Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bodrum'a Gelişimizin Perde Arkası..

Dünyanın birçok yerinde insanlar emekli olunca farklı bölgelere göç ediyorlar.  Bu bölgelerin ne özelliği var diye bakınca iklim özellikleri ön plana çıkıyor. Daha ılıman iklimler tercih ediliyor. Ülkemizde Antalya'ya, Bodrum'a, Fethiye'ye, Kaş'a  yerleşen İngilizler, Almanlar buna en iyi örnek. Buralarda gelip ev almış, dayayıp döşemişler, burada yaşıyorlar Hem sıcak hem onlara göre ucuz. Biz de emekli olmadan bir değişiklik yapamamış, İstanbul'dan kaçamamıştık. Ancak kaça kaça İstanbul'un en dış ucu Silivri'de 12 yıl geçirmiş,  son 3 yılda da  Beylikdüzü'nde karar kılmıştık. Üç yıl önce emekli olunca kendimizi hayallerimize bıraktık ve uzun seyahatler yapmanın keyfini çıkardık. Ancak ne kadar gezersek gezelim yine kürkçü dükkanına döndük. İstanbul  bu yıl bizim başka bir yere gitmemizi istedi.  Son yıllarda bunu açıkça hissettirdi zaten. Bizi öyle bir kıstırdı, öyle kilitledi ki hareket edemez olduk. Sadece bizi kilitlemedi arabamızı da otoparka ...

Bodrum'da Yaşamak İstiyorsanız Elinizi Çabuk Tutun..

Bodrum Çevre Platformu  afişlerinde  "SİT Alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz"  demişti. Zaten her yanında inşaatlar devam eden Bodrum'un daha neresine ne yapacaklar acaba diyerek merakla toplantıya katıldım. Uzakta olanlar için buralarda neler oluyor gördüklerimi anlatayım da sizin de buralara gelme niyetiniz varsa buna göre plan yapın. Bodrum'un adını bildiğiniz her koyunda yeni projeler ve inşaatlar hızla devam ediyor. Hem de tipik Bodrum mimarisine hiç uymayan, tipiyle diğerlerine fark yaratarak fiyatta da farklı olan projeler ürüyor. Böylelikle Bodrumda    yeni bir projeden  ev almak falan hayallerinizi süsleyebilir.  Hayal olarak kalacaktır. Hemen bir örnek ;  Yeni yapılmakta olan orman içinde bir proje, denize yakın değil, orman içinde bu yüzden her villanın yüzme havuzu var.  Bu koca koca duvarları olan evler şehir evi değil mi? Biz boş yere mi kaçtık İstanbul'dan?? İnanın ağaçlar bile ön planda d...

Bodrum'da Öğretmenler Günü..

 24 Kasım Öğretmenler Günü için Bodrum'da bir erken kutlamaya katıldık.  Cumhuriyet Atölyesi Çalışma Grubu tarafından hazırlanan etkinlikte bugünün yapı taşlarını oluşturan iki önemli eğitimci ile tamıştım. Birisi 95 yaşına kadar öğretmenlik yolunda ilerleyen Fatma Refet Angın.. diğeri de Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati.   Bu isimleri daha önce duymamıştık.  Cumhuriyet kendi öğretmenlerini yetiştirmiş ve dört bir yana göndermiş. Öğretmen okulunu bitiren (lise)  kızlar göreve başlamış.. Bu genç idealist öğretmenler kendilerini görevlerine adamışlar, gencecik yaşlarında ailelerinden uzakta bir ülke geleceği için ideallerinin peşinden gitmişler..   O dönemde Atatürk Başöğretmen olarak Mecliste Milli Eğitim konusunda beklentisini ve hedeflerini anlatırken bir yandan da okulları dolaşıyormuş.   Bu gezilerden birinde ;    _..._ Mustafa Kemal Atatürk ile yolları birçok kez kesişen Refet Angın, bir...

Amerika Yerlileri ve Arşivleri

Yeni kıta.. birilerine yeni umutlar ve fırsatlar sunarken birilerini de hızla dönüştürmüş.. yok etmiş.. Önce çocuklardan başlanmış.. İşte o asimilasyon süreci ; ABD’nin  Avrupa'dan  yoğun göç aldığı dönemde Amerikan yerlilerinin kültürel değerlerinin yükseltilmes i olarak tanımlanan bir asimilasyon süreci yaşanmış.  Bu dönemde  ABD Kızılderili yatılı okulları  bu kültürel  asimilasyonda  en etkili odaklardan biri olmuş. Edindiğim bilgiye göre ;   Hristiyan grupların da desteğiyle asimilasyon görevi gören okullarda özellikle yerli çocuklara eğitim veriliyormuş.  Okuma- yazma ve temel aritmetik haricinde teknik okul şeklinde müfredata sahip olan kurum aynı zamanda tarımsal üretim alanında da çocukların becerilerini geliştirmeye yönelikmiş... Öğrenciler bu zorunlu tarımsal çalışmalar sırasında bölge ekonomisi için ucuz iş gücü de sağlamaktaymış Pensilvanya 'da bir yatılı okul.. Kızılderili olmaktan Batılı olmaya yolculuk.. ...

