarlarında film sırasında çekilen fotoğraflar var. Ocakbaşı ve yemeklerin hazırlandığı mutfak, Şener Şen ve Türken Şoray'ın yemek pişirdikleri tezgahlar aynen orada.. İçeri girdiğimde kendimi bir filmin içinde hissederim. Su andaki sahibi de aynı Ali Haydar'a benziyor. Kim kime benziyor? Şener Şen filmde size mi benzetildi?  Bu sorumuzu  Ali Haydar Usta hep gülümseyerek  "onu da size bırakıyorum, siz yorumlayın"  diyerek ortada bı...

İsviçre'nin Neyi Farklı?

İsviçre geçen hafta bir referandum yaşadı.  Halk kullandığı oylarla yeni asgari ücreti reddetti. Nasıl oluyor da halkın meclisten öte bir yetkisi oluyor?  Referandum yapıyorlar. 2011 Yılında İsviçre'ye gittim.. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ülke topraklarında hiç savaş olmamış.  Dünyanın Bankası durumunda. Herkesin parası orada..  Şimdiye kadar hiç bir savaşta buralara kıyamamışlar :))  Hitler bile buraya gelince durmuş.. İsviçre muhteşem bir doğaya sahip. Yıllardır bunu yeşertmiş, korumuş.. Heidi'nin memleketi.. Teyzesi tarafından Alp'lerdeki  çocukları sevmeyen aksi dedesinin yanına yerleştirilen ve Peter'le arkadaş olan Heidi.. Yaşadığı yerlere, dağlara, yeşilliklere, mutluluğuna o zamandan hayranız.. İsviçre'ye Alp Dağları'na giderken tek tanıdığımız oydu. Dağ bayır dolaşırken izini göremesek te, yaşadığı yerler muhteşem doğasıyla  hayal bile edemeyeceğimiz güzellikteydi. Alp Dağlarının eteklerinde kurulu bir yerleşi...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bir Zamanlar Adana'da Bir Hikaye Yaşandı, Kahramanları Siz, Biz, Onlar..

Ekibim artarak büyüyordu. Öyle ki değişen sistemlerle Bölge Yöneticisi sayısı hemen hemen her ay değişiyor, ekibime başkaları katılıyordu. Eskiden mülakatla seçtiğimiz yöneticilere, işini başarıyla yürüten, sahadan yetişmiş, belli başarılar elde etmiş yeni kişiler ekleniyordu. Her ay başka bir sayıya ulaşıyorduk. Kontrol edilemez şekilde büyüyorduk. Bir gezi sırasında / Antalya'ya Yıllık Toplantıya gidiyoruz.  İstanbul Ekibim Kibele Şöyle bir  saydım.. Tam 17 kişi..  belki eksik bile vardır.  O günler zorlanmaya başladığım ilk günlerdi. Her zaman yaptıklarımı yaptığım sürelerde gerçekleştirmem mümkün değildi. Zaman yetmiyor, ne yapsam da istediğim kalitede herkese yetişemiyordum.  Daha önce başka bir kesitini anlatmıştım..  (okumak için  buraya  tıklayın. ) O dönemler artık dönüm noktası oldu ve iş yapış şekillerimiz, yönetim araçlarımız değişmeye başladı. Büyüyen ekipleri yönetmek için başka şeyler yapmalıydık. ...