Neden Geziyoruz?

Aradan 3 yıl geçtikten sonra Amerika yeniden gündeme geldi.  Üç yıl oraları özlemek için aslında uzun bir süre. Bizim gündemi düşünürsek bir an önce oksijen alabileceğimiz bir havaya kavuşmak, biraz uzaklaşmak, farklı bir kültüre entegre olmak, yaşam standartlarımızı değiştirmek, kurallara, insanlara, sisteme uyum sağlamak müthiş iyi geliyor. Bu yüzden uzun olmalıydı.  Dünya turumuzda  Amerika kıtasında bir ay kalmıştık ancak bu Güney Amerika'yı da kapsıyordu.  Bir daha gider miyiz?  diye düşündük..  Evet.. Evet.. Evet.. Hatta bu sefer görmediğimiz başka yerleri de eklemeliydik.. Elimizde Amerika'nın bize  "istediğin zaman gel. "  dediği  10 yıllık vizemiz bize göz kırpıyordu. Böyle uzun süreli seyahatleri planlayacak ve gerçekleştirecek fiziksel gücü de iyi kullanmak gerekiyor. Bu yüzden zamanlamalar çok önemli.. Hayal ettiklerimizi gerçekleştirmek için eş zamanlı bir çok şeye ihtiyaç var.  Zaman, para, sağlık, istek, ...

Tutunamayan Biriyle Eczacıbaşı'ndan Avon'a..

Avon'da Bölge Satış Şefi olarak çalışıyordum. İşlerim çok yoğundu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi İstanbul'un Avrupa yakasındaki tüm ilçeler ve  Çatalca, Silivri, Tekirdağ, Çorlu, Kırklareli'nin de dahil olduğu  geniş bir alanda çalışıyor, büyük bir satış ekibini ve hedefini yönetiyordum. Depremin ardından  ailecek düzenimizi oturtmuş ve annemlerin yıkılan evlerine karşılık bizim yanımıza Mimaroba'ya yerleşmelerini sağlamıştık ama bu sefer de babamı kaybetmiştik. Babamın vefatı beni çok etkilemişti..  Neredeyse enerjimi tüketmiştim. Bu arada hızla kilo vermeye başlamıştım. Sindirim sistemim iyi çalışmıyor, hastalık ve ölüm korkusu üzerime yapışıyor, geceleri babam aklıma gelince burnumun direği sızlıyordu. Uğraştığımız şeylerin ne kadar boş olduğunu ve anlamsız olduğunu düşünüyordum, tutunamıyordum.. Sağlığımı düzene sokamayınca doktoruma gittim,  "sağlıklısın, tüm yaşadıkların psikolojik"  dedi.. Sindirimi düzene sokacak bir ilaç ver...

Çıraklık Dönemim.. Çınarcık'ta Bir Pansiyon, Aytepe'de Bir İstasyon..

Babam zaten otelcilikten geldiği için, yabancı dilinin olması, turistlerle mükemmel anlaşması ve eğlenceli kişiliği nedeniyle turizmi çok seviyor  ama patronlarla da uyuşamıyordu. Annemle ilk evlilik yıllarında  Ankara'da bu sektörde çalışmış ve çok iyi paralar kazanmış ama patron anlaşmazlıkları ve fikir uyuşmazlıkları nedeniyle bir çırpıda ayrılıvermişti.   Bu yıllarda daha ben doğmamıştım.. Daha sonra da İstanbul'a gelmiş ve Hilton'da uzun yıllar çalışmış ve oradan da emekli  olmuştu. Babam emekli olduktan sonra boş durmamış ve yeni iş alanları keşfetmeye ve girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Önce Antalya'da bir otele  yönetici olmuş, ama biz tatile çıkıp ta yanına gidene kadar  işi bırakıp geri dönmüştü. O zamanlar  ortaokuldaydım.. Patronun çok cimri olduğunu,  babam lekeli ve rengi dönmüş çarşafları değiştirmek gerektiğini söyleyince itiraz ettiğini, babamın da tüm çarşafları çaresiz boyamaya gönderdiğini  ve türlü hi